ANTİK MEZOPOTAMYA´DA TIP

MÖ 5. yüzyılda yaşamış Yunan tarihçi, Babil’in en göze çarpan özelliklerinden bahsederken, Babil Kulesi ve Asma Bahçeler’in yanı sıra, Babil’deki tıbbi tedavi ve hekim eksikliğinden söz eder: “Hekim bulunmadığından, hastaları pazar yerine getiriyorlardı.

Burada, yoldan geçenler hastalara bakarak, eğer kendileri de aynı hastalığı geçirmişlerse veya hastalığı geçiren tanıdıkları varsa, hastaya yaklaşarak, ona hastalığı hakkında öğütler verir, kendi iyileşme süreçlerini veya iyileşen yakınlarının yaşadıklarını anlatarak onu teselli ederlerdi. Hiç kimse hastaların yakınından onlarla konuşmadan veya hastalıklarının ne olduğunu sormadan geçmezdi.”Bir zamanlar, çok geniş siyasi ve kültürel etkilere sahip güçlü devletlere ev sahipliği yapmış olan Mezopotamya, klasik kaynaklarda ve Eski Ahit’te, özellikle astronomi ve kehanet alanlarındaki büyük ustalığıyla hatırlanmaktadır. Buna karşın, Herodot’un bu konuyla ilgili görüşlerinden de anlaşılacağı gibi, Babillerin sahip olduğu tıp bilgisi, fazla takdir görmemiştir. MÖ 5. yüzyılda yaşamış Yunan tarihçi, Babil’in en göze çarpan özelliklerinden bahsederken, Babil Kulesi ve Asma Bahçeler’in
yanı sıra, Babil’deki tıbbi tedavi ve hekim eksikliğinden söz eder: “Hekim bulunmadığından, hastaları pazar yerine getiriyorlardı. Burada, yoldan geçenler hastalara bakarak, eğer kendileri de aynı hastalığı geçirmişlerse veya hastalığı geçiren tanıdıkları varsa, hastaya yaklaşarak, ona hastalığı hakkında öğütler verir, kendi iyileşme süreçlerini veya iyileşen yakınlarının yaşadıklarını anlatarak onu teselli ederlerdi. Hiç kimse hastaların yakınından onlarla konuşmadan veya hastalıklarının ne olduğunu sormadan geçmezdi.”
 
Assur ve Babil gibi Antik Çağ medeniyetlerine dair sahip olduğumuz bilgi, özgün kaynakların, yani Akadca yazılmış çiviyazılı kil tabletlerin, 19. yüzyıl sonlarında okunup anlaşılmasıyla, düzeltilmiş ve tamamlanmıştır. Bugün, hekimlerin isim ve kariyer bilgilerinin yanı sıra, Babil’in tıbbi uygulamalarını yeniden oluşturmaya yetecek kadar geniş bilgiye sahibiz. Babiller, kavramsal açıdan hastalıkları nedensellik ilkesine bağlı olarak ayırt ediyor, ‘doğal’ veya ‘beklenen’ sebepleri olan hastalıkları, ‘doğaüstü’ nedenlerle veya büyücülükle bağdaştırılan hastalıklardan ayırıyorlardı. Ayrıca yılan, akrep sokması, köpek ısırması veya kısırlık gibi olağandışı veya beklenmedik durumları da çoğu zaman doğaüstü nedenlerle bağdaştırıyorlardı. Hastalıklar, acının şiddetine, tekrarlanmasına ve anlaşılmazlığına bağlı olarak ‘doğal’ nedenleri olan hastalıklar kategorisinden, ‘beklenmedik veya ‘doğaüstü’ nedenleri olan hastalıklar kategorisine aktarılıyordu. Doğal ve beklenmedik sebepleri olan hastalıkların birbirinden nasıl ayırt edildiği, Assur kralı Esarhaddon ile dönemin uzman ve âlimleri arasında geçen mektuplaşmalarda görülmektedir. Çoğunlukla gök gürültülü fırtına, ay ve güneş tutulması, Venüs gezegeninin hareketleri veya depremler gibi olağandışı konular hakkında krala mektuplar yazan başkâtip ve bilge danışman Issar-shumu-eresh, Esarhaddon’a yazdığı mektuplarında kralı sakinleştirmeye çalışmaktadır. Issar-shumu-eresh’in mektuplarından Assur kralının MÖ 672 yılı Ağustos ayında soğuk algınlığına yakalandığı anlaşılmaktadır: “Kralım, lordum, hastalığı yüzünden üzülmemelidir. Bu mevsimsel bir hastalıktır, bu hastalığa yakalananların tümü şimdi iyileşti. Dahası, gece gündüz tanrılara dua eden kralım, lorduma ve onun çocuklarına ne olabilir ki?” Issar-shumu-eresh ayrıca, “İyi olanın ömrü kısa olur, ancak hasta olanın ömrü uzun olur” atasözüyle kralı neşelendirmekte ısrar eder.

Barbara BÖCK

Yazının tamamı, Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 42. sayısında...