AŞIKLI HÖYÜK - Bir Mimarlık Tarihi Laboratuvarı

Son yıllardaki çalışmalar, ilk Aşıklılıların MÖ 9. binyılda kerpiç duvarlı, toprağa yarı gömük barınaklar ile birlikte saz örgülü kulübeler de inşa ettiklerini ortaya koymuştur. Yerleşmedeki kesintisiz bin yıllık iskan sürecinde dörtgen planlı kerpiç konutlarda yaşamaya başlayan Aşıklılıların, mimari plan ve yapım tekniklerinde gerçekleştirdikleri bu dönüşüm ile Aşıklı Höyük, mimarlık tarihi adına adeta bir laboratuvar niteliğindedir.

MÖ 9. binyılda Aşıklı’da uzun süreli ve kalıcı olarak yerleşmeye başlayan ilk Aşıklılıların toprağa yarı gömük, oval planlı kerpiç barınaklarda yaşadıkları ve yerleşmede kesintisiz olarak takip edebildiğimiz bin yıllık iskân süreci içerisinde dörtgen planlı kerpiç konutlar inşa etmeye başladıkları bilinir. Bu dönüşüm, “Neolitik yaşam biçimi” içerisinde gördüğümüz sosyal, teknik, bilişsel ve toplumsal dönüşümlerin en önemlilerinden biridir. Aşıklı’nın ardılı olan Çatalhöyük’ten de bilinen dörtgen planlı kerpiç konutlarla tanımlı sıkışık mimari doku, Orta Anadolu Neolitiği ve Aşıklı dendiğinde akıllarda ilk beliren imge olmuştur. Ancak son yıllardaki arazi çalışmalarında en alt tabakalardan elde edilen veriler, Aşıklı Höyük’te ilk yerleşiklik sürecinde bambaşka bir mimari plan ve yapım tekniğinin varlığını ortaya koyarak
adeta ezberleri bozmuştur. Bu bağlamda, Aşıklılıların mimari teknik bilgi ve tercihlerinde kerpiç kullanımının baskınlığına dair verilere ek olarak, ilk Aşıklılıların kerpiç barınaklar ile birlikte farklı bir mimari teknikle inşa ettikleri saz örgülü, çit benzeri kulübeleri de kullandıkları anlaşılmıştır. Ahşap direkler ile ayakta tutulan, direkler üzerinden sazların örülmesi ve kille sıvanması ile duvar ve üst örtüsü oluşturulan bu kulübeler ile birlikte, oval planlı, toprağa yarı gömük kerpiç duvarlı barınak kullanımı da devam eder. Saz, ağaç gibi organik materyaller ile inşa edilip kille sıvanmış ve yangın geçirmiş iki kulübe, bu bağlamda elde ettiğimiz önemli verilerdir.
 
Kulübeler, büyük olasılıkla, yine üst örtüsü sazlarla örülmüş bir ortak alan ile birleşmektedir. Söz konusu iki kulübeden birinin tabanı tezek katkılı toprakla sıvanmıştır. Ortak alan ve diğer kulübede ise özenli bir taban bulunmamış ancak kimi faaliyet düzlemleri saptanmıştır. Kulübelerin yapım tekniklerine dair veriler, geçirmiş oldukları yangın dolayısıyla çok iyi korunmuş durumdaki organik malzemelerden gelmektedir. Sazların izlerini görebildiğimiz kerpiç sıva parçaları, direk yerleri ve yanmış, karbonize olmuş ağaç parçaları, kulübeleri rekonstrükte edebilmemize olanak tanımış ve deneysel yöntemlerle böylesi bir yapı inşa edilmiştir.
Deneysel yapının tabanı çamur ile sıvanmış, direkler üzerinden örülen sazların bir kısmı bu halde bırakılmış ve duvarın-çitin bir kısmında ise sazların üstü kerpiç toprağı ile sıvanmıştır. İlerleyen çalışmalarda deneysel yöntemler ile bir başka saz örgü yapı inşa edilerek bu yapının yine deneysel yöntemler ile yakılmasının, Aşıklı’nın 9. binyıl yerleşmesinde yangın geçirerek çökmüş olan bu kulübelerin anlaşılması adına oldukça önemli olacağı görüşündeyiz.
 
Aşıklı Höyük Kazı ve Araştırma Projesi
Sera YELÖZER