ANADOLU´NUN ERKEN HALKLARI

(64. Sayı - ANADOLU´NUN ERKEN HALKLARI )

Neolitik Dönemden beri yerleşik düzende yaşamlarını sürdüren ve gittikçe gelişmekte olan tarım, dokumacılık, metalurji gibi faaliyetlere yönelmiş, el zanaatları üretmekte olan belli bir düzeye erişmiş kentlere göç ettikleri iddia edilen Hititlere mal edilebilecek hiçbir buluntu tanımlanmamış veya ele geçmemiştir. Bu durumda Hatti diye adlandırılan ülkeye veya topraklara bu dönemde Anadolu dışından gerçekleşmiş bir göçe işaret edecek herhangi bir maddi kanıt bulunamamıştır.

Son 40 yıl içinde bilimsel kazılarda elde edilen arkeolojik veriler, yukarıda adları belirtilen arkeolog, filolog ve dilbilimcilerin ileri sürdükleri varsayımları destekler nitelikte gözükmektedir. Her şeyden önce Hititlere mal edilen, çok hızlı çarkta yapılmış bej veya kırmızı rengin tonlarında iyi astarlı, parlak perdahlı ve iyi pişirilmiş seramiğin Anadolu´nun yerel yeni bir ürünü olduğu, artık son dönem kazı ve araştırmalarından açıkça anlaşılmıştır. Yalnız Kızılırmak Nehri kavsi içinde bulunduğu söylenilen çanak-çömleğin bugün Sivas-Elazığ´dan Ege Denizi´ne kadar, Karadeniz kıyısından Çukurova´ya kadar geniş bir alana yayılmış olduğu arkeolojik kazılarla kanıtlanmış bulunmaktadır.

 

Orta Karadeniz Bölgesi kıyı kesiminde yer alan İkiztepe Prehistorik Çağ yerleşmesinde bu çanak-çömlek türü Orta Anadolu´da olduğu gibi Erken Tunç Çağından Orta Tunç Çağına geçiş tarihinin başlangıcı olan MÖ 2100 yıllarında ortaya çıkmıştır. Hızlı seramikçi çarkı güneyde daha önce kullanıldığına göre, bu çanak-çömlek türü güneyden yayılmaya başlayarak moda olmuştur. Bu tür kullanılmadan önce Orta Karadeniz Bölgesi´nde Erken Tunç Çağı III döneminde kullanılan çanak-çömleği kullanan insanlara ait mezarlarda paralelleri çok az bilinen ve yerel özellikler taşıyan metal eserlerin varlıklarından da Orta Karadeniz´in güney sahili boyunca dışarıdan herhangi bir insan topluluğunun gelmediği veya Anadolu coğrafyası dışından bir göçün oluşmadığı anlaşılmaktadır. İkiztepe kazılarında ortaya çıkarılan kil veya metal eserler bir yönden Anadolu´da yerleşik düzeni, tarımı, dini inançları ve ölü gömme gelenekleri gibi sosyal yapıyı, kil kullanarak çanak-çömlek yapımı ile çakmaktaşının yanı sıra obsidiyen kullanarak silah üretiminin ilk örneklerinin ortaya çıktığı ve diğer yönden Anadolu´da ilk siyasi birliği kuran Hititlerin dini inançları nedeniyle benimsedikleri nitelikli belgeleri ortaya koymuştur.

 

Nitelikli görsel belgelerin başında çoğunlukla çıplak kadın betimlemeleri, boğa boynuzu ve boynuz sembolleri ile boğa betimlemeleri gelir. Taşınır nitelikteki bu kültür varlıklarının oluşturduğu belgeler, bir taraftan Neolitik Dönemin başından Geç Kalkolitik Döneme, diğer taraftan Orta Tunç Çağının IV. evresinde başlayan Hitit Dönemine tarihlenenleri anımsatır. Ancak, binlerce yıl içinde bu belgeler farklı görsel değişikliklere uğramış ve farklı anlayışlardaki yerel uygulanmalarla doğaldan ziyade soyutlanmış formlarda ortaya konmuşlardır.

 

Nitekim, bu görsel belgeler Anadolu Neolitiğinde ortaya çıkan Ana/Bereket ve Boğa kültlerini devam ettirdiklerini açıkça göstermektedir. Bu kültlerin temsilcisi olan unsurların yerel özellikler gösteren örnekleri İkiztepe´de de ortaya çıkmıştır. Ana/Bereket kültünün temsilcisi olan çıplak kadın görüntüleri heykelcik, figürin veya idol formunda ele geçmiştir. Bu gelenek, Assurlu tüccarların Kuzey Suriye´den Anadolu´ya ticaret yapmak için gelmeleri ile birlikte, Mezopotamya genelinin dini inancıyla ilgili çok tanrılı dinin temsilcileri olan giysili insan betimlemeleri Anadolu´da da benimsenip üretilmiştir. Ancak, Mezopotamya pantheonunu oluşturan doğal görünümlü tanrı ve tanrıça betimlemelerinin yanı sıra ayakta göğüslerini tutan çıplak kadın figürleri de geleneksel Anadolu Ana/Bereket kültünün temsilcisi olarak hala yapılmaya devam etmiştir.

 

MÖ 2. binyılında çok tanrılı Hitit pantheonunda yer alan ve Güneş kültünü temsil eden tanrı-tanrıça çiftinin görüntülü ilk örneklerinin de İkiztepe´de ortaya çıktığı bir gerçektir. Arsenikli bakırdan döküm olarak yapılmış mızrak ucunun namlusunun bir yüzünde kadın, diğer yüzünde ise erkek figürleri kabartma olarak ve ayakta durur biçimde cepheden betimlenmişlerdir. Bu figürlerin başları üzerinde kabartma bir daireye yer verilmiştir ki bunlar büyük olasılıkla Güneş´i temsil etmektedir. Bu figürlerden kadın olanının pişmiş toprak bir kap parçası üzerine kabartma olarak uygulanmış ilk örneği Erken Tunç Çağı I döneminde görülür. Bu betimlemede dairenin iç çevresi ile içi atlamalı noktacıklarla oluşmuş ´+´ motifi, olasılıkla güneş ışınlarını yansıtmaktadır. Güneşi yansıttığı düşünülen bu dairenin metalden pendant olarak yapılmış bir örneği de Erken Tunç Çağı III mezarında ele geçmiştir. Figürlerin bir özelliği de kollarının vücudun iki tarafında kavis yaparak, ellerinin belin iki yanına tutturulmuş olmasıdır. Ellerin bu pozisyonu da bu figürlerin, elleri göğüsleri ile ilişkilendirilmiş Ana/Bereket kültünün örneklerinden farklı amaç için yapılmış olduklarını teklif eder.

 

Bu figürler büyük olasılıkla, Hitit metinlerinde bahsedilen Hitit Güneş Tanrısı İştanu (Hattice Eştan) ile Güneş Tanrıçası Wuruşemu´yu temsil eden ilk örnekler olmalıdır. Ayrıca, bu betimlemelerde yüzler oval biçimli olup, sadece gözler çukurcuklarla ve burun da düz bir kabartma olarak gösterilmiştir. Bu gösterimden Hitit-Luvi (Anadolu) hiyeroglif yazıtlarındaki tanrı/tanrıça ideogramının geliştiği kabul edilebilir bir varsayımdır (O. Masson 1994: 45-45 Le Pays Des Hittites; Ikiztepe, Un Rite Particulier De Passage Vers L´Au-Dela). Bu durumda İkiztepe, dolayısıyla Orta Karadeniz Bölgesi halkının MÖ 2. binyıl öncesinde Hitit dini inançlarını yansıtıcı öğeleri ortaya koydukları için onların ataları olduklarına işaret olarak görülmesi yerinde olacaktır.

 

Alman filolog F. Sommer Hethiter und Hethitische başlıklı kitabında, "Güneş Doğu´dan doğar" düşüncesiyle Güneş Tanrısı ve Tanrıçası için yazılmış bir Hitit ilahisine dayanarak Hititlerin Hazar Denizi´nin kıyısında yer alan topraklarda yaşamış olduklarını ve oradan Anadolu´ya göç etmiş olabileceklerini söylemiştir. Bu varsayımı kabul etmek olası değildir çünkü Karadeniz kıyılarında da Güneş muhteşem ve etkileyici bir görüntü ile doğmaktadır. Bu nedenle Güneş´in denizden doğuşu ile göçleri ilişkilendirmenin doğru olmadığı ve kabartmalı İkiztepe mızrak uçları üzerindeki kadın ve erkek figürlerinin Güneş´i temsil eden disklerle gösterilmiş olması da Hitit ilahisinin Hitit "Güneş Tanrı ve Tanrıçası" için olasılıkla Karadeniz´in güney kıyısında yazılmış olmalıdır.

 

Diğer taraftan, Neolitik Dönem Çatalhöyük yerleşmesinde ortaya çıkan kil duvar üzerine uygulanmış gerçek boynuzlu kilden üç boyutlu boğa başları ile gerçek boğa boynuzları ile oluşturulmuş ve yapı içlerinde duvardan uzanan kil platformlara tutturulmuş hakiki boynuz dizilerinin çok farklı bir anlayış içinde oluşturulmuş örnekleri İkiztepe yerleşmesinde de bulunmuştur. Ancak, İkiztepe´de tamamen kilden oluşturulmuş boğa başları soyutlaşmış ve iki boyutlu görünümde sıvanmış ahşap duvar üzerine uygulanmış olarak veya üç boyutlu aplike kabartma olarak kaplar üzerinde ve figürin biçiminde görülür. Kil sekilere tutturulmuş boynuz dizilerini hatırlatan uygulamalar ise İkiztepe´de çok daha faklı anlayışta ve çok daha küçük boyutta arsenikli bakırdan döküm veya dövülerek yapılmış semboller olarak erkek mezarlarında ele geçmiştir.

 

Boğa kültü, boğanın kendisi yerine sadece boynuzlu başlar ile üç boyutlu olarak temsil edilmesi Anadolu´da Kalkolitik Çağa kadar devam etmiştir. Bu çağdan itibaren boya ile oluşturulmuş boğa başları  pişmiş toprak kaplar üzerine iki boyutlu ve soyut biçimlerde işlenmiştir. Erken Tunç Çağı III ile takip eden Eski Assur Ticaret Koloni Çağının geç evresinde boynuzlar tunçtan yapılmış üç boyutlu biçimde sapsız veya saplı alem başları olarak üretilmiştir.

 

Assur Ticaret Kolonileri Çağının geç evresinden itibaren boğa kültü boynuz sembolü ile temsil edilmiş ve bu uygulama Hitit Dönemi sonuna kadar hemen hemen kesintisiz olarak, fakat alanlardaki uygulamalarla devam etmiştir. Nitekim, Hitit Dönemi öncesinde bir çift boğa boynuzu motifine Eski Assur Ticaret Kolonileri Çağının geç safhasına ait kaplar üzerinde yer alan kabartma damga baskılarda rastlanır. Ayrıca, kolcuklu yassı balta niteliğindeki bir silah üzerine de kazınmış olarak görülmüştür. Bu baskılar önceleri krali işaretler olarak yorumlanmıştır. Halbuki, bunların Boğa kültü ile ilgili tapınak mallarını simgelemek için kullanılmış oldukları, Hitit Krallık Dönemi öncesi ve Krallık Dönemlerine ait özellikli yapılarda ele geçmelerinden anlaşılmaktadır.

 

Hitit Döneminde boğa boynuzunun "W" harfine dönüştürülerek erkek figür betimlemeleriyle birlikte kullanılmış olduğu dikkati çeker. "W" motifi, kutsal hayvanı boğa olduğu bilinen Hititlerin baş tanrısı olan Fırtına Tanrısı Teşup´u belirtmek için kullanılmış olduğu görsel belgelerde daima Teşup´un yanında gösterilmiştir. Betimlemelerde, yukarıda belirtilen tanrı  ideogramı ile daima beraber kullanılmış olmasından "W" motifinin de Tanrı Teşup´u belirtmek için kullanılmış bir ideogram olduğu kabul edilmiştir. Bu iki ideogramın beraber uygulandığı örneklere Krallık Hitit Döneminde çekiç başlı bir mühürde veya kabartma olarak dini bir sahnenin işlendiği ortostat üzerinde görülmüştür. İmparatorluk Hitit Döneminde ise daha yaygın olarak dış bükey yüzeyli dini içerikli mühürler ile steller ve kaya anıtlarındaki kabartmalı görsellerde Fırtına Tanrısı Teşup´un yanında yer verilmiştir.

 

YAZI ; Prof. Dr ÖNDER BİLGİ

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 64. sayısından ulaşabilir, okuyabilirsiniz.