BARRINGTON ATLASI

Uydu yardımıyla oluşturulan hava grafiklerinde, modern bölgeler üzerindeki antik yerleşimlerin işaretlenmesiyle oluşturulan atlas, en güncel tarihi ve arkeolojik veriler kullanılarak hazırlanmış olup kronolojik olarak Arkaik Yunan’dan Geç Roma İmparatorluğu’na kadar olan dönemi kapsıyor.

Antik dünyayı kapsamlı bir biçimde haritalandırmak, 1800’lü yılların sonlarından beri pek çok girişimcinin hedefi olmuşsa da ancak 1988 yılında başarılabildi. Kuzey Carolina Üniversitesinde, seçkin bir Eskiçağ tarihçisi olan Richard Talbert başkanlığında ve yaklaşık 4,5 milyon dolarlık finansman desteği ile geliştirilen Barrington Atlası, bugün arkeologlara olduğu kadar, tarihçilere, şehir plancılarına, Antik Yunan-Roma kültürleri ve onların nüfuz ettiği kültürlerle ilgilenen herkese yardımcı, ilk kaynak niteliğinde önemli bir eser. Uydu yardımıyla oluşturulan hava grafiklerinde, modern bölgeler üzerindeki antik yerleşimlerin işaretlenmesiyle oluşturulan atlas, en güncel tarihi ve arkeolojik veriler kullanılarak hazırlanmış olup kronolojik olarak Arkaik Yunan’dan Geç Roma İmparatorluğu’na kadarki dönemi kapsıyor. 175 sayfaya yayılmış 102 adet renkli harita ile Britanya Adaları’ndan Hint kıtasına ve Kuzey Afrika derinliklerine kadar Yunan ve Roma dünyasına ait yerleşimleri, dolayısıyla 75’ten fazla modern ülkenin topraklarını içeriyor. Böylelikle, dünya üzerindeki farklı coğrafyalarda, farklı dönemlere ait, lokalizasyonu yapılmış antik kentlerin yerlerini harita üzerinden saptamayı mümkün kılıyor. Atlas sayesinde herhangi bir kent hakkında bilgi edinebilmenin yanı sıra, birbiriyle çağdaş olan kentler arasında ilişkilendirme yapmak da, bulundukları coğrafi konum ve topoğrafik verilerin değerlendirilebilmesi sayesinde mümkün. Kentleri hem coğrafi hem de dönemsel bazda ele alan lejantlar ile dönemler katman katman görülebiliyor. Barrington Atlası’nda, kapsadığı alanın büyüklüğü nedeniyle genel olarak 1/1.000.000, 1/500.000 gibi standart iki büyük ölçek kullanılmışsa da kimi bölgelerde ölçeğin 1/150.000’e kadar düşürülmesiyle kıyı çizgisi gibi bazı antik topoğrafya detaylarının gözlenmesi sağlanmış. Konstantinopolis örneğinde olduğu gibi küçük ölçekli, nispeten daha detaylı çalışmalarda dönemin topoğrafyası ve kıyı çizgisinin gözetilmiş olduğu açıkken daha büyük ölçeklerde ise eski topoğrafya ve kıyı çizgisini kaybediyoruz. Çeşitli başlıklar altında ele alınan lejantlar, araştırmacıların harita üzerinden kimi detaylara ulaşabilmesini sağlıyor. Villa gibi kentten ayrı, kendine yetebilen kompleks yapılar, dini aktivite alanları ve çeşitli kent ögeleri harita üzerinde sembollerle gösterilirken maden ocakları ve maden ocaklarında hangi madenlerin tespit edildiği bilgisi de harita üzerindeki detaylar arasında yer alıyor.
Tüm bu veriler sayesinde söz konusu alanın bir kent mi yoksa kırsal bir yerleşim mi olduğu ayrımı yapılabiliyor. Lejantlarla detaylandırılmış haritalarda coğrafi sınırların yanı sıra sur, su kemeri, kanal gibi fiziki sınırları da görmek mümkün. Tüm bu detayların dışında Atlas, iki ayrı ciltlik dizini ile araştırmacıyı, antik yerleşim ile ilgili ana kaynağa yönlendiriyor. Dizin, her bölge hakkında genel bilgi vermek üzere tasarlanmış olup antik çağlardan beri söz konusu olan peyzaj değişiklikleri, her bölge için isim ve özellik listesi, kullanım dönemi hakkında temel bilgiler, antik yer isimlerinin modern karşılıkları, hangi modern ülkenin sınırları içerisinde yer aldığı, antik veriler ve modern çalışmalarla ilgili kısa referanslar ile atıfta bulunulan çalışmaların bibliyografyasını içeriyor.