HATTİLER

Akkad imparatoru Naramsin’in, Anadolu’yu “Hatti Ülkesi” ve Anadolu halkını da “Hatti insanları” olarak ifade etmesiyle Anadolu tarih sahnesine ilk kez çıkmış oldu. Bundan böyle Anadolu MÖ 2. binin sonu kadar “Hatti ülkesi” olarak anılacaktı. Hitit kralları dahi kendilerini “Hatti Ülkesi kralı” olarak tanımlamışlardı.

Akad imparatoru Naramsin’in MÖ 3. binin son çeyreğinde Anadolu’ya “Hatti Ülkesi” ve halkına da “Hatti insanları” demesinden, Anadolu’nun Eski Tunç Çağının 2. ve 3. safhalarının Hatti Dönemi olduğu açıktır. Bu da Alaca Höyük, Eskiyapar, Horoztepe, Mahmatlar vb. çağdaş buluntuların Hatti Dönemine ait olduğunun göstergesidir. Sosyo-kültürel yapıları bakımından Alişar - Kültepe, Alaca Höyük-Horoztepe, Karaoğlan - Dündartepe, Mahmatlar, Resuloğlu birbirine çok benzeyen küçük birer beylik ya da beyliğin merkezi olmalıydı. Ön Asya’ya, Orta Asya’dan gerçekleşen ilk büyük göçten yaklaşık iki bin yıl sonra bu kez, güneyden kuzeye doğru büyük bir göç tarihte yerini almıştı. Bu ikinci büyük göçle bölgeye gelen insanlar, günümüzdeki Arapların ve Yahudilerin ataları olan Akkadlardı. MÖ 3. binin son çeyreğine doğru yani İsa’nın doğumundan yaklaşık 2 bin 350 yıl önce, Afrika’nın kuzeyinden Sudan ve Etiyopya’dan bir grup Sami kavmi insanları, kuzeye doğru ilerleyerek Mezopotamya’ya girdiler. Bu girişleri ile kendi ırklarından olmayan, Asya kökenli insanların yarattıkları kültürü yerle bir ederek, ortadan kaldırdılar. Akkadlar MÖ 2350 yılları civarında Ön Asya’ya geldikleri zaman, iki nehir arası ülkesi Mezopotamya’da Sumerler, şehir beylikleri halinde bir başka deyişle, derebeylik sistemi gibi yaşantılarını sürdürüyorlardı. Yaşadıkları çağın en yüksek kültürüne sahip olan Sumerler yarattıkları bu yüksek kültüre rağmen, bir bayrak altında birleşip, bir devlet kuramamışlardı. Sumerlerin en büyük keşifleri yazıyı bulmalarıydı. Bu yazı, ilk kullanılışında resimsel (piktografik) yazıydı. İsa’nın doğumundan 3 bin 200 yıl kadar önce kullanılmaya başlanan bu resimsel yazı, dört yüz yıl kadar sonra çivi yazısı halini almıştı. Buna karşın, Sumer kültürü zirvesindeyken Mezopotamya’ya gelen Akkadlar, Sumerlerin aksine, daha çağdaşlaşma ve yenilikler yaratma yerine, son derece savaşçı, yıkıcı ve yok edici tavır takındılar. Hemen hemen Sumer şehirlerinin tamamını yok ettiler, yağmaladılar ve Sumer yüksek kültürüne son verdiler. Ancak, Sumerler bize çok sayıda kültür varlıkları bırakmalarına karşın Akkadlar, savaşmak, yakıp yıkmakla, yağmalamakla fazlaca uğraştıklarından olacak ki, elimizde az sayıda Akkad eseri vardır. Bu nedenledir ki, Akkadların Sumerleri ortadan kaldırdıktan sonraki süreç, tarihte ya da arkeolojide “Sumero-Akkad” olarak anılır ya da yazılır. Prof. Dr. Aykut ÇINAROĞLU'NUN kaleme aldığı yazının devamı Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin Mart-Nisan sayısında.