ÇUKUROVA’NIN BATISINDA KADÎM BIR MERKEZ: TARSUS-GÖZLÜKULE

Antik Kizzuvatna’nın Akdeniz’e açılan kısmı olan günümüz Çukurova’sının batısında Mersin il sınırları içerisinde bulunan modern Tarsus kentinin sokakları arasında binlerce yılın izlerini taşıyan bir höyük yükselir.

 

Antik Kizzuvatna’nın Akdeniz’e açılan kısmı olan günümüz Çukurova’sının batısında Mersin il sınırları içerisinde bulunan modern Tarsus kentinin sokakları arasında binlerce yılın izlerini taşıyan bir höyük yükselir. Kentlilerin Gözlükule olarak bildiği bu tepeyi Tarsus’un Tarsa diye adlandırıldığı MÖ 2. binyıl ve evveline tarihlenen yerleşim katmanları oluşturur, bir başka deyişle modern Tarsus bu tepenin en alt tabakalarında bulunan binlerce yıllık bir yerleşmenin devamıdır.  

Tarsa/Tarsus neden buraya kurulmuş?

Batıdan doğuya Kydnos/Berdan, Saros/Seyhan ve Pyramos/Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu alluviyal bir ova olan Çukurova’nın kuzeyini ihtişamlı Toros Dağları silsilesi, batısını Dağlık Kilikia Bölgesi, doğusunu Amanos Dağları ve güneyini ise Akdeniz sınırlandırmaktadır. Bu kadar çeşitli coğrafi oluşumları içeren bu bölge, yaşamın temelini oluşturan tarım, hayvancılık, bir de balıkçılık için son derecede elverişli bir ortamdır. Ancak buraya ilk yerleşen insanlar, hiç şüphesiz sadece verimli alluviyal dolgu toprakları ve dağların eteklerinde hayvancılık için uygun yaylalar sebebiyle değil, önemli ticaret yollarının kesiştiği yerde olmasından dolayı da burayı seçmiş olmalıydılar. Zira bir zamanlar tacirlerin, mallarını adım adım taşıttıkları katır kervanlarını önlerine katıp Toros Dağları’nın içinden geçen ve İç Anadolu’yu Akdeniz’e bağlayan en önemli geçitlerden biri olan Hilakku/Kilikia/Gülek Boğazı’ndan çıkınca ilk karşılaştıkları yerleşim Tarsus’dur.  Ayrıca kıyısına kurulduğu Kydnos/Berdan Nehri sayesinde Akdeniz’e bağlantısı olan yerleşme İç Anadolu’yu hem Suriye’ye, hem de Akdeniz’e bağlayan önemli bir merkez olmuştur. Tarsus-Gözlükule Höyüğü, Neolitik Dönemden itibaren günümüze kadar en az dokuz binyıldan beri aralıksız olarak iskan edilmiştir.

 Yazı ve Fotoğraflar: Aslı Özyar – Elif Ünlü

Yazının Devamı: Aktüel Arkeoloji Dergisi 33. Sayı.