ANTİK TAHILLAR DÜNYANIN EN ESKİ KENTLERİNİN TARİHİNE IŞIK TUTUYOR

Orta Doğu’da yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan antik çağlara ait tahıl örnekleri, dünyanın en eski kentlerinin tarihine ışık tutuyor.

Oxford Üniversitesine bağlı bir grup araştırmacı, Antik Mezopotamya’da dünyanın bilinen en eski şehirlerinden bazılarının gelişiminin temelini oluşturan tarımsal ve siyasi ekonomiyi inceleyen bir çalışma yürüttü.

 

Nature Plants dergisinde yayınlanan çalışma kapsamında, karbonlaşmış antik tahıllar üzerinde uygulanan kararlı karbon ve nitrojen izotop analizlerinin sonuçları değerlendirilerek, ürünün yetiştiği şartlar yeniden oluşturuldu. Böylelikle tarım faaliyetlerinin zaman içerisindeki değişimini gösteren bir tablo ortaya çıktı.

 

Araştırmaya sonucunda, kentlerdeki nüfus arttıkça, besin ihtiyacının da bu doğrultuda arttığı ve çiftçilerin halihazırda var olan tarım arazilerinde daha fazla ekim yapmak yerine, daha fazla ekilebilir arazi bulmaya yöneldiği anlaşıldı.

 

Daha fazla toprağa ihtiyaç duyan yoğun tarım faaliyetleri, ekilebilir arazilere erişim ve tarım alanında uzmanlaşmış büyükbaş hayvanlardan faydalanabilme yetilerine dayanıyordu. Bu özelliklerin her ikisi de, güçlü aileler ve kuruluşlar tarafından tekelleştirilmişti.

 

Araştırma sonuçları, kentsel nüfusun artmasıyla birlikte giderek önem kazanan ekilebilir arazilerin, yönetici elit kesimin kontrolüne girmesiyle birlikte, giderek artan sosyal eşitsizliğe neden olduğunu gözler önüne serdi.

 

Oxford School of Archaeology’den Prof. Amy Bogaard, arkeolojik alanlarda ortaya çıkan her bir tahılın, yetiştiği dönemin çevresel koşullarını gösteren bir kayıt niteliğinde olduğunu ve farklı arkeolojik alanlardan elde edilen tahıl örneklerinin, Antik Mezopotamya’da ortaya çıkan bu ilk şehirlerin tarım ile birlikte nasıl geliştiğini anlamalarına ve insanların artan besin ihtiyacıyla nasıl başa çıktıklarını saptamalarına yardımcı olduklarını söyledi.

 

Prof. Amy Bogaard, Kuzey Mezopotamya’daki ilk şehirlerin ortaya çıkışının tarımda meydana gelen radikal bir artış ile ilişkili olduğunu ve bunun sonucunda tahılların yetiştirildiği toprağın kalitesinin giderek düştüğünü, örneğin, daha az gübreleme ve besin takviyesi yapıldığını tespit ettiklerini belirtti. “Kısa vadede kentlerin büyümesine ve gelişmesine olanak sağlayan bu çözüm, çevresel ve siyasi koşullar değiştiği takdirde büyük bir risk haline gelebilirdi” şeklinde konuşan Prof. Bogaard, tarihöncesinde yaşamış çiftçilerin değişen koşullarla nasıl başa çıktığını incelemenin, artan nüfus ve değişen çevresel faktörler gibi benzer durumlarla karşılaşan modern devletler için de yararlı olacağını ekledi.

 

http://www.heritagedaily.com