DEMİR ÇAĞINDA ANADOLU´YA YAPILAN GÖÇLER

Hitit Büyük Krallığı’nın yıkıldığı MÖ 1190 yılları Anadolu coğrafyasında yaşayan halklar için çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten itibaren Anadolu toprakları dört büyük göç olayına şahit olmuştur; Balkanlardan Thrako-Frig, Kıt’a Yunanistan’dan önce Dor sonra İyon, Transkafkasya’dan Muški ve Suriye’den Arami göçleri.

Hitit Büyük Krallığı’nın (MÖ 1400-1190) yıkıldığı MÖ 1190 yılları Anadolu coğrafyasında yaşayan halklar için çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten itibaren Anadolu toprakları dört büyük göç olayına şahit olmuştur; Balkanlardan Thrako-Frig, Kıta Yunanistan’dan önce Dor sonra İon, Transkafkasya’dan Muški ve Suriye’den Arami göçleri... Anadolu’yu kısmen ilgilendiren, Güney Ege ve Akdeniz’de var olduğu öne sürülen ve Deniz Kavimleri gibi genel bir isimle etiketlendirilen başka bir göç olayı ise sorunludur. Daha çok Mısır kaynaklarında izlenen söz konusu halk hareketliliği arkeolojik kimliklendirme temelinde Anadolu tarihi için karmaşıklıklar içeren bir konudur. Anadolu politik ve kültürel tarihini temelden sarsan dış dinamiklerle birlikte Tunç Çağı sona erer ve Demir Çağı başlar.

 

Güncel arkeolojik bulgular Demir Çağını başlatan dinamiklere Kızılırmak Havzası ve yakın çevresinden bakmayı zorunlu kılmaktadır. 1990lı yıllarda Gordion’la birlikte “Karanlık Çağ” araştırmaları temelinde bölgede başlayan arkeolojik hareketlilik Kaman-Kalehöyük, Boğazköy-Büyükkaya ve Oluz Höyük’le devam etmektedir. Gordion kazılarının Anadolu arkeolojisine sunmuş olduğu kronolojik bir katkı ve terminolojik bir sorun olan Karanlık Çağ (MÖ 1190-1000), Erken Demir Çağı (MÖ 1190-850) zaman çerçevesi içinde yerini almıştır. Hitit Krallığı’nın yaşam sürecindeki en güçlü döneminde yerle bir olması tarihsel arkeolojinin halen çözüm bulamadığı konuların başında gelmektedir. Anadolu’nun da içinde bulunduğu Batı Ön Asya coğrafyasında dramatik iklim değişimlerine bağlı kuraklık ve kıtlığın Thrako-Frig, Dor-İon ve Arami göçlerini tetikleyen küresel ögeler olduğu düşünülebilir. Krallığın periferinde gerçekleşen söz konusu dış göçlerin yanı sıra bazı iç dinamiklerin de çökmede etkin oldukları giderek artan ölçüde dillendirilmeye başlanmıştır. Bunların başında Eski Krallık Dönemi’nden beri mücadele edilen kuzeydeki yarı-göçebe komşu Kaška halkı, Kuruštamalı göçerler ve Fırat’ın doğusunda yaşayan göçebe İšmerikalılar gelmektedir.

 

2000li yıllardan itibaren Kızılırmak Kavsi içinde yani Hatti Ülkesinde geliştirilen kazılar, Batı Ön Asya’da MÖ 13. yüzyılın başlarından itibaren yaşanmakta olan kuraklık ve kıtlık sorunlarının neredeyse aynı oranda Orta Anadolu’yu da etkilemiş olduğuna işaret etmeye başlamıştır. MÖ 1350/1300lü yıllardan itibaren iklimde ani ısı artışları ile başlayan, sonrasında kuraklık ve kıtlıkla sonuçlanan önemli değişim olduğuna ilişkin bulgular günden güne artmaktadır. Kuraklığın bir sonucu olan su sıkıntısı ile kıtlık sorununu aşmak amacıyla Hititlerin birtakım önlemler aldıkları anlaşılmaktadır. Depolama temelinde geliştirilen söz konusu önlemler tahıl depoları (silolar) ile baraj ve havuzlar olarak karşımız çıkmaktadır. Kuraklığın olumsuz sonucu olarak beliren kıtlıkla mücadele etmek amacıyla tahılların, özellikle buğdayın devlet denetiminde toprak içinde oluşturulmuş dev silolarda depolanmış olduğu Boğazköy-Büyükkaya, Alaca Höyük ve Kaman-Kalehöyük’te açığa çıkarılan dev silolardan anlaşılmaktadır. Duvarları ve tabanı saman katkılı sıvalarla kaplanmış olan ve kış dönemi üstü kapatılarak korunan siloların hem kontrollü tahıl dağıtımı hem de yakın gelecekte kullanılacak tohumların garantiye alınmaları için tasarlanmış ve hayata geçirilmiş oldukları anlaşılmaktadır. Kuraklık nedeniyle azalan suyun depolanması iki çeşit yapı ile sağlanmıştır; barajlar ve havuzlar. Havuzlar çoğunlukla başkent Hattuša’da saptanmıştır. Barajlar ise Hatti Ülkesi ve periferinde yaygın olarak görülmektedir. Kayseri-Karakuyu, Sivas-Kuşaklı ve Amasya-Doğantepe bunlar içinde tipik olanlarıdır.

 

Bu bağlamda MÖ 1300’lerden itibaren özellikle Makedonya ve Batı Trakya ile Kıta Yunanistan’dan Anadolu coğrafyasını hedefleyen kitlesel göçler ilk kez yazılı belgelerle yerli yerine oturtulmuş Anadolu tarihini karanlığa boğmuştur. Anadolu kültür tarihinin gelişim sürecinde kayıp bir zaman olan Karanlık Çağda, özellikle Hattuša’nın yıkılması ile yazı ve her çeşit kültür hareketi de durmuştur. Toprakları Kaška halkı tarafından işgal edilirken uygarlıklarına ait ne varsa imha edildiği anlaşılan Hititlerden sonra, Kızılırmak Havzası gerek kültürel açıdan gerekse imar faaliyetleri bakımından hiçbir zaman Hitit Krallığı seviyesine ulaşamamıştır.

 

MÖ 13. yüzyılın sonlarından itibaren Anadolu’ya giren ve önce Marmara Denizi’nin güneyindeki topraklara, sonrasında ise Kızılırmak’ın batısındaki coğrafyaya yerleşmeye başlayan Thrako-Frig toplumları arkeolojik olarak en iyi Gordion’dan izlenebilmektedir. Gordion 7B ve 7A tabakalarında açığa çıkarılan basit yapılar ile ilkel görünümlü çanak-çömlekler Karanlık Çağ toplumlarının eski kültürlerle bağlantılı olmadığına işaret etmektedir. MÖ 9. yüzyılda 6. Mimari Tabaka ile birlikte Frig Krallığı’nı kuran Balkan kökenli insanlar bölgenin kadim kültürlerini özümseyip, anıtsal kent kapısı, sur duvarları, megaron saraylar, açık hava tapınakları ve tümülüsler ile Gordion özelinde yepyeni bir yerel Anadolu Demir Çağı krallığı kurmuşlardır. Buna karşın Frigler, Anadolu’nun yeterince tanıyamadığımız antik halklarından biridir. Frigleri eski Yunan ve Assur yazılı kaynaklarından izleyebilmemize rağmen, yeterli sayıda kaya mezarı incelenmiş olmasına, tümülüs, yerleşme ve kale sayısının fazla olmasına karşın bu halkla ilgili bilinmeyenlerin bilinenlere oranla hala çok daha fazla olduğu görülmektedir.

 

MÖ 1190’lardan itibaren yaşanan karmaşadan canını kurtarabilen Hitit kral ailesi ve soyluları Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye’ye doğru çekilerek oralarda tutunmaya, kent-devletlerle varlıklarını korumaya ve sürdürmeye çalışmışlardır. Güneyden gelen göçlerle halkı Aramileşmeye başlayan bölgede Luwi hiyeroglifine, sonraki dönemlerde Arami ve Fenike alfabeleri eşlik etmiştir. MÖ 9. yüzyılın ortalarından itibaren kentlerin yönetimleri Arami kökenli kralların eline geçmeye başlamıştır. Başlangıçta Büyük Krallığın devamı olan, sonrasında etnik bakımdan kozmopolit bir yapıya dönüşen Geç Hitit Kent devletleri MÖ 7. yüzyılın ortalarında tümüyle Assur İmparatorluğu sınırlarına dahil edilmiştir.

 

Hitit Büyük Krallığı’nın son dönemine ait bir belgede düşman prens Pahuwalı Mita adı geçer. Genellikle Sivas yöresine lokalize edilen Pahhuwa’nın konumu ve Mita ismi doğuda beliren yeni bir halka, Muškilere (Muşkiler) atıf olarak yorumlanmıştır. MÖ 12. yüzyıl ve sonrasındaki Assur yazılı belgeleri, I. Tiglatpileser,  II. Tukiltu-ninurta ve  II. Asurnasirpal’in Muškilerle olan savaşlarından söz etmektedir. Bu tarihsel verilere göre Muškiler, MÖ 12. yüzyıldan 9. yüzyıla değin bugünkü Elazığ- Malatya yöresinde yaşayan bir topluluk durumundadır.

 

Hititlerin yıkıldığı yıllarda, Thrako-Friglerin Anadolu’ya göçlerinin son dönemlerinde, Türkiye toprakları yavaş ve sessiz gelişen bir başka göçe daha sahne olmuştur. Kıta Yunanistan’dan kopup gelen Aioller, İonlar ve Dorlar, Ege Adaları üzerinden geçerek Anadolu’nun batı kıyılarına sahillerine ulaşmışlardır. Kıta Yunanistan halkı, üç kol halinde, merkezi bir otoritenin bulunmadığı Batı Anadolu kıyılarına göçmeye ve Ege kıyılarına yerleşmeye başlamışlardır. Batı Anadolu kıyılarına göçen Aioller Edremit Körfezi’nden İzmir’e, İonlar İzmir ve güneyine, Dorlar ise, biraz daha güneyde kalan kıyılara yerleşirler. Yeni gelenler Hititlerin bıraktığı boşluktan yararlanarak kendi dillerini Anadolu’ya aşılamaya başlamışlar, sonrasında alfabelerini geliştirmişlerdir. Bu bağlamda Hellen dili deniz kültürünün de yardımıyla Anadolu Ege’sine yerleşmiş, dış dinamiklerin neden olduğu uzun ve karanlık yıllarda yerli dil Luwice’ye baskın gelerek “halk dili” olmuştur.

 

Yazı : ŞEVKET DÖNMEZ

Yazının tam metninin Aktüel Arkeoloji Dergisi 54. sayısında bulabilirsiniz.