GEÇMİŞ KİME AİTTİR

Son zamanlarda Newsweek, The Economist gibi yabancı basında yayımlanan yazılara istinaden kaleme alınan bu yazının, iddialara (olabildiğince tarafsız) cevap verme, yeni sorular sorma ve tartışma amacı taşıdığını söylemekte fayda var.

 

Çıkan yazılarda, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yurtdışına kaçırılan eserleri geri istemesi ile başlayan “korku dolu bekleyiş” anlatılmakta ve bahsi geçen bu yazıların müzelerdeki eserlerin gerçekte hangi topraklara ait olduğu gibi bir “sidik yarışına” çekilme arzusu ile yazıldığı imajını vermektedir. Türkiye’de konu ile ilgili akademik çevreden de henüz ses çıkmaması üzüntü vericidir. Yayımlanan makalelerin özünde bir “kültürsüzlük politikası” kurmacası olduğu aşikârdır. Örneğin The Economist’in “Türkiye’nin Kültürel Hırsları” başlığı ile yayınlanan ve Radikal Gazetesi’nde tercümesi verilen ancak kısaltma amacıyla silinen kısımda “Yıllar boyunca Türk arkeologlar, Berlin veya Almanya’nın diğer şehirlerinde eğitim görmüş ve masrafları Alman hükümetlerince verilen burslarla karşılanmıştır” söylemi yer alır. Bu cümledeki kolonyalist düşünce tarzı açık bir şekilde kendini göstermektedir. Yazının orijinalini http://www.economist.com/node/21555531 adresinde bulabilirsiniz.

Kültür Bakanlığı’nın eserleri geri isteme talebine karşın bu yazılarda sıklıkla kullanılan argüman “İskender Lahdi’nin “Türklere” ait olmaması”dır. Elbette İskender Lahdi’nin sahibi Türkler değildir ve hiçbir zaman böyle bir tespit, “aklı başında olan” hiç kimse tarafından yapılamaz. Ama İskender Lahdi’nin bu toprakların bir parçası olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

İskender Lahdi, 1892 yılında Osman Hamdi Bey tarafından, Osmanlı topraklarının o dönemde hala bir parçası olan Sayda – Sidon- şehrinde ele geçirilmiştir. Lahit, Sayda şehrinde gerçekleştirilen kazı çalışmaları sırasında gün ışığına çıkarılan lahitlerden sadece birisidir. Lahitler, Sayda Krallık ailesine aittir ve daha öncesinde Fransızlar (Louvre Müzesi) için çalışan defineciler tarafından kaçak kazı ile lahitlerden biri (Eshmunzar’ın Lahdi 1855 yılı) çalınmıştır. Buradaki “sahiplik”, sadece zamansal olarak Sayda’nın Osmanlı topraklarının bir parçası olması ile ilişkili değildir. İskender Lahdi olarak bilinen eserin üzerinde yer alan savaş sahnesi Büyük İskender ile Pers Kralı arasındaki Issos Savaş sahnesini anlatır. Savaş, Antakya sınırları içinde Dörtyol’da Issos ovasında gerçekleşmiş ve yine Hellenistik Dönemin büyük heykeltıraşları tarafından Sayda’nın yeni kralı Abdalonymos için İskender’e ithafen yapılmıştır. Ayrıca İskender Lahdi’ni yapan heykeltıraşların aynı dönemde Anadolu’nun farklı yerlerinde eserler üretmiş olduklarını da biliyoruz.  Yani, İskender Lahdi aynı zamanda kültürel bir bütünün parçasıdır. 

Fransız gezgin Charles Texier 1862 yılında, 1833-1843 yılları arasında Anadolu’ya yaptığı gezilerini aktardığı Asia Minor (Küçük Asya) adlı eserini yayımlar. Osmanlı toprakları içindeki arkeolojik eserlerin birer çizimini de kitabına ekleyen Texier, çizimlerinde eserlerin çevresindeki köylülerin, eserlere zarar vermeden onları geçmişlerinin bir parçası olarak gören kimseler olarak resmeder. Yani her şey gayet doğaldır. Antik eserler,  bir “sanat” objesi olmaktan çok geçmişin işlevsel bir parçasıdır. Bugün müzelerde güvenlik birimleri arkasında dokunmaya korktuğumuz eserler binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan insanlar tarafından farklı şekillerde kullanılmıştı zaten, Texier de bunu betimlemişti. Ta ki birileri bu eserleri toplamaya, eserlere maddi bir değer yüklemeye ve para ile satın almaya başlayana kadar. Bunu yapanlar ise müzelerine “sanat” eseri toplama yarışına giren “cüretkar” Avrupalılardı.  Osmanlı toprakları, 18. yüzyıldan 19. yüzyılın sonlarına kadar Avrupalılar için açıkça bir “yağma” alanıydı. Bunu yaparken Osmanlı’yı ve doğuyu ... Murat NAĞIŞ ve Hilal GÜLTEKİN'İN kaleminden “Geçmiş Kime Aittir" yazısının devamı Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin Eylül - Ekim 2012 Sayısında yer almaktadır.