ESKİ ANADOLU VE HİTİTLERDE MÜZİK, DANS, OYUN VE AKROBASİ

Müzik ile sadece onun eşliğinde yapılan dans, eğlence, akrobatik oyunlar, sirk ve sahne oyunları gibi kültür tarihinin periferisinde daracık bir köşeye sıkışmış kalmış, ancak çok değişik, yaygın ve küçümsenmemesi gereken konulardan birini araştırır ve incelerken, Anadolu’nun kendine özgü coğrafî yapısını ve özelliklerini göz önünde tutmamız gerekir.

Çünkü coğrafya, diğer alanlarda olduğu gibi bu noktada da içinde yaşayan insanları etkiler, çoğu şeyi onlara dikte ettirir. Asıl önemli olan, coğrafyanın bir de insan ruhunu temelden etkileyen özelliğidir. Haşin coğrafî şartlar, sert iklim ve insan ruhunu okşayıp canlandıran yeşillikten yoksun, stepi andıran bozkırlar; beslenme, mimarî, sanat bir tarafa, içinde yaşayanları da boğar, insana has üretim ve çalışmaları engeller, onu melankolikleştirir ve bu, müzik ve eğlenceye de yansır. Kökenleri tarihin derinliklerine kadar geri giden arkaik uygarlık gelenekleri Anadolu’nun folklor yapısına sadece bu özellikler sonucunda yansıyabilmiş ve korunabilmişken, pek çoğu da ne yazık ki kaybolup gitmiştir. Göç yolu üstünde yer almasına ve dillere destan ‘köprü’ konumuna rağmen Anadolu, kendine has coğrafyanın özelliklerinden dolayı çok köklü bir folklöre sahip olagelmiştir. Bir yandan kendi içinde gelişip mayalanan unsurlardan bazıları ya asimilasyon, ya da görsel ve edebî kayıtlara geçirilmediği için unutulup giderken, diğer yandan yeni göçmenlerin getirdikleri veya komşu bölgelerden aktarılan yeni verilerle beslenmiştir. Hitit metinlerinin niteliği, her şeyi kopuksuz ve eksiksiz aktarmaktan uzaktır. Buna rağmen, tıpta, büyüde, edebiyatta ve falcılıkta kendini gösteren folkloristik zenginliğin müzik, eğlence ve spor dallarında da yoğunlaştığı açıkça ortaya çıkar. Hitit başkenti Boğazköy’de bulunmuş olan bayram ve büyü metinleri çok değerli ve mahallî folkloristik belge oluştururlar. Böylece Hititler farkında olmaksızın bir nevi folklor araştırmacılığı görevi üstlenmiş gibidirler. Çok modern gibi gelecek, ama bazı durumlarda derleme veya buluşlarının patentini bile almışlardır! Eski Anadolu’da Müzik ve Eğlenceye Yaklaşımları Açısından İnsan Toplumları Metinlerin kültür ve inanç katmanlarının hangi kavimlere, dillere ve tanrılara ait olduğunu dolaylı yollardan ele vermesi sevindiricidir, çünkü bu suretle elde edilen genel izlenime bakarak etnik olarak tamamen farklı ve Anadolu’da yaşamışbelli başlı üç ayrı kavmin, yani Hititler, Hattiler ve Hurrilerin bu konudaki özellikleri şu şekilde tanımlanabilir. 
• Tanıyabildiğimiz en eski yerli Anadolu kavmi Hattiler, müzik ve eğlenceli oyunlardan haddinden fazla hoşlanan, çok neşeli ve coşkulu insanlardı ve inadına militarist kavimlere özgü savaş oyunlarını, asker marşına benzeyen şarkıları asla sevmezlerdi. Çin’de müzikten aşırı derecede hoşlanan azınlık bir kavim mensupları “konuşmasını bilen şarkı söylemesini, yürümesini bilen ise dans etmesini de becerir” derler ya, Hattiler de buna benzer bir durum sergiliyorlardı ve müzik ve eğlenceyi alabildiğine günlük yaşamlarının tüm alanlarına yayıyorlardı.
 • Önceleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Çukurova ve Suriye’de yaşayan, fakat sonradan, yani MÖ 2. binyılın başlarından itibaren geniş çapta Orta Anadolu’ya kadar yayılmış ve Hititleri kültür boyunduruğuna sokmuş olan Hurriler de müziği çok seven bir toplumdu, ama ürettikleri ve hoşlandıkları müzik türleri arasında çoğu hüzünlü ve litürjik ağırlıklı ağıtlar ve ilâhiler yer alırdı. Hurrice- Hititçe iki dilli metinlerde, günlerce süren ve en az on bin öküz ve otuz bin koyunun yendiği dev ziyafet sahnelerinde müziğe hiç yer verilmemesi ibret vericidir. Nota sistemini icat edenler bile onların yakın akrabaları Ugarit’te oturan Hurrilerdi!
• En başta Boğazköy devlet arşivinde bulunan en az sekiz dilde yazılmış tüm bu metinleri yazıp saklamış olan Hititler ise bazılarını kesinlikle anayurtlarından getirdikleri, bazılarını ise yerlilerden aldıkları çok karmaşık bir ruh hali ile sergilerlerdi; asla tutucu değillerdi; akrobasiden, savaş oyunlarından, her tür ve her yabancı kökenli müzikten hoşlanırlardı. Eğlence ve dans konusundaki sadelik ve haşinlik konusunda ise ırkdaşları sonraki Romalılarla aşırı benzerlik sergilerlerdi, Cicero’nun tabiriyle “Eğer deli değilse, ayıkken hiç kimse dans etmez!” ilkesine benzer bir tutum sergilerlerdi.
• Hititlerle birlikte veya onlardan bir süre önce Anadolu’ya gelmiş olan Luviler, Hititlerden ayrı coğrafî bölgelere yayılmışlar ve başkaca yerli folkloristik zenginliklerle karşılaşmışlardır. Onlar da eğlence düşkünü bir toplum olmuşlar, hattâ bazı bölgelerde kent sakinleri belirli eğlence ve ayinler konusunda ihtisaslaşmışlardır.
 
Ahmet ÜNAL