ANADOLU SELÇUKLU SULTANI II. ALAEDDİN KUYKUBAT VE ONA AİT OLDUĞU DÜŞÜNÜLEN KÜMBET

Anadolu Selçuklu Dönemi başta olmak üzere Orta Çağ Anadolu tarihine yönelik dönemin çağdaş kaynakları, Anadolu Selçuklu Sultanı II. Alaeddin Keykubat ve annesi Gürcü Hatun’un Erzurum’da .ldüklerinden ve buraya defnedildiklerinden bahsederler.

 

Tarihi kaynakların anlatımlarına göre; Anadolu Selçuklularına altın çağını yaşatan, Selçuklu Devleti’ni Orta Doğu’nun en kudretli devleti haline getiren ve “Dünya’nın Sultan”ı olarak anılan Sultan I. Alaeddin Keykubat, daha ölmeden oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev’i Bagratlı Kraliçesi Rusudan’ın kızı Tamara ile nişanlamıştır. Aslında bu durum siyasi bir gerekliliktir; Selçuklu ordusunun ülkesini ele geçirmesinden korkan Bagratlı kraliçesi Rusudan bu yolla barış yapmak istemiş ve nitekim iki evlâdın nişanlandırılması talebi Rusudan’dan gelmiştir. Burada aslında Kraliçe Rusudan’ın da Selçuklu hanedanından evlilik yaptığını ve kızı Tamara’nın bu evlilik sonucu dünyaya geldiğini belirtmek gerekir. Kraliçe Rusudan, II. Kılıçarslan’ın oğlu ve I. Alaeddin Keykubat’ın da yeğeni olan, 13. yüzyıl başlarında Erzurum Meliki olarak görev yapan Mugiseddin Tuğrul Şah’ın oğlu ile evlidir. Oğlunun adı bazı kaynaklarda “Davud”, bazı kaynaklarda ise “Gıyaseddin” olarak belirtilmiştir. Ancak Gıyaseddin isim değil sıfattır; o yüzden Davud olma ihtimali daha mantıklı görünüyor. Yani Tamara’nın da baba tarafından Selçuklu soyundan geldiği görülmektedir.

 

II. Gıyaseddin Keyhüsrev babası ölünce tahta geçmiş, ve önce nişanlısı Tamara’yı Anadolu’ya getirtmiş, Kayseri’de yapılan ihtişamlı bir düğünle evlenmişlerdir. Ancak Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Tamara ile evlenmeden önce Konyalı bir papazın kızı olan Berduliye adında bir kadınla ilk evliliğini yapmış ve bu evlilikten II. İzzeddin Keykavus dünyaya gelmiştir. İkinci evliliğini Rum asıllı bir cariye ile yapmış ve bu evlilikten de IV. Rükneddin Kılıçarslan dünyaya gelmiştir. Sultanın üçüncü evliliği olan ve artık Anadolu’da “Gürcü Hatun” adıyla anılacak olan karısından ise II. Aladdin Keykubat doğmuştur.

 

Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Gürcü Hatun’a oldukça değer verdiği, devlet işlerini bir kenara bırakıp sürekli onunla ilgilendiği ve hatta sikkelerde ısrarla onun resmedilmesini isteyecek kadar da cüretkar olduğu bilinmektedir. Bu teklifi Türk devlet geleneklerine aykırı bulunduğu için devlet erkânı tarafından kısmen reddedilmiş ve bu teklif yumuşatılarak dönemin sikkeleri artık Sultan’ı sembolize eden bir aslan ve Gürcü Hatun’u temsil eden bir güneş tasviri ile basılmaya başlamıştır. Hatta Sultan’ın inşâ ettirdiği Burdur’daki İncir Han’ın taçkapısında bile aslan-güneş birlikteliği görülür.

 

Sultan Keyhüsrev, Gürcü Hatun’a vermiş olduğu değerin bir sonucu olarak, daha ölmeden ondan doğan en küçük oğlu II. Alaeddin Keykubat’ı veliaht ilan etmiştir. Ancak Sultan Keyhüsrev’in .lümünden sonra devlet ileri gelenleri geleneğe uyarak en büyük abileri olan II. İzzeddin Keykavus’u tahta çıkarmışlardır. Devlet ise Kösedağ bozgununu yaşamış ve Moğolların baskısı altına çoktan girmişti bile. Bu arada ortanca kardeş olan IV. Kılıçarslan abisine vekâleten Moğol Hanı’nın huzuruna çıkmış ve yarlık alarak kendisini Sultan ilan etmiştir. Babası tarafından veliaht tayin edilen II. Alaeddin Keykubat ise hak iddiasını devam ettirmektedir. Dönemin önemli devlet adamlarından biri olan Celaleddin Karatay, devletin bölünme tehlikesine karşın üç kardeşi aynı anda tahta çıkarmış ve böylece Anadolu Selçukluları tarihinde “üç kardeş dönemi” başlamıştır. Hatta bundan sonra sikkeler ve yapı kitabelerinde üç kardeşin de adının yazdığı görülür.

 

Bu arada, en büyük abi II. İzzeddin Keykavus, Moğol Hanı’nın düzenlediği kurultaya katılmak için yola çıkmış ve Sivas’a vardığında Celaleddin Karatay’ın ölüm haberini alınca Konya’ya geri dönmek zorunda kalmıştır. Moğol Hanı’na da bir mektup göndererek durumu bildirmiş ve kendi yerine aynı zamanda Sultan olan kardeşi II. Alaeddin Keykubat’ı göndereceğini belirtmiştir. II. Alaeddin Keykubat, Seyfeddin Torumtay ve Lala Bedreddin Muslih gibi devlet adamlarıyla birlikte yola koyulmuş ve Erzurum’a kadar gelmiştir. Erzurum’da dinlenmeye çekilmiş, gecesinde kendisi için bir ziyafete katılmış ve uykuya geçmiştir. O gecenin sabahında Sultan burada ölü bulunmuştur. Hem çağdaş hem de güncel tarihçiler bu ölümle ilgili çeşitli iddialar ortaya atmışlardır. Bazıları normal ölüm olarak değerlendirirken, bazıları da “Sultan’ın Moğolistan’dan yarlık alıp döneceği korkusuyla” zehirlendiğini düşünürler. Hatta bunun için de Lala Bedreddin Muslih’in görevlendirildiğini iddia ederler.

 

Dönemin çağdaş kaynakları Anadolu Selçuklu Sultanı II. Alaeddin Keykubat’ın Erzurum’da .ldüğü konusunda neredeyse hemfikirdir. Sultan’ın Erzurum’da öldüğü/öldürüldüğü iddialarına karşın Niğdeli Kadı Ahmet’in “Gürcü Hatun öldüğünde Erzurum’a oğlunun yanına defnedildi” şeklinde daha detaylı bir bilgi vermesi ise son derece önemlidir.

 

Yazı: Muhammet Arslan

 

Yazının Tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi´nin 71. Sayısından Ulaşabilirsiniz.