GÖBEKLİ TEPE´DEKİ SEMBOLLER ASTRONOMİK ANLAMLAR MI TAŞIYOR?

Edinburgh Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden; Martin B. Sweatman ve Dimitrios Tsikritsis’in yaptığı bir araştırma, dünya genelinde manşet olmuş ve arkeologlar arasında büyük bir tartışma yaratmıştı. Göbekli Tepe’deki sembolleri astronomik yönden incelediklerini söyleyen bu iki araştırmacı, yaklaşık 13 bin yıl önce gerçekleşen meteor çarpma hadisesinin ve ardından gelen büyük bir felaketin (yak. MÖ 10 bin 900 – 9 bin 600 arasındaki kısa soğuk dönem; Genç-Dryas dönemi) T biçimli sütunlar üzerinde betimlenmiş olduğunu iddia etti.

“Astronomi” ve “Jeoloji” başlıkları altında meteorların dünyaya çarpma nedenlerini, sürecini ve Genç-Dyras döneminde dünyada meydana gelen jeolojik olayları açıklayan araştırmacılar, “Arkeoloji” başlığı altında ise, Urfa’nın 22 km kuzeydoğusunda yer alan Göbekli Tepe’deki sembolleri meteor olayıyla açıklamaya çalıştı.

 

Araştırmacılar çalışmalarını, D Tapınağında yer alan “Sütun 43” olmak üzere sadece rastgele seçilmiş sütunlar üzerinde (Sütun 2 ve 18 gibi) gerçekleştirdi. Sütunlarda tasvir edilen hayvan türlerini tam olarak tanımlamanın önemli olmadığını söyleyen araştırmacılar tezlerini açıklamak için bu tasvirlerin yeterli olduğunu düşünüyor.

 

Göbekli Tepe Astronomik Gözlemlerde Mi Kullanıldı?

 

Araştırmacıların büyük bir tartışmaya neden olan incelemeleri ve sonuçları şu şekilde;

 

 

“Göbekli Tepe’deki D Tapınağında yer alan Sütun 43 üzerinde, akrep, akbaba, yılan, ereksiyon halinde başsız bir insan, kuşlar ve çeşitli figürler vardır. Zodyak Takım Yıldızları arasında bilinen bir takımyıldızı ve Zodyak’ın sembollerinden olan akrep figürünün konumu bu araştırma için başlangıç noktası olmuştur. Akrebin etrafında yer alan kartal ile akbabanın başı ve kanatları arasındaki açı, bu takımyıldızlarının açısıyla uyum içindedir. Yılan tasvirinin göreceli konumu çok doğru olmamakla birlikte bunun sebebi sanatçının sütunun şekliyle sınırlı kalmış olmasıdır. Diğer bir soru işareti ise akrebin sağında kalan kuş tasvirinin nasıl yorumlanması gerektiğidir.”

 

Araştırmacılara göre bu tasvir başka bir yıldız takımını temsil ediyor olabilir. Araştırmacıların yorumu bu durumun onların analizini ve sonuçlarını etkilemeyeceği yönünde.

 

“Aynı sütun üzerinde yer alan kaz/ördek figürü ise Zodyak’taki Teraziye karşılık gelmelidir. Bunun yanında yer alan kuşun ise, Terazi takımyıldızına karşılık gelen yıldızların konumuyla tam olarak uyuşmadığı iddia edilebilir. Ancak Sütun 43, gökyüzünün doğru bir haritasını tasvir etmeyi düşünmüyordu; esas amacı, onun sembolik bir temsilini sunmak ve takımyıldızlarının görülen basit haliyle yaklaşık yerlerine yerleştirmekti.”

 

Araştırmacılar bu sütun üzerinde son olarak ortadaki dairesel tasvirin güneş olarak yorumlanması gerektiğini düşünüyor. Bu görüntünün oluşabilmesi için ise geriye doğru gidilen tarihler şu şekilde:

 

MÖ 2.000 - Kış Gündönümü

MÖ 4.350 - Sonbahar ekinoksu

MÖ 10.950 - Yaz Gündönümü

MÖ 18.000 - Bahar ekinoksu

 

 

Araştırmacılara göre bu tarihlerdeki güneşin konumu, akbabanın kanadının üstündeki konumuna karşılık geliyor. Bu noktada bu tarihlerden; MÖ 2 bin ve 4 bin 350 Göbekli Tepe’nin tarihine çok uzak olduğu için elenebilir. Geriye kalan tarihlerden en makul olanı ise 10 bin 950’dir. Bu tarih araştırmacılara göre Genç-Dryas dönemi ile de uyum içindedir.

 

“Sütun üzerinde yer alan kutu şeklindeki (?) 3 figür ve bunların üstündeki 3 farklı figür ise (kuş-kurbağa-dağ keçisi) araştırmayı daha da güvenilir kılar. Bunlar şu tarihlerdeki görünümü yansıtabilir;

 

İlkbahar ekinoks MÖ 10.950 = Başak

Kış gündönümü MÖ 10.950 = İkizler

Sonbahar ekinoksu MÖ 10.951 = Balık

 

Böylece, her bir kutuyu önceki ekinoks veya gündönümü olarak yorumlayabiliriz. Gerçekten de, bu semboller güneşin yarım diskini temsil eden bir günbatımının (veya gündoğumunun) resimsel bir gösterimi olarak yorumlanabilir. Dolayısıyla, sütun, doğru bir zamansal sırayla bir yılın dört Zodyak dönemini yansıtıyor.

 

Başsız insan figürü büyük bir felaketi, H ve V sembolleri ise belli bir yönü gösteriyor olabilir. Belki de bunlar sütunların işlendiği tarihe atıfta bulunuyor. Örneğin, ayın, gezegenlerin, kuyruklu yıldızların veya diğer astronomik nesnelerin veya olayların konumlarına atıfta bulunabilmeleri muhtemel.”

 

 

 

Araştırmacılar çalışmalarında uzunca yer verdikleri Sütun 43’ten sonra diğer sütunları da incelediler. Diğer sütunlar ise el ele tutturulmuş kollar, kemer, H sembolleri, tilki ve domuz gibi farklı figürler barındırıyor. Örneğin araştırmacılara göre 18 numaralı sütundaki kemer tokası meteorun atmosfere girdiği anı, kurt veya tilki ise bir diğer takımyıldızını tasvir etmiş olmalıdır.

 

Araştırmacıların açıklamalarına devam edecek olursak:

 

“Yılanlar Göbekli Tepe’deki en yaygın motiftir. Yılanlar genellikle mitolojideki ölüm veya tahribatın bir göstergesidir Bazen de yeniden doğum ve iyileşme ile ilgili konuları tasvir etmek için kullanılmıştır. Bizim yorumumuza göre ölüm ve yıkım gibi soyut bir kavram yerine takımyıldızları temsil ettiği şeklinde. Yılanlar Göbekli Tepe’de bugüne kadarki en popüler motifken bu hayvana ait herhangi bir kalıntı bulunamadı. Bu durum, kalıntıları bol olan diğer tüm hayvan simgeleriyle çelişiyor. Balık kalıntıları bile bulunmuşken, tek bir yılan kalıntısı bulunmamaktadır. Bu durum, potansiyel olarak diğer hayvanlara göre farklı bir anlam kazandırabilir. Yılana ölüm ve yıkım anlamı yüklenebilir, ancak bu kesin değildir. Kuyruklu yıldızlar kesinlikle tehlikeli ve yıkıcıdır. Belki de yılan motifi bir meteor parçasının sembolik bir temsilidir. H sembolleri ise parlak yıldızları veya kutup yıldızlarını gösterir. Ayrıca ayın evreleri olarak da yorumlanabilir.”

 

Kısaca araştırmacılar Sütun 18’in sembolik anlamlar içerdiğini, kuyrukluyıldızlar ve felaket sonuçlarıyla ilişkili olduğunu düşünüyor.

 

Araştırmacıların Göbekli Tepe hakkında genel olarak varmak istedikleri sonuçlar ise şu şekilde:

 

1) Sütunlar üzerindeki hayvan figürleri genellikle takımyıldızlarını temsil eder.

 

2) Sütun 43, MÖ 10.950 yılına karşılık gelir.

 

3) Daha soyut sembollerden bazıları Genç-Dryas ile bağlantılıdır.

 

4) Göbekli Tepe sahip olduğu işlevlerin yanı sıra gözlemevi olarak kullanılmış ve bu da bir tepenin üstünde inşa edilmesinin bir sebebi olmuştur.

 

Göbekli Tepe’deki Sembollerin Anlamlarının Bugüne Kadar Belirsiz Kaldığını Söyleyen Araştırmacılar, Göbekli Tepe Hakkında Yazılan Yeni Yayınları Takip Etmediklerini Gösteriyor

 

İki araştırmacı, sütunlar üzerinde yer alan hayvan figürlerinin konumu ile takımyıldızlarının konumunun aynı olduğunu kanıtlamak için bilgisayar ortamında yazılım geliştirip kullandı. Ancak Göbekli Tepe’deki sembollerin anlamlarının bugüne kadar belirsiz kaldığını söyleyen araştırmacıların bu çalışması, Göbekli Tepe hakkında yazılan yeni yayınları takip etmediklerini gösteriyor.

 

Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak 46. sayımızda ana konu olarak yer ayırdığımız “Göbekli Tepe” sayısına bilgilerini katan bilim insanlarından bu noktada alıntı yapmak istiyoruz:

 

“D yapısı merkez dikilitaşlarını çevreleyen dairesel yapıda şimdiye dek yapılan kazılarda 11 dikilitaş açığa çıkarıldı. Kabartma bezemeli dikilitaşların çoğu üzerinde çeşitli hayvan motifleri yer alıyor. Hayvan motifleri arasında tilki, kuş ve yılanın yanı sıra yaban domuzu, yaban öküzü, ceylan, yaban eşeği ve büyük etçiller gibi çeşitli yabani hayvan tasvirleri de bulunuyor. A, B, C ve D yapılarında yer alan imgeler, bunların hiç de tesadüfi olmadığını, her yapıda farklı bir odak noktasına sahip belirli bir modelin izlendiğini gösterir. Örneğin, A yapısında yılan motifi hakimdir. B yapısındaki veriler eksik olmakla birlikte tilki motifi, C yapısında yaban domuzu hakimdir. D yapısında ise geniş bir çeşitlilik gösteren bezemelerde kuş ve yılan motifleri hakimdir. Dikilitaşlar üzerinde yer alan tasvirlerdeki farklı odak noktaları, Göbekli Tepe’de çalışan farklı klanlara ait ayırt edici işaretler olarak yorumlanabilmektedir. Obsidiyen buluntular, bölgedeki Çanak Çömleksiz Neolitik topluluklarının değiş-tokuş ağının ve hatta alanı ziyaret eden grupların yayıldığı coğrafi alan hakkında ipuçları verebilir. Göbekli Tepe ve söz konusu diğer yerleşmelerden gelen örnekler üzerinde de gördüğümüz gibi, bir kült topluluğu tarafından paylaşılan ortak ikonografi içerisinde hayvan sembolizminin oynadığı önemli rol, hayvanların erken Neolitik kozmolojisi ve ritüel uygulamalarındaki önemini vurgulamaktadır. Paleolitik Çağ sanatıyla karşılaştırıldığında, son Buzul Çağının sonlarını takip eden süre içerisinde gerçekleşen zihniyet değişiminin bir yansıması olarak motif repertuarında dikkate değer bir içerik değişimininin meydana geldiğini görürüz. Paleolitik mağara sanatının tersine, Neolitik resim sanatında insan çok daha belirgin bir rol alır. Dahası, Neolitik resim sanatında insan artık doğanın eşit bir parçası olarak değil, daha önemli ve hayvan dünyasından daha ‘yüksekte’ olarak tasvir edilir. Görünüşe bakılırsa, insanın doğayı algılama ve doğa içerisinde kendisini konumlandırma biçimi, iklim değişikliği ve kaynaklardaki artış ile birlikte değişmiştir. İnsan artık doğal dünya içerisinde yalnızca pasif olarak görev almıyor, aktif olarak onu değiştirmeye ve kullanmaya başlıyordu. Dolayısıyla, T-biçimli antropomorfik dikilitaşlar, insanın hayvan dünyası üzerinde uygulamaya başladığı gücün ve bu zihniyetin göstergesi olabilir. Bu ‘zihinsel’ kontrol, ‘kültürel’ ve dolayısıyla ‘fiziksel’ kontrolün ortaya çıkmasında doğrudan bir önkoşul olarak görülebilir. Böylece hayvancılık ve en nihayetinde evcilleştirme gerçekleşmiştir.” (Jens Notroff-Oliver Dietrich-Joris Peters-Nadja Pöllath-Çiğdem Köksal-Schmidt, Aktüel Arkeoloji Dergisi, Sayı 46, Sayfa38-51)

 

“Göbekli Tepe hiç kuşkusuz son yılların en etkileyici buluntu yerlerinin başında gelir. Göbekli Tepe kazıları, görkemli tapınakları, boyları 6 metreyi bulan dikilitaşlar, heykeller ve kabartmaları, konunun uzmanı olsun ya da olmasın gezenleri etkileyecek buluntuları sergileyen bir kazı yeridir. Bunların 12 bin yıl gibi kavranması oldukça güç eski bir tarihe ait olması, Göbekli Tepe’yi başka yerlere taşımış, yapay bir gizemlilik yüklemiştir. Yalnızca bilim ile hayallerin dünyası, aklıselim ile metafizik birbirlerine karışmakla kalmamış, bilinçli ya da bilinçsiz olarak yapılan kurgusal saptırmalar, toplumda Göbekli Tepe’ye yönelik algı sapmasına neden olmuştur. Göbekli Tepe ile temsil edilen kültür her bakımdan heyecan verici, ezberimizi bozan, düşünce sistemimizi zorlayan özellikler taşımaktadır. Urfa Bölgesi’ndeki gözlemler Göbekli Tepe’nin yarattığı heyecanın, bölgeye olan ilgiyi arttırdığını, bunun bir yanda turizmi geliştirmesi gibi olumlu bir sonuç verirken öte yandan definecilerin ve antika pazarının iştahını kabarttığı yönündedir. Bu yazı ile tanımladığımız Çanak Çömleksiz Neolitik Kültür uygarlık tarihinin en önemli ve çarpıcı dönüşümünü temsil etmektedir. Anadolu’nun uygarlık tarihine yaptığı en özgün ve önemli katkının Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu dönemi bilim dışı söylencelerin çekiciliği ile değil, uygarlık tarihinin basamaklarının bilinci ile ele alınması gerekir.” (Mehmet Özdoğan, Aktüel Arkeoloji Dergisi, Sayı 46, Sayfa38-51)

 

 “Göbekli Tepe'nin, avcı-toplayıcı toplulukların değiş-tokuş ve bağları güçlendirme amaçlarına hizmet eden düzenli toplantılar, kolektif etkinlikler ve karşılıklı olarak düzenlenen şölenler için merkezi bir toplanma yeri oluşturmak için bu noktada inşa edildiği düşünülmektedir." (http://www.aktuelarkeoloji.com.tr/gobekli-tepe-ve-trt-belgeseli)

 

Araştırmacılar bununla birlikte sembollerin hayvan tasvirlerinin ötesinde hiçbir özel anlam taşımayacağı ihtimalini de düşünüyor. Ancak, temel istatistiksel analizlerinin, astronomik yorumlarının doğru olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu gösterdiğini de ciddi şekilde savunuyorlar.

 

Kısaca, bu çalışmayı gerçekleştiren iki araştırmacının konuya tam olarak hâkim olmadığı, konunun uzmanlarına danışmadıkları ve yeni yayınları da takip etmedikleri söylenebilir. Çaba harcanan bir çalışmaya saygısızlık etmeyi istememekle birlikte son olarak şunu belirtmek istiyoruz: Bir hipotez olarak yayımlanan bu çalışmanın sorgulamadan “büyük bir keşif”, “Göbekli Tepe’nin sırları” şeklinde yanıltıcı bir haber şeklinde sunulması doğru değildir. Bu gibi yanıltıcı ve sorgulama yapılmayan haberler Göbekli Tepe’ye bilimsel manada zarar verebilir.

 

 

Aktüel Arkeoloji Dergisi