I. CONSTANTINUS VE KONSTANTINOPOLIS

Konstantinopolis, doğal bir gelişim sürecinin sonucunda değil, bilinçli bir tercih ve irade ile kurulmuş olan bir başkenttir

MÖ 7. yüzyılda Sarayburnu’da bir Yunan koloni yerleşmesi olarak kurulan Byzantion kenti, MÖ 2. yüzyılda Roma İmparatorluğu’na bağlanmıştır. Ancak bu küçük Roma kentinin kaderi 330 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus (324-337) tarafından imparatorluğun yeni başkenti olarak seçildiğinde bütünüyle değişti; kurucusunun adıyla Konstantinopolis olarak anılan kent, Geç Antik dünyanın merkezi haline geldi. Bu olay, bugün bir dünya megapolisi olan İstanbul kentinin tarihindeki dönüm noktasıdır. Bu tarihten sonra modern tarihçiler tarafından Bizans diye adlandırılacak olan Roma İmparatorluğu’na 1123 yıl boyunca başkentlik yapmış olan kent, 1453 yılından 1923 yılına kadar 470 yıl boyunca da Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmıştır. Boğaz’ın girişindeki bu küçük Roma kenti Akdeniz’in bu iki büyük imparatorluğuna başkentlik yapmış olmasaydı, süreç içinde gelişerek bugünün önemli dünya kentlerinden biri haline gelemeyecektir.

Konstantinopolis’in kuruluş evresinde, Antik Yunan ve Roma kentlerinin önemli kamu yapılarından olan hamamların da bulunduğunu biliyoruz. Antik kentlerdeki günlük yaşamın önemli bir parçasını oluşturan bu hamamlar, bedensel temizlenmenin ötesinde sosyal işlevi olan kamusal yapılardı. Constantinus kenti yeniden kurarken, iki eski hamam bulunmaktaydı. Bunlardan birisi, Sarayburnu’da Strategion’da bulunan Akhilleus hamamıydı. Bugün hiçbir arkeolojik izi bulunmayan bu, hamam olasılıkla kentin Yunan koloni dönemine aitti. Diğer hamam ise Roma dönemine ait olan, Augusteion meydanının güneyindeki Zeuksippos hamamıydı. Zeus’a ithaf edilen bu hamamı Septimius Severus yaptırmıştı ve sekizinci yüzyılda tamamen yıkılmasına kadar Konstantinopolis’in en büyük hamamı olarak kullanılmıştı.  Constantinus, kentin resmi açılışından önce bu hamamı onartmıştı. Zeuksippos hamamı ünlü Roma hamamlarıyla boy ölçüşecek bir ihtişama sahipti. Hamamın içinde ünlü şair, filozof, sporcu ve askerlerin heykellerinden oluşan zengin bir koleksiyon bulunmaktaydı. 1915 yılında Sultanahmet Medresesi önündeki yıkıntılar kaldırılırken büyük kubbeli bir yapının izine rastlanmış ve 1927–28 yıllarında yapılan kazılarda hamamın kalıntıları bulunmuştur.

Hıristiyanlığı yasallaştıran Constantinus’un yeni başkentinde bir kilise yaptırıp yaptırmadığı konusunda kesin bir bilgiye sahip değiliz. Constantinus’tan sonra kent, onun oluşturduğu tasarım çerçevesinde gelişimini sürdürmüştür. Revaklı caddeler Theodosius surlarına kadar uzatılmış, yeni forumlar yapılmış, başta piskoposluk kilisesi Ayasofya olmak üzere kent çok sayıda kilise ve manastırla donatılmış, su kemerleri ve sarnıçlarla su sorunu çözümlenmiş, kente yeni limanlar eklenmiştir. 6. yüzyıla gelindiğinde kent nüfus yoğunluğu ve şehircilik bakımından Roma dünyasının en gelişmiş kenti haline gelmiştir.

 

Prof. Dr. T. Engin AKYÜREK

İstanbul Üniversitesi