ERTUĞRUL GÜNAY İLE ARKEOLOJİ

Sorumlu olduğu onlarca konudan biri olan arkeolojiyi, yaptığı çalışmalarla ülke, hatta dünya gündemine taşımayı başaran Bakan Günay ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın arkeoloji konusundaki bilgisini yakından takip edenler bilir. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sorumlu olduğu onlarca konudan biri olan arkeolojiyi, yaptığı çalışmalarla ülke, hatta dünya gündemine taşımayı başaran Bakan Günay ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Aktüel Arkeoloji Dergisi: Son dönemde Türkiye’de arkeoloji alanında hareketli günler yaşanıyor. Kazılardan çıkan buluntular, Anadolu’dan kaçırılan eserlerin getirilmesi hem ülke hem dünya basınında yer alıyor. Bu hareketliliği neye bağlıyorsunuz?

Ertuğrul Günay: Türkiye son yıllarda tarihine kültürüne daha çok dikkat göstermeyi ve daha fazla kaynak ayırarak bu dikkatin gereklerini yerine getirmeye başladı. 2007 yılı sonunda biz Türkiye’deki arkeolojik kazılara 14 milyon TL civarında bir kaynak ayırırken bu kaynak 2011 sonunda 48 milyon TL’ye çıktı. 2000 yılı başlarında ise 2 milyon TL düzeyindeydi. Yani son 10 yılda 20 kattan fazla artış var. Sadece kaynak ayırmakla da kalmıyoruz. Hem kazıların yapılmasına hem de kazı buluntularının daha iyi korunmasına eskisine oranla büyük bir özen gösteriyoruz.  Bu çerçevede yabancı kazıları da aynı şekilde irdelemeye, dikkatle gözlemlemeye, onların da daha çok kaynak ayırmasını sağlamaya ve kazı buluntularını koruma konusunda daha özenli davranmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Daha önceki yıllarda çıkardığımız bir genelgeyle yabancı kazı heyetlerinin yaptığı bilimsel makaleler ya da çalışmaları Türkçede de yayınlamaları konusunda bir düzenleme getirdik ki, Türkçenin bilim dili olarak gelişmesi konusunda bu son derece gerekli ve geç kalınmış bir çalışmaydı. 2012 yılında büyük ölçüde çok acil olmadıkça hem yerli hem yabancı kazılara yeni kazı yapmak yerine şimdiye kadarki buluntularının korunması, konservasyonu, restorasyonu konusunda bir durum değerlendirmesi ve alan düzenlemesi yılı olarak kullanmalarını istedik. Bunun da çok faydasını gördük. Çeşitli yerlerde eskiden bulunmuş, bir tarafa atılmış objeler restore edilip her gün bir kazı yerinden yeni bir haber olarak ortaya çıkmaya başladı. Ayrıca koruma konusunda, gezi güzergâhları konusunda, ören yeri düzeni ve güvenliği konunda yeni önlemler girmeye başladı.  Şu anda biz 120’den fazla Türk kazısı 40’dan fazla yabancı kazı toplam 170 civarında kazı yapıyoruz ki sanırım Türkiye bu sayıyla bu alanda Avrupa’daki tek ülkedir. Tabii sadece kazılarla ilgili değil, ayrıca müzelerle ilgili düzenlemeler de yapıyoruz. Geçen yıllarda 19 yeni müze açtık ya da düzenledik. Şu anda da 29 projede çalışıyoruz. 12 uygulamamız var. 17 de yeni müze projesi yapıyoruz. Batılıların geçmişte yaptığı bir eleştiri vardı. Nerede koruyacaksınız bu eserleri? Biz şimdi batı standartlarını yakalamış ve hatta aşmış müzeler yapıyoruz ki, Aydın Müzesi’nde, Eti Müzesi’nde, Gaziantep Zeugma Müzesi’ndeki düzenlemeler batıdaki teknolojinin önünde. Türkiye’de bu alandaki çalışmaların yoğunlaşması elbette dünyanın ilgisini çekti. Buna koşut olarak Türkiye'den izinsiz, belgesiz gitmiş olan eserleri de istediğimiz için arkeoloji dünyasında Türkiye ciddi tartışma konularından bir tanesi haline geldi.

A.A.: Cumhuriyetimizin 100. yılında, Türkiye’nin UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde daha çok kültür mirası bulundurarak bir açık hava müzesi haline gelmesini arzuluyoruz. Bu konuda sizin düşünceniz nedir?

E. G.: Türkiye, Kars’ta Ani harabelerinden, Ege Denizinin kıyısındaki antik kentlerimize ve Selimiye’ye kadar tarihin farklı dönemlerinin ayak izlerini taşıyor. Öylesine eski ve köklü bir tarihe sahibiz ki, Doğu Roma tarihi bizim için dünkü çocuk gibi yakın tarih sayılabilir. Örneğin bu yıl Dünya Kültür Miras Listesine giren Çatalhöyük, Roma’dan 7 bin yıl daha eski. Bizim bu kadar eskiye giden çok sayıda arkeolojik alanımız var. Türkiye, 10000 yıl kadar eskiden 100 yıl kadar geriye birçok uygarlığın izlerini bir mekânda, sadece 5-10 km içerisinde görmenin mümkün olduğu eşsiz bir kültür ülkesi. Ben göreve başlarken Türkiye’yi bir açık hava müzesi olarak nitelemiştim. Şimdi bu açık hava müzesinin gereklerini yerine getirmeye çalışıyoruz. Tabii bir alanın açık hava müzesi olması yetmez. Restorasyonun, koruma önlemlerinin, gezi güzergahlarının olması gerekir. Biz şimdi bunu ören yeri ölçeğinde değil, Türkiye ölçeğinde düşünmeye bakmaya ve yerine getirmeye çalışıyoruz. Fakat gerçekçi olmamız gerekiyor. Geçmiş yılarda bu alanda çok ihmalimiz olduğu için, birkaç yılda bu hayalin gerçekleşmesi çok kolay değil. Bu, uğrunda çok emek sarf edilmesi gereken bir alandır. Emek sarf edilmeye değerdir. Bu alanda çalışmaya devam edeceğiz.