ALLIANOI

YORTANLI BARAJI

Bu topraklarda ‘ihtiyaç ve gelişme’ adına yaşanan kültür katliamlarına tanık olmak artık yadırganmıyor. Bu bizleri asla yılgınlığa sürüklememeli. Sadece ısrarla “ne yapabiliriz!” sorusunu herkese sordurmalı. Çünkü kültür varlıklarına sahip çıkmak, İNSAN olmanın gereğidir… Eski beyaz bir minibüs evimizin bahçe kapısına yanaştığında heyecandan yerimde duramaz olmuştum. Ortaokula yeni başlayan ben 1977 yılının Haziran ayında, Malatya merkezde doğduğum evde hayatımı derinden etkileyecek konuklarla tanışıyordum.Arabadan konuşmaları modern ama kıyafetleri yabancı olmayan insanlar iniyordu.  En önde tonton, bir ayağı aksayan, güleç yüzlü hocaları ile birlikte kapımızın önüne geldiklerinde merakım daha da artmıştı. O güne kadar hiç karşılaşmadığım 3-4 yaşlarındaki kuzenim benim için elbette önemliydi. Ancak büyüklerin birlikteliği, aralarındaki sohbetler, ziyaretleri çoğaldıkça bu insanlara karşı ilgim artmaya başlamıştı. Sonraki günlerde arkeologfotoğrafçı olan yengem küçük banyomuzu ‘karanlık oda’ olarak işgal etti. Artık banyo bilimsel işler için kullanılıyordu. Bense neredeyse kapının önünden ayrılmadan olan biteni izlemeye gayret ediyordum. Gizemli oda hayalimi zorluyor, geceleri rüyamda fantastik masalların kahramanı kahramanı oluyordum. SB negatiflerin ve fotoğraf kağıtlarının iplere asıldığı sahnemdi bu oda. Artık o haftanın görsellerini gördüğüm tek kişilik küçük bir sinema salonum vardı. Kazı alanına duyduğum merak öyle güçlendi ki kimse ısrarlarıma dayanamadı.  Baraja su tutulacağı için köy kısmen terk edilmişti. Başıboş birkaç hayvan ortalıkta dolaşırken suyun yükselmesinden dolayı en korkulu rüyaları yılanlardı. Gecenin bir yarısında eve döndüğümde hayallerimde artık ‘veterinerlik’ değil, ‘arkeoloji’ vardı. Hafta sonları Malatya’ya geldiklerinde peşlerine takılmak istiyordum. Üniversite sınavında ilk tercihlerim olan arkeoloji bölümünü kazandım. İ.Ü. Arkeoloji Bölümü’nde altı yıl asistanlık ardından Sn Uzunoğlu ile İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde birlikte görev yapma onuruna sahip oldum. O yılları, müzenin bahçesinde kendisi ile konuşurken, arkeolojiye olan merakımı ve mesleki anlamda ‘zehirlenmeme ( ! ) neden olan İmamoğlu ve ekibini’ de paylaştım. Bu arada arkeoloji de Dilkaya’dan Enez’e, Perge’den Troia’ya onlarca yerli ve yabancı kazıya; değişik görevlerde heyet üyesi, bakanlık temsilcisi olarak katılarak deneyim kazandım. Üniversitede öğrencilik yıllarında ise kısa sürelerle de olsa Elazığ’daki baraj kurtarma kazılarına katıldım. İmamoğlu’ndan tam 23 yıl sonra, akademik bir ortam olması gerekirken, bürokrasiye teslim olmuş uygulamalar nedeniyle kendimi İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nden, Bergama Müze’nde ‘Müdür’ olarak buldum. Kucağımda ise bitmez yazışmalar, davalar ve soruşturmalarla mücadelesini vereceğim, ailemi ihmal etmeme bile neden olan diğer çocuğumu buldum. Bu kez sulama amaçlı Yortanlı Barajı Kurtarma Kazısı’nda idealist bir ekiple birlikteydim. Yokluklar, ard arda gelen sıkıntılar, anlaşılamamak, hiç beklemediğim bir şeydi. Üstelik bürokratik açıdan da idarecilik deneyimim yoktu. Ülkenin doğusunda o yıllarda çok kısa bir sürede idealize ettiğim kurtarma kazısını gözlemleyen çocuk ben şimdi ülkenin batısında -yaklaşık 20 yıl sonra- ‘en genç müze müdürü olarak’ üstelik bir ‘protokol müzesinde’, sorunlarla baş başaydım. Bütün deneyimlerimi harmanlayıp ideal bir ortam oluşturarak başarılı bir kazı yapmalıydım.  1998 yılında Bergama Müzesi’ne ‘Müdür’ olarak atandığımda, 1996-97 yıllarına ait kurtarma kazılarına Ankara’dan müfettişler gelmişti. Müze ise neredeyse iki yıldır tümden kapalıydı. İş yoğunluğu hat safhadaydı. Pitane’den Atarneus’a, Gambreion’dan Elea’ya kadar her yerde kaçak inşaat ve define kazısı yapılıyordu. Bu arada zaten sayıca yetersiz olan uzmanlar, birbiri ile konuşmuyor, neredeyse herkes birbirini bakanlığa şikayet etmişti. Bu huzursuzluğun en büyük nedeni ise Yortanlı Barajı Kurtarma Kazısı’nda ana maddelerini siz okuyucularla ana hatlarını paylaşmaya çalışacağım konulardı. Bunlar aslında bütün müzelerdeki kurtarma kazılarında yaşanan sorunlardı. 1998 yılından sonra kazı alanının hiç de küçük olmadığını ve ne kadar büyük bir proje ile karşı karşıya olduğumuzu anladık. O nedenle daha çok gençlerden oluşan daha büyük ve idealist bir ekip kurmak istedik. Kazıya çok çabuk maddi destek bulmanın gerekli olduğuna inandım. 2000 yılından sonra Paşa Ilıcası I. Derecede Arkeolojik Sit Alanı ilan edildi. İsminin Allianoi olduğu ortaya kondu. Ve o yıllarda kişisel ilişkilerimle dönemin bakanını alana getiren bir sponsor bulundu. An138 Aktüel Arkeoloji Aktüel Arkeoloji 139 cak aynı bakanlık, Allianoi kazı projesinin büyük ve önemli olduğunu görerek bir üniversite tarafından yapılmasını önerdi.  Bakırçay Havzası’nın sol sahilini sulamak amacı ile Yortanlı Barajı, 1970’li yıllarda projelendirilmiş, aslında dönemin DSİ Genel Müdürü, daha sonraları bugün bile unutulmayacak unvanını alarak, ‘Barajlar Kralı’ sözcükleriyle halkımızca tasdiklenen siyasetçimiz ile başlamış, Yortanlı Barajı’nın öyküsü. O yıllarda Bergama’nın kuzeydoğusundaki Yortanlı Köyü’nde baraj inşa edilmesi planlanmış. Ancak, Yortanlı köy halkının dönemin iktidarına olan politik yakınlığından, proje yerinin değiştirilmesine neden olmuş. Böylece baraj gövdesi Paşaköy mücavir alanına çekilmiş. Doğal olarak bütün resmi evraklarda geçen Yortanlı Barajı adı aynı kalmış. 1992 yılında koalisyonda siyasette başka aktörler devrede iken, 500 metre uzağına aynı havzada Çaltıkoru Barajı adıyla ile ikinci bir sulama barajının temeli atılmış. İkinci bir müteahhide ihale edilen Çaltıkoru Barajı ile işin boyutları değişmiş. Allianoi’un bulunduğu alanın üzerinden geçerek baraj gövdesinde nutuk atan zevata kazı için ayrılan ödeneğin belki on katı harcanmış. Bu görkemli temel atma töreninden sonra kurtarma kazısı projesinin Bergama Müzesi tarafından başlatılmasına karar verilmiş. Baraj gövdesinin bir kısmı yıllar önce tescillenmiş olan Ksenephon’un ‘Onbinlerin Dönüşü’nde adı geçen Parteneion antik kentinin neredeyse üstüne inşa edilmiş. 4 yıl baraj gövdesinin bugün altında kalan alanda yapılmış. Ekip içinde ciddi sorunlar yaşandığı gibi ihaleyi alan firma ile eserlerin korunması konusunda bazı müze uzmanları mücadele verdiklerinden sıkıntı da yaşanmış. Ancak barajın yapılabileceğine dair onay, tüm alan taranmadan o yıllarda vekâleten yürütülen Bergama Müze Müdürlüğü’nce verilmiş.  1998 yılında, baraj gölet alanının tam ortasında, Paşa Ilıcası olarak anılan ve Roma Çağı’na ait olduğu aslında 1904 yılından beri bilinen alanın (Schuchardt 1912) üzerinden geçerek barajın gövdesinde yapılan törenlere kadar gidilmiş. Bu tören için harcananların aslında o güne kadar Yortanlı Barajı kurtarma kazısına ayrılan ödeneğin birkaç katı olduğu söylenir. ....

Ahmet YARAŞ