ÇATALHÖYÜK İNSANLARI

Evlerin tabanına birlikte gömülen bireylerin biyolojik bağı olmasına gerek yoktu. Tüm toplum eşit ve sınıfsızdı.

İnsan kalıntılarının arkeolojik bağlamda (örneğin, bioarkeoloji araştırma alanında) incelenmesi, insanların geçmiş yaşam şekilleri ve koşulları üzerine daha çok bilgi sunabilir. İnsan iskeleti, kemik ve dişlere yaşanmışlıkları kaydederek her bireyin biyolojik geçmişinin atlası olarak hizmet eder. Araştırmacılar iskelet örneklerini inceleyerek örneğin demografik profili (yaş, cinsiyet, vb.), stres seviyeleri, hastalık, beslenme, faaliyet ve biyolojik ilişki - bu akrabalık, sosyal yapı ve göç üzerine soruları araştırmakta kullanılabilir - gibi konularda tahminlerde bulunulabilir. Çatalhöyük, yoğun bir araştırmaya konu olan 60’lı yıllardaki ilk kazılardan bu yana birikmiş geniş bir iskelet koleksiyonuna (500 bireyden fazla) sahiptir. Bu makalede Çatalhöyük’te ölü kültü, demografi, stres, faaliyet ve sosyal yapı üzerine yeni araştırmalara yer verilecektir. Çatalhöyük’te ölüler, bacakları sıkıca bükülmüş halde hemen hemen sadece evlerin içinde, sıklıkla merkez odanın kuzey ve doğu sekilerinin altına defnedilmiş olarak bulunmaktadır. Yeni doğan ve bebek mezarları genelde evin daha farklı mekânlarında bulunabilmektedir. Çoğu mezar hediye bulundurmaz, varsa da sınırlı miktardadır. Bu mezarların çoğu tek kişiliktir. Fakat, tek bir mezar alanının tekrar kullanıldığını gösteren birbirine karışmış kalıntıların olduğu durumlar da (örneğin; çok sayıda bireyin eklemlerinden ayrılmış, gevşek kalıntıları karışmış halde) vardır. Bunlardan bazılarında vücut bölümleri yer değiştirilip tekrar düzenlenmişti. Bazı nadir durumlarda vücut bölümlerinin keskin aletler kullanılarak ayrıldığını gösteren iskelet kalıntıları üzerinde kesik izleri görülmüştür. Ancak, 60’larda Mellaart’ın önerdiği gibi Çatalhöyük sakinlerinin ölünün vücudundan etini ayırdığı veya defninden önce vücudu alıkoyarak gömülmeden önce kurumasını sağladığı yönündeki kanıtlar gittikçe artmaktadır.

Yumuşak dokunun ayrılması veya kütlece azaltılması, ölülerin sıkıca bükülmesini açıklayabilir ve evin içinde çürümenin zehirleyici etkilerini azaltacak, aynı zamanda vücut bölümlerinin ayrılmasında kolaylık sağlayacaktır. Akbabaların vücuttaki eti yeyip kemikleri bırakmasının, ölünün etini ayırmakta kullanılan yöntemlerden biri olduğuna dair kanıtlar bulunmaktadır. Akbabaların insanlara saldırdığı duvar boyamalarının olması, akbabaların yerleşimdeki sembolik önemini kanıtlamaktadır. Çatalhöyük’teki iskelet topluluğu çalışılarak erken yerleşen bu toplumun demografisi anlaşılabilir. Araştırmacılar iskeletteki değişimleri, ağırlıklı olarak ergenlikten sonra hormonlarla değişime uğrayan pelvis (kalça) ve kafatasını, gözlemleyerek yetişkin bir bireyin biyolojik cinsiyetini (kadın veya erkek) tahmin edebilir. Yaş, çocukluktan yetişkinliğe gerçekleşen büyümeyle ilişkili gelişimsel süreç üzerinden tahmin edilir. İskelet olgunlaşmışsa (örneğin, büyüme durduysa) yetişkinliğin erken dönemlerinden geç dönemlerine kadar yaş tahmini yapmak için çeşitli bozulmalardan kaynaklanan değişimler belgelenebilir. Çatalhöyük’teki kalıntıların cinsiyet tahminleri, höyükte kadın erkek arasında toplam sayı veya ölüye muamelede bir eşitsizlik göstermemektedir. Yaş tahminleri tüm yaş gruplarının temsil edildiğini göstermektedir. Ancak iskeletlerin yarısı gençtir – yüzde 34’ü öldüğünde 0-3 yaş, yüzde 23’i 3-19 yaş aralığında. Paleodemografik çalışmalarda, arkeolojik iskelet kalıntılarında görülen bu tip yaş yapısının doğurganlığın ve nüfus artışının bir yansıması olduğu ve çocuk ölüm oranının fazlalığını tam olarak da göstermeyeceği anlaşılmıştır. Genç sayısının, özellikle 3 yaşın altındaki bireylerin, bu kadar çok olması, Çatalhöyük sakinlerinin, olasılıkla evcilleştirilmiş gıdaya ulaşımla birlikte yerleşik hayata geçmekten kaynaklanan, doğurganlığının arttığını ve doğumlar arasındaki sürenin kısaldığını göstermektedir. Doğurganlıktaki bu artış aynı zamanda zamanla nüfus miktarı ve yoğunluğu artışında rol oynamış olabilir. Arkeolojik kayıt yerleşimde hangi gıda kaynaklarının bulunduğunu gösterir (örneğin, korunmuş tohumlar, hayvan kemikleri). Ancak iskelet kalıntıları hangi gıdaların ne oranda tüketildiğini gösterebilir. Bazı bitkiler kullandıkları farklı fotosentetik yolların yansıması olarak karbon izotoplarına bakılarak ayırt edilebilir. Aynı şekilde azot izotopları gıda kaynakları, özellikle denizel ve karasal proteinler, arasında farklılık gösterir.

 

Yazı: Marin A. PILLOUD