Cizre İçkale

Şırnak iline bağlı Cizre ilçesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Cudi ve Gabar Dağ sıralarının kesiştiği alanın güneyinde ve Dicle Nehri’nin güney kıyısında yer alır.

Türkiye’nin güneydoğusunda, Suriye'nin kuzeybatısında, tarihsel süreç içerisinde ise Yukarı Mezopotamya olarak adlandırdığımız bölgenin doğusunda kalan Cizre, stratejik ve bir o kadar da önemli ticari ve askeri yolların kavşak noktasında kurulmuştur. 639 yılında başlayan İslam fetihleri ile beraber adı geçen bölge, Dicle Nehri burada kıvrılıp bir su adası gibi bir görüntü oluşturduğu için Arapça “ada” anlamına gelen el-Cezire ismiyle anılmaya başlarken; Cizre şehri de şehrin yöneticisi Ömer’den yola çıkarak Cezire-i İbn-i Ömer olarak adlandırılmıştır.

Cizre ve çevresinde daha önce hiçbir arkeolojik kazı çalışması yapılmamıştır. Bununla birlikte Cizre’nin de üzerinde yer aldığı Cizre-Silopi Ovası’nda gerçekleştirilen yüzey araştırmaları sonuçlarına göre bölgedeki yerleşim silsilesini MÖ 6. binyıldan itibaren başlatmak mümkün gibi görünmektedir.

Cizre’de yerleşim tarihinin ilk ne zaman başladığı hakkında bir yorumda bulunamamamızın başlıca nedenlerinden biri, ilçe merkezinde kaldığını düşündüğümüz ve en erken yerleşimin belirlenebileceği höyüğün tamamen modern binalar tarafından tahrip edilip üzerinin kaplanmasıdır. Eski Mezarlık Alanı (Mem u Zin), Ulu Cami ve Nuh Cami’nin bulunduğu doğrultu üzerinde olması muhtemel höyük alanına dair elimizde şimdilik hiçbir veri bulunmamaktadır. Kent tarihinin bir diğer önemli bellek alanı olan Cizre İçkale, yerel adıyla Birca Belek Kalesi ise 135 yıl kadar askeri bölge olarak kullanım gördüğü için güvenlik tedbirleri nedeniyle araştırılamamış ve bilimsel dünyaya kazandırılamamıştır. 2010 yılında Cizre Kalesi’nin Hudut Tabur Komutanlığı olarak kullanılmasına son verilerek askeriye tarafından boşaltılması sonrasında, Şırnak Valiliği ve Cizre Kaymakamlığının yürüttüğü "Şehri Nuh Diriliyor" başlıklı projesi kapsamında 2013 yılında sur duvarlarında restorasyon çalışmaları başlatılmıştır. Bu çerçevede, Cizre Kaymakamlığı Mardin Müze Müdürlüğüne yapmış olduğu başvuruyla, I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olan Cizre Kalesi’nde yapılacak restorasyon ve yıkım çalışmalarının daha sağlıklı gerçekleştirilebilmesi için bir kurtarma kazısı talep etmiştir. Nitekim bu başvuru neticesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izniyle, Mardin Müzesi Müdürlüğü başkanlığı ve Prof. Dr. Gülriz Kozbe’nin bilimsel danışmanlığı altında, 10 uzman arkeolog ile 1 Haziran 2013’de Cizre İçkale kazılarına başlanmıştır.

Cizre ilçe merkezinde, Dicle Nehri kenarında, düz bir alanda kurulmuş olan kale, Anadolu’nun birçok kalesinde olduğu gibi dışkale ve içkale olarak iki bölümden oluşmaktadır. Kalenin çevresinde savunmayı kolaylaştıracak bir yükselti bulunmamakla birlikte savunma açısından doğal bir engel olan Dicle Nehri bu amaçla kullanılmıştır. Siyah bazalt taşlardan yapılmış sur duvarları, Diyarbakır surlarıyla aynı özellikleri taşımaktadır. Dışkale’ye ait surlar, İçkale’den başlayarak şehri güney tarafta tamamen kuşatmasına rağmen, günümüzde maalesef az bir bölümü ayakta kalabilmiştir ve sadece merkezde mezarlık alanının güney kesiminde izlenebilmektedir. Doğu yönündeki Deşt Kapısından batıdaki Abdaliye Medresesine kadar 800 metrelik bir sur duvarı, kavisli bir şekilde devam etmektedir. Genel görünüş itibariyle damla motifini andıran kalenin sur duvarları üzerinde dört adet yarım daire planlı burç yer almaktadır.

Asıl yapısını Ortaçağ İslam devletleri tarafından alan bu önemli kaleden günümüze Sultan Abdülhamit Han zamanında, Cizre Miran Aşiretleri reisi Mustafa Paşa tarafından yaptırılan Hamidiye Kışlası, Sarayburnu Aslanlı Kapı, Mem u Zin Zindanı, 360 odalı olduğu rivayet edilen saray, medrese, dönüşümlü olarak bir sıra beyaz ve siyah kesme taştan yapılmış Belek Burcu ile kısmen sur kalıntıları kalmıştır. Bunun yanı sıra İçkale’de, zamanında kervan develerinin barındığı, sütunlar üzerinde yükselen, Hanadeva adı ile anılan yapı gibi veya içinde çeşitli ağaç ve hayvan barındıran “Beyler Bahçesi” (Rezimran) gibi tarihte var olup ancak günümüze dek ulaşamayan yapılardan da söz edebiliriz.

Yaklaşık yedi aydır kesintisiz süren Cizre İçkale kazıları sonucunda kalenin milattan önceki kullanımına dair şimdiye dek hiçbir arkeolojik kanıt ele geçmemiştir. Bizler için önemli bir tarihleyici unsur olan çanak çömlekler göz önüne alındığında, yerel yönetimin ikamet ettiği stratejik bir kale-saray olan Cizre Kalesi’ndeki yerleşimin bugünkü veriler ışığında ağırlıklı olarak 12. yüzyıl - 14. yüzyıla ait olduğunu söyleyebiliriz. Tek renk sırlı, sıraltı, graffito ve barbutin tekniklerinin kullanıldığı ve yoğun olarak Ortaçağ İslami Döneme ait olan seramiklerin bir kısmı da Suriye ve Irak menşeilidir.  Bunların dışında Bizans, Uzak Doğu ve geç dönem Osmanlı seramikleri, sikke ve mühürler, tütün ve afyon içmekte kullanılan, farklı tiplere sahip yüzlerce lüle de Cizre Kalesi 2013 yılı kazı çalışmalarında ele geçen diğer önemli buluntulardır.   

             

Prof. Dr. Gülriz KOZBE

Mesut ALP

Nihat ERDOĞAN