FORA YELKEN

Akdeniz ve Gemilerine odaklanan Fora Yelken başlıklı sergi 26 Nisan tarihinde açıldı.

Akdeniz ve Gemilerine odaklanan Fora Yelken başlıklı sergi Akdeniz Uygarlıkları Araştırma

Enstitüsü (MCRI) ekibi tarafından organize edildi ve resmi olarak 26 Nisan tarihinde açıldı. Akdeniz Üniversitesi, Batı Kapısı tarafında konumlanan Edebiyat Fakültesi yeni binası içinde yer alan Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü’nün ana salonu dahil olmak üzere üç odada ve uzun bir koridor boyunca izleyi­cile­rin beğenisine sunulan bu sergi önümüzdeki iki ay boyunca açık kalacaktır.

 

Geçmişten Günümüze Akdeniz:

 

“Fora Yelken” sergisi, jeolojik dönemlerden başlayarak Akdeniz Havzası’nın ilk sa­kinlerine ve bölgede gelişen en erken medeniyetlerden günümüze kadar ulaşan oldukça geniş bir zaman dilimini kapsamak­tadır. Başta gemiler olmak üzere limanlar, tersaneler, fener­ler, batıklar, tüccarlar ve ticari eşyaların betimsel ve metinsel tasfirleri aracılığıyla Akdeniz Havzası’nın mali, idari, insani ve kültürel tarihiyle ilgili gelişmeler ve değişiklikler kronolojik bir bakış açısı içinde ortaya konulmaktadır. Halkları ayırdığı kadar, gemiler ve gemicilik bağlamında coğrafyayı ve kültürleri bağlayan geniş bir su olan Akdeniz ve gemileri ziyaretçilere 35 panel, 20 gemi maketi, 72 siyah kalem çizim, 3 farklı animasyon ve 1 belge­sel aracılığıyla sunulmaktadır.

Sanatçı Ümit Durak, M.Ö. 14. yüzyıldan günümüze kadar Akdeniz’de seyahat eden gemi ör­nekleriyle, antik kaynaklar ve modern literatür bilgiler ışığında gözlem ve rekonstrüksiyon tekniklerini uygulayıp aynı malzemeleri ve yöntemleri kullanarak ve orijinal gemiye müm­kün olduğunca sadık kalarak inşa etmiş olduğu farklı boyutlarda 20 ölçekli gemi maketini görme şansını bize sunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçının gemi maketlerini “Seçkin Sanat Eserleri” olarak belirlemiştir.

Sanat tarihçisi ve ressam T. Mikail Patrick Duggan ise, 70’ten fazla siyah kalem çizimi ile sergide yer almaktadır. 50 x 65 cm boyutlarında olan bu çizimler, en eski zamanlardan 20. yüzyıla ka­dar uzanan Akdeniz gemi ve tersane örnekleri ile gözlem ve rekonstrüksiyonun yanı sıra antik ve modern edebiyat kaynakları kullanılarak 7 aydan fazla bir süre boyunca yapılmıştır.

Akde­niz ve Gemileri:

Bu sergide gemiler, 7 boğazı, 13 denizi ve 15 körfezi ile üç antik kıta arasında toplam 2,5 milyon km2’lik bir alanda varlık gösteren, doğunun batıya, batının ise doğuya açılan kapısı; dalgalar ve özlemlerle dolup taşarak birçok uygarlığın yükselişi ve gerilemesine tanıklık etmiş; karalar arasında geniş, karmaşık ve parçalı bir denizler bütünü olarak bilinen en eski ve en geniş okyanus bölgesi Thetis’in bir uzantısı olan Akdeniz’in sayısız rotalarını kat eder.

Topografyanın şekillendirdiği temel özelliklerle, Akdeniz çevresinde yaşayan toplumlar farklı siyasi, kültürel ve dinsel inançlara rağmen bir kader ortaklığına sahip olmuş gibi gö­rünmektedir. Bu tema, seçici olarak ayrımcı ve ‘ötekileştirici’ bir söylem olmak yerine, fizik­sel coğrafya/insan coğrafyası, demografi ve dolayısıyla tarih yazımını birbiriyle ilişkilendirir.

Yaklaşık beş bin yıldan fazla süredir kıyılarından, adalarından, liman şehirlerinden ve tersa­nelerinden birbirine seyahat eden gemiler, bazen ticari ve kültürel zenginlikler, bazen savaşlar ve salgın hastalıklar taşıyarak, Akdeniz Havzası’nın kaderinde hayati bir rol oynamıştır. Bu sebeple sergide, gemi inşaat teknolojisindeki gelişmelerin, bilimsel, sanat­sal ve felsefi eğilimler, pagan ve göksel dinler, yargı sistemleri, demokrasi-cumhuriyet gibi idari zihniyetler, dünya ve insanlık tarihi için önemli olan kavramların tanımlayıcı ve metin­sel tasvirleri üzerindeki etkisi zaman, mekân ve uzam bağlamında izleyiciye sunulmaya çalışılır.

Bu bağlamda, bu serginin amacı Akdeniz tarihi ve kimliğini bir dizi sıradan özelliğe indirgey­ip onun girdap gibi dönen anaforlu değişkenliğini tanımlamaya ve yorumlamaya çalışmak değil, daha çok Akdeniz ve gemilerinin enine boyuna düşünülüp taşınılmış kronolojik bir  panoramasını sun­maktır.

 

Doğu’nun en Batı’daki noktası - Batı’nın en Doğu’daki noktası

Nedeni ne olursa olsun, tarihin her noktasında, bir süper güç olma özlemiyle her uygarlık dikkatini Akdeniz’e yöneltmiştir. Fenikelilerin ve daha sonra Hellenlerin antik çağda bu iç denizi bölgesel olarak kolonize etme girişimleri; Akdeniz’i Mare Nostrum hâline çeviren Romalılar bu misyonun kanıtıdır. Orta­çağ boyunca Akdeniz, her ikisi de bölgeye hakim olmak isteyen Müslümanlar ve Hıristi­yanlar için stratejik bir manevra alanı hâline geldi. Ancak, Themistokles, Lysandros, Marcus Agrippa, Barbaros, Don Juan, Horatio Nelson ve Andrew B. Cunningham gibi ünlü amiralle­rin karizmatik liderliği ve muhteşem deniz zaferleri, Persler, Atinalılar, Romalılar, Haçlılar, Osmanlılar, Napolyon’un Fransa’sı ve Mussolini’nin İtalya’sının imparatorluk planlarını durma noktasına getirdi ve Akdeniz’in siyasi haritasında radikal değişikliklere neden oldu.

Erken modern çağla birlikte başlayan coğrafi keşiflerin kolonizasyonun yönünü değiştirmiş ve Avrupalı güçler tarafından geç modern çağda bilinen dünyanın % 85’inin kolonizasyo­nuyla sonuçlanmış olmasına rağmen, Akdeniz Havzası’nın içindeki ve ötesindeki ülkeler hâlâ Akdeniz’e odaklanmaktadır. Havza, kıyıları ve art bölgeleriyle, daha önce ekonomik mücade­lelerin yaşandığı bir bölgedir ve Akdeniz’de mevcut iki kutuplu dünyanın üçüncü kutbunu oluşturma arzusu Havza’yı bir cazibe noktası hâline getirir. Havzanın demografik yapısı, manyetik bir alan gibi, bu bölgeye kıyıları olmayan ülkelerden göç dalgaları aracılığıyla deği­şiklikler gösterir. Bu etnik, dilsel ve dinsel çeşitlilik, birlik ve çokluğun aynı anda var olma­sına izin veren karmaşık bir sistem olarak görünür ve halkları ‘Akdenizlilik’ ortak paydası altında bir araya getirir. Ekonomik, sosyal, politik ve mekânsal boyutları ile bu sistem, çeşitli düzeylerde bir araya gelerek ve zaman içinde değişerek ve dönüşerek, bağlam ve süreç odaklı bir niteliğe sahip olduğu için, bir kültürden diğerine aktarılan şeyler aracılığıyla toplumlar üzerinde yaratılan dönüşüm etkileri gözlenir. Bu açıdan Akdeniz, toplum içi etkileşimin en yoğun olarak yaşandığı yer olmanın dışında, insanlık ve doğanın neredeyse süresi dolan ortak kaderinin sergilendiği bir sahnedir...

Bu serginin ziyaretçilerinin onun yapımından zevk aldığımız kadar zevk alacaklarını umuyoruz