ASURLU TÜCCARLARIN MİRASI

Assurlu bir tüccara ait vasiyetnamenin açılması için gerekli durumlarda üç yıl beklenmekteydi.

Çivi yazısı, icadını takiben bir taraftan kendi içerisinde paleografik değişim ve gelişimini sürdürürken, diğer taraftan da yaşanan siyasî ve ticarî gelişmelere bağlı olarak farklı bölgelere yayılmıştır. MÖ 2. binyıl başlarına gelindiğinde artık çivi yazısı Yukarı Mezopotamya ve Anadolu içlerine kadar ulaşmıştır. Yazının Anadolu’ya taşınmasını, öncelikle Assur şehrinden olmak üzere, Kuzey Mezopotamya’nın çeşitli kentlerinde oturan Samî kökenli tüccar aileler sağlamışlardır.

Eski Assurlu tüccarların Anadolu’ya gelip, başta Kaniş (Kültepe) olmak üzere, çeşitli kentlerde alış veriş merkezleri oluşturarak, ticarî faaliyetlerini sürdürdükleri dönem, yaklaşık 250 yıl devam etmiştir. Bu süreçte yerli halk ile Asurlu tüccarlar arasında çok çeşitli ilişkiler kurulmuştur. Ticari faaliyetlerini nesilden nesile devam ettiren Asurlu tüccarlardan bazıları Anadolu’da ev, arsa ve köle satın almışlar, hatta yerli kadınlarla evlenerek hayatlarını Anadolu’da sürdürmüşlerdir. Bazı tüccarların Kaniş’te veya başka bir eski Anadolu kentinde yaşlılık ya da hastalıktan hayatlarını kaybettikleri, aile içi haberleşmelerin konu edildiği mektuplarda kayıtlıdır. Bir tüccarın öldüğü haberi belgelerde genellikle ana šīmtim alākum “kadere gitmek, ölmek” veya mâtum “ölmek” fiilleri kullanılarak iletilmektedir.

Assurlu tüccarların mirasları konusuna gelince; okunan tabletler arasında miras paylaşımı hakkında yazılmış çok sayıda mektup ve mahkeme tutanağına rastlanmakla beraber, tam bir vasiyetname özelliğinde çok az belge ele geçmiştir ve bunların hepsi Kaniş’te yaşayan Assurlu tüccarlara aittir. Elbette henüz okunmamış belgeler arasında vasiyetnamelerin olması muhtemeldir, ancak yayınlanmış binlerce Kültepe tableti arasında, bu kadar az sayıda vasiyetname bulunması dikkat çekicidir. Bu durum uzmanlar tarafından, gelenek hukukunun miras intikalini yeterince düzenlediği, sadece özel durumlar söz konusu olduğunda vasiyetnamelerin hazırlandığı şeklinde yorumlanmaktadır. Burada, hem Assurlu ailelere ait yayınlanmış vasiyetnameler ve içeriği bakımından mirasla ilgili mektup ve mahkeme zabıtları hem de yerli halkın miras anlayışı ve aile içi sosyal statü ve sorumluluklarını yansıtan metinlerden elde edilen bilgiler sunulmaktadır.

Kültepe kazılarında açığa çıkarılan vasiyetnamelere geçmeden önce, Anadolu’nun yazıyla tanıştığı bu dönemin resmî uygulamalarını gösteren ve sosyal hayatı düzenleyen her hangi bir kanun metninin olmadığı veya henüz ele geçmediği belirtilmelidir. Burada tercümesi verilen belgelerdeki uygulamaların yaygın anlayış olup olmadığı tartışmalıdır, hatta özgün uygulamalar olması daha kuvvetli bir ihtimaldir.

Assurlu bir tüccara ait vasiyetnamenin açılması için gerekli durumlarda üç yıl beklenmekteydi. Bunun sebebi, tüccarlar Anadolu’nun çok çeşitli kentlerinde ve Asur’a komşu diğer bölgelerde de ticarî faaliyetler yürüttüklerinden, ilgili bölgelerdeki, özellikle vadesi dolmamış borçların ödenmesi, alacakların tahsili, ticarî ortaklıkların feshi ve varislerin hepsinin bir araya toplanması zarureti gibi hukuki ve pratik nedenler olmalıdır. Gerekli şartlar oluştuğunda vasiyetin gereğini yerine getirecek kişi, yani bēl šīmtim “vasiyetin beyi”, varisleri bir araya toplayıp, gerekirse onların yemin etmelerini sağlayarak, miras paylaşımını gerçekleştiriyordu.