BİR ZAMANLAR TANRIYDILAR

Genetik ve anatomik incelemeler, libyca’nın tüm evcil kedilerin atası olduğunu göstermiştir. Hatta İran ve Siyam kedilerinin çoğunun bile -ornata ile kırma olarak- atasıdır. Bizim evcil kediden anladığımız, Felis sylvestris catus’tur.

Kedinin yeryüzünde ilk ortaya çıktığı tarihi kesin olarak söylemek mümkün olmasa da, bu tarih binlerce yıl öncesine götürülebilir. Kedinin anayurdunun Kuzey Afrika olduğu ise, artık kabul edilen bir görüştür. Kedi kemikleri ve kafatası parçaları tarihöncesi devirlerden beri arkeolojik kazılarda ele geçmektedir. Konya yakınındaki Hacılar’da, İsrail’deki Jericho’da, Indus Vadisi’ndeki Harappa’da ve Kıbrıs’ta Khirokitia’da tarihöncesi döneme ait kedi kemikleri ve dişleri bulunmuştur. Tunç çağlarına girdiğimizde ise buluntu miktarı artmaktadır. Troia kazılarında, Erken Tunç Çağına tarihlenen kedi kalıntıları ele geçmiştir. Ancak, ilginçtir ki, evcil kedinin anayurdu olarak kabul edilen Mısır’da tarihöncesi dönemden, hatta Eski Krallık Döneminden (MÖ 2686-2118) günümüze kalan kedi kalıntısı yoktur. Evcil kedilerin eski Mısır sanatında resmedilmesi ise yaklaşık olarak MÖ 2000 yılından itibarendir. Böylece, evcil kedinin tarihini günümüzden 4 binyıl öncesine götürebiliriz. Kedinin Anayurdu Kuzey Afrika Kediler (genus Felis), zoolojik olarak Felidae ailesine mensuptur. Felis sylvestris türü kediler dört cins ya da ırka ayrılır: Felis sylvestris libyca: Kısa tüylü, Kuzey Afrika yabani kedisi, Felis sylvestris ornata: Batı Asya yabani kedisi, Felis sylvestris sylvestris: Uzun tüylü Avrupa yabani kedisi, Felis sylvestris catus: Evcil kedi. MÖ 2000’den itibaren bilinmektedir. Felis sylvestris libyca: (Libya yabani kedisi) tüm evcil kedilerin atasıdır. Baş ve gövdesinin toplam uzunluğu 75 santimetre, kuyruğu ise 30 santimetre kadardır. Bacakları diğer evcil kedilere göre daha uzundur. Günümüz libyca kedileri, antik çağdakilere göre –kırma olduklarından- biraz daha ufaktır. Rengi genetik ve çevreye uyumla ilişkili olarak değişebilmektedir. Kedi Neden Önemli? Genelde eski çağ toplumlarında kedinin neden önemli ve kutsal sayıldığını anlamamız için, önce, kediyi böylesine önemli yapan özellikleri bilmemiz gerekir. Kediler, salgın hastalıkları taşıyan ve tahıl ambarlarına zarar veren fare ve sıçan gibi kemirgenler ile yılanlar ve böcekler için önemli bir silahtır. Doğuştan var olan avlanma hünerleri, yavruları uğruna kendi canlarını feda etmeleri, insana göre altı kat fazla olan etkili gece görüşleri, uzun mesafelere yolculuk ettikten sonra başladıkları noktaya geri dönebilmeleri, nem ve hava basıncındaki değişiklikleri hissedebilmeleri, sarsıntıdan önce sergiledikleri davranışla depremi önceden sezmeleri önemli özellikleridir. Mısırlılar, kedilerin karanlıkta parlayan gözlerinin güneş tanrıları Atum-Ra’yı simgelediğine inanırlardı. Atum-Ra, güneşin batmasından sonra yeraltı dünyasının karanlığında parıldamaya devam ederdi. Biyologlar, kediler ile sahipleri arasındaki ilişkinin, yavru kediler ile anneleri arasındaki ilişkiyi andırdığını gözlemlemişlerdir. Kedi ile sahibi arasındaki fiziksel oran, yavru kedi ile annesi arasındaki oran gibidir. Kediler sahiplerini besin ve beslenme kaynağı olarak görürler. Kedilerin, sahiplerinin üzerinde otururken ön patileriyle “masaj yapma” hareketi, yavru kedilerin annelerinden süt talepleri olduğunda yaptıkları hareketin aynısıdır. Kediler ayrıca genetik olarak, insanlara primatlar dışındaki diğer hayvan ailelerinden daha yakındır. Kedilerin özellikle yaşlı insanlara terapi özellikleri vardır. Hayvan besleyenlerde kan basıncı düşüktür ve rahatlık hissi vardır. Küçük kız çocukları veya genç kadınlar, kedileri kucaklarında veya kolları arasında tuttuklarında, gelecekteki bebeklerini tutuyormuş hissine kapılabilirler; yaşlı kadınlar da geçmişteki çocuklarını anımsarlar. Bütün bu faktörler kedileri kadınlara yakınlaştırmıştır. Erkek kediler, kendi egemenlik alanlarındaki dişi kedilerin yavrularını, eğer onların babaları olmadığından eminseler, öldürebilir ama yemezler. Bu durum daha ziyade yeni bir erkek kedinin, önceki hâkim erkek kedi ile egemenlik mücadelesinde başarılı olduğunda vakidir. Bu davranışın biyolojik nedeni orada yeni kedi ailesi yaratmaktır. Gerçekten de anne kedi yavrularını kaybettiğinde, doğurma içgüdüsü nedeniyle tekrar kızışacak ve erkek kediye yaklaşacaktır. Kuşkusuz, anne kediler yavrularının yanında olabildikleri süre içinde, onları yeni dominant erkek kediye karşı koruyabilirler. Ancak avlanma ya da yiyecek bulmak için onları yalnız bıraktıklarında, yavrularını yara bere içinde bulabilirler. Doğal seleksiyon acımasız gerçekleşir; doğanın, insanoğlunun her zaman anlayamayacağı kendi kuralları ve nedenleri vardır. ANTİK MISIR’DA KEDİ Mısır kedisine ilişkin bilgileri, o dönemde yapılmış kedi resimlerinden ya da kedi heykelciklerinden elde ettiğimiz gibi, özellikle Herodotos (Historia), Diodorus Siculus (Bibliotheken) ve Claudius Aelianus (De Natura Animalium) gibi eski çağ yazarlarından da elde etmekteyiz. Antik Mısır’da kedi tasvirlerinin, Orta Krallıktan itibaren görülmesine karşın, evcil kedi tasvirleri Yeni Krallık (MÖ 1570-1070) ve Geç Dönem (MÖ 1070-332) sanatında sık görülür. Bir kedinin dinsel bir bağlamda görülmesine en erken örnek, bir dizi fildişi büyü bıçağında bulunur. Bu bıçaklar MÖ 2000 – 1500 arasına tarihlenir. Bu bıçaklar, hayvanlar ve mitolojik yaratıklarla süslenmiştir. Koruyucu işlevleri vardır, yani, onu taşıyan insanı günlük tehlikelere karşı korur. Kedinin insanlarla birlikte ilk görülmesi, Orta Mısır’daki Beni Hasan’dadır. Burada bulunan III. Baket’in mezar duvarında resmedilmiş kedinin evcil mi, yoksa ehlileştirilmiş mi olduğu açık değildir. Kedinin popülaritesinin doruk noktasına ulaşması ise Ptolemaioslar Döneminde (MÖ 332 – 30) olmuştur.

Yazan : Oğuz TEKİN