GILGAMIŞ MİTİNİN EKSİK PARÇALARI TAMAMLANIYOR

Gılgamış mitinin yeni bir bölümünün yer aldığı tablet Irak’ta ortaya çıktı. Yapılan incelemeler sonucunda tabletin, Gılgamış mitinin 5 numaralı tableti olduğu anlaşıldı. 3 parçadan oluşan ve müzeye getirilmeden önce birleştirilmiş olan tabletin nerede bulunduğu ve kimin tarafından birleştirildiği bilinmiyor.

Gılgamış,  aradığı  ölümsüzlüğün  ölümün  ardında  olduğunu  anlayınca, ölümsüzlük maceralarını yazmanlara dikte ettirip ismini sonsuzluğa yazdırmayı başarmış, Mezopotamya’daki Uruk kentinin efsanevi kralıdır. Mezopotamya’nın Oidipus’u olarak kabul edilebilecek Gılgamış’ın gerçeküstü yaşam öyküsü 12 tablet üzerinde bazı eksik parçalara rağmen günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Gılgamış’ın mitolojik öğelerle süslü maceraları, pek çok edebiyat eserine konu olmuş, ölüme isyan eden insanın en büyük dayanağı haline gelmiştir. “Her şeyi bilen, gören” anlamına gelen ismiyle Gılgamış, pişmiş toprak tabletler üzerine nakledilen öyküsüyle uzak geçmişten önemli veriler içeren arkeolojik bir eser, çok yönlü okunması gereken bir metindir.

Assur kralı Asurbanipal’in 25 bin tabletlik arşivinin Henry Layard tarafından 19. yüzyıl ortalarında bulunmasıyla, binlerce yıl toprak altında kalmış Gılgamış miti yeniden hayat bulmuş, ünü dört bir yanı  aşmıştı.  British  Museum  deposundayken  George Smith tabletleri deşifre ederek çevirmişti. Bu Smith’in büyük heyecan duymasına yol açan bir süreçti çünkü Gılgamış’ın yaşam öyküsünü aktaran bu tabletlerden birisi “büyük tufan”dan söz ediyor, kutsal kitaplarda yer alan ve Nuh Tufanı olarak bilinen büyük felaketin en eski örneği bu öykünün içinde yer alıyordu. Smith, keşfini 3 Aralık 1862 tarihinde Society of Biblical Archaeology merkezinde verdiği bir konferansla kamuoyuna duyurmuş ve bu önemli keşif tüm dünyada heyecan yaratmıştı. Tufan’a dair bu eski metin, Tevrat’ta geçenlerin doğruluğu ihtimalini ortaya çıkarmakla birlikte buna dair Mezopotamya’da yapılan arkeolojik çalışmaların da bir hayli hız kazanmasını sağlamıştı. Bugün “Tevrat Arkeolojisi” olarak isimlendirilebilecek bu çabalar, arkeoloji biliminin gelişiminde ve ona duyulan ilginin artmasında da büyük rol oynamıştı. Büyük Yunan miti Oidipus’a benzeyen yaşam öyküsüyle Gılgamış, Mezopotamya coğrafyasının, doğadan kültüre seyahatinin de temsilidir. Yasanın, biyolojik varlık olarak insan bedeni ve yaşamı üzerindeki yaptırım süreci “babanın öldürülmesi” ile sonlanır. Gılgamış, biyolojik bir varlıktan kültürel bir özne olma sürecinin de temsilidir. Biyolojik varlığın yasa karşısındaki früstrasyonu ve “simgesel düzen”e geçiş, Gılgamış mitinin psikanalitik okumasını zorunlu kılar.

Mezopotamya’nın bu büyük anlatısı, aynı zamanda tarihsel bir dönemin simgesel gerçekliğini de beraberinde günümüze taşır. Bu özelliğiyle Gılgamış miti yazılı bir ürün olmanın ötesinde, binlerce yıllık geçmiş bilgisini taşıyan önemli bir arkeolojik veridir. Yakındoğu coğrafyasında gerçekleşen ve uygarlığın oluşumuyla yakından ilişkili bir dizi gelişme, bu mitin satırları arasına tutunarak bunca yıl hayatta kalmayı başarmıştır. Metnin içinde sembolik olarak gizlenmiş, buzulların erimesiyle başlayan önemli kültürel ve yaşamsal olaylar, tüm dünyayı etkisi altına alan suinsan ilişkisi, yerleşik ve tarımsal yaşam biçimine geçiş ve kentleşme gibi bir dizi tarihsel olay geçmişe ışık tutacak niteliktedir. Değişen doğa koşulları karşısında insanın verdiği yaşam mücadelesi bu metnin özünü oluşturmaktadır. Mitler, uydurulmuş fantastik öyküler değil; aksine insanın kendini inşa edebilmek, varlığını dile getire- bilmek ve anlamlı kılmak için bir “kendilik” inşasıdır. Yani mitler insanın yaşam ve varlık alanlarıdır. Bu  sebep olmuştu. Müthiş bir doğa tasviri içeren dizelerde kuşlar kendi öykülerini şakıyor, uygarlık öncesi bir doğal yaşam betimleniyor. Humbaba, bu görkemli doğanın ilahı, koruyucusu, efendisiydi. Doğanın bu görkemi karşısında korkuya kapılan Gılgamış kısa süre sonra arkadaşı Enkidu’nun cesaretlendirmesiyle Humbaba’yı öldürecek, ağaçlara uygarlığın ilk darbe- sini vuracaktı. Uygarlık ve doğa diyalektiğinin en eski örneklerinden olan bu dizeler, insanın doğaya karşı verdiği savaşı da muştulamaktadır. Kültürün bütün silahlarıyla ormana gelen Enkidu ve Gılgamış, doğa üzerine bir iktidar mücadelesine girişmişti. Cennet temsili doğa, kültürün metaline boyun eğmiş, doğanın ilahları  özelliğiyle mitler araştırmacılar için insanın kendisine ulaşmasını sağlayan patikalardır. İnsanı anlamak bu eski linguistik yolları takip etmekle mümkün olabilir. Ve Mezopotamya, uygarlık yolunda insanın attığı en eski adımların izlerini taşıyan bir coğrafyadır. Zengin içeriğiyle Gılgamış miti bu coğrafyada yaşam mücadelesi veren insanın arkeolojik buluntusu olarak değerlendirilmelidir.

Son günlerde Gılgamış mitinin eksik parçalarının bu- lunduğuna ve deşifre edildiğine dair basında yer alan bir haber ilgi uyandırmıştır. Uzun süren savaşlardan harabe haline gelmiş olan Irak’ta kaçakçılardan alınan bu tabletler daha önce hiç bir Gılgamış metninde bu- lunmayan bazı detaylar içermektedir. Faruk Al-Rawi ve Andrew George tarafından tercüme edilen bu yeni dizeler, Gılgamış ve dostu Enkidu’nun ölüm canava- rı Humbaba’yı öldürmeye gittiklerinde sedir orma- nındaki şaşkınlık ve gözlemlerini ifade etmektedir.

Yazı İsmail GEZGİN