İLK ÇİFTÇİLER NEDEN GÖÇ ETTİLER

Bir insan topluluğunun bir bölgeden başka bir bölgeye taşınması anlamına gelen göçler ile ilgili tarihi çağların yazılı kaynaklarında ayrıntılı bilgi vardır. Peki yazılı kaynakların olmadığı tarihöncesi çağlarda yaşanan göçleri nasıl anlayabiliriz?

NEOLİTİK TOPLULUKLARIN GÖÇÜ

 

 Çekirdek Bölge (A Bölgesi)

 

Neolitik olarak tanımladığımız yaşam biçiminin oluşum bölgesini Orta Anadolu Havzası’nın doğusu; Güneydoğu Anadolu; Batı İran; Kuzey Irak ve Kuzey Suriye ile Güney Levant’a kadar olan geniş bir coğrafya içinde tanımlayabiliriz. Bu geniş coğrafyada tek bir Neolitik oluşumdan söz etmek olası değildir. Neolitiğin çekirdek bölgesi başlangıcı, gelişim süreci ve kültürel oluşumu bakımından birbirinden farklı özellikler gösteren 3 bölgeye ayrılabilir. Bunlar:

 

a) Orta Anadolu (Bölge A 1)

b) Güneydoğu Anadolu, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye (Bölge A 2)

c) Güney Levant (Bölge A 3)

 

Bu bölgelerdeki Neolitik yaşamın ortaya çıkışı, gelişimi ve birbirleriyle olan ilişkileri bu yazının kapsamı dışındadır. MÖ 7. binyılın başlarına gelindiğinde artık çiftçiliğe dayalı yerleşik köy yaşantısının her üç bölgede de gelişimini tamamladığını söyleyebiliriz. Aralarında kültürel ve sosyal yapılanma bakımından farklar olmasına karşın, üç bölge arasında yoğun bir bilgi, teknoloji ve mal paylaşımı olduğu da bilinmektedir. Başka bir deyiş ile Neolitik yaşam, her bölgenin kendi özgün koşulları içinde üç bin yıl boyunca gelişerek biçimlenmiştir. Bu bölgelerin dışında kalan coğrafyalarda MÖ 7. binyıllarına kadar, Kıbrıs gibi birkaç istisna dışında Neolitik paketin izlerine hiçbir yerde rastlanmaz. “Neolitik Oluşum Bölgesi- Çekirdek Bölge” olarak tanımladığımız bu bölgelerin dışında kalan yerler ile ilgili bilgimiz oldukça düzensiz ve eksiktir.  Akdeniz ve Ege kıyı şeridi, Tuna Havzası, Kuzey Karadeniz, Kafkaslar ve İran’ın bazı kesimlerinde, Mezolitik olarak tanımlanan, mikrolit taş alet yapım geleneğini sürdüren avcı-balıkçı-toplayıcı toplulukların varlığı çok sayıdaki buluntu yeri ile bilinmektedir. Buna karşılık Anadolu’nun ve Yunanistan ile Bulgaristan’ın iç kesimlerinde Mezolitik kültürlerin varlığını gösterecek izler hemen hemen yok gibidir. Dolayısıyla Holosen başlarından MÖ 7. binyıllara kadar yukarıda sözünü ettiğimiz üç Neolitik oluşum bölgesi dışında “Neolitik” olarak tanımlanacak hiçbir iz olmadığını ve daha sonra bu bölgelerde görülen Neolitik paket ögelerinin de çekirdek bölgeden aktarılmış olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Yukarıda değinildiği gibi Neolitik yaşam MÖ 7. binyılın başlarına kadar oluşum bölgesi içinde kalmış, bu tarihten sonra hızla başka coğrafyalara doğru yayılmıştır. Bu yayılıma yol açan nedenler, doğal çevrenin tahribi, iklim salınımları ve sosyal çalkantı gibi bu yazının kapsamı içine girmeyecek kadar çeşitli ve karmaşıktır. Ancak ana çizgileri ile tanımladığımız Bölge A 2 ile A 3’te Çanak Çömleksiz Neolitik Dönemin sonlarında (Son PPNB/ PPNC) kültürel süreçte bir kırılma olduğu ve birçok yerleşmenin terkedildiği anlaşılmaktadır. Neolitik yaşamın yayılımının, önceden düşünüldüğü gibi anlık tek bir hareket değil, MÖ 5500 yıllarına kadar süren oldukça karmaşık ve çok yönlü bir süreci kapsadığı son yıllarda daha iyi anlaşılmıştır. Büyük bir olasılıkla ilk önceleri A 1 bölgesine doğru bir göç, ya da hareketlenme olmuş ve Neolitik topluluklar giderek daha hızlı bir şekilde çekirdek bölgenin dışına çıkarak yayılmaya başlamıştır. Neolitik yaşamın, Mezolitik Dönem izlerine hemen hemen hiç rastlanmayan Göller Bölgesi ile Batı Anadolu kıyılarına ulaştığı ve giderek bu bölgelerin yoğun bir nüfus aldığı, kurulan çok sayıdaki Neolitik yerleşim yerinden anlaşılmaktadır.

 

Kısa bir süre sonra, Göller Bölgesi ile Ege Havzasında yapılanan Neolitik yaşam, kendi içinde özgün bir gelişim göstermiş; bu bölgeler çekirdek olarak tanımlayabileceğimiz yeni bir kimlik kazanmıştır. Bunlardan geniş ölçüde Orta Anadolu (A1) özelliklerini yansıtan Göller Bölgesi (Bölge B1)’in Sakarya Havzası üzerinden Doğu Marmara kıyılarını (Bölge C) etkilediği anlaşılmaktadır. Buna karşılık Ege kıyılarındaki yeni oluşum (Bölge B2) Orta Anadolu kadar, İç Anadolu’ya yabancı olan A2 ve A3 özelliklerinin bir karışımı gibidir; daha sonra Balkanlar’a ve Avrupa içlerine doğru yayılan Neolitik yaşamın temelleri bu bölgede atılmıştır. Çanak Çömlekli Neolitik Dönem ile birlikte, önceleri yakın ilişki içinde olan Bölge A2 ile A3 arasındaki ilişkinin zayıfladığı, ve ayrı kültürel oluşum süreçleri içine girdikleri görülmektedir. Dolayısıyla “çekirdek bölge” zaman içinde yer değiştiren hareketli  bir kavramdır.

 

Neolitik Yaşamın Yayılımı: Kara mı Deniz mi?

 

G. Childe çiftçiliğe dayalı yaşamın Yakın Doğu’dan Avrupa’ya Anadolu kıyılarını izleyen deniz yoluyla aktarılmış olduğunu ileri sürmüştür. Bu görüşün esası deniz yolunun kullanılmış olduğunu gösteren verilerin olması değil; o yıllarda Anadolu Yarımadasında Neolitik Döneme tarihlenen hiçbir yerleşmenin bilinmemesidir. Childe, Anadolu’nun dağlık ortamının Neolitik çiftçilerin geçmesi için uygun bir yol olmayacağını öngörmüştür. Ancak daha sonraki yıllarda Çatalhöyük, Aşıklı, Suberde, Erbaba, Hacılar gibi yerlerin bulunması ile Anadolu Yarımadasının boş olmadığı anlaşılmış, Neolitik kültürün aktarımında deniz yolu seçeneği de tümü ile gündemden kalkmıştır. Deniz ulaşımının Neolitik Dönem için ileri bir teknoloji olarak görülmesi, giderek karayolu seçeneğini güçlendirince, geriye ister istemez Avrupa’ya giden yol olarak Anadolu – Trakya bağlantısı kalmıştır. Teselya başta olmak üzere Balkanlardan bilinen ilk Neolitik yerleşimlerin sayısındaki artış bu görüşü daha da güçlendirmiştir.

 

Buluntu yerlerinin sayısındaki artış, Anadolu ile Güneydoğu Avrupa İlk Neolitik buluntu toplulukları arasında ayrıntılı karşılaştırma yapma olanağı sağlamış, ne var ki yapılan değerlendirmelerde iki bölge arasındaki benzerlikler kadar farklılıkların da olduğu görülmüştür. Bulgaristan ya da Yunanistan Neolitik buluntu toplulukları içindeki bazı ögelerin Batı Anadolu ile benzeşmekte, bazıları ise başka bölgeleri işaret etmektedir. Neolitik kültürlerin yayılım yolları üzerinde tartışmalara neden olan bu durum, yayılımın kısa süreli ve anlık bir olay olarak görülmesi kadar yayılımın belirli bir yolu izleyen tekil bir hareket olarak düşünülmüş olmasından kaynaklanmıştır. Ancak giderek Neolitik yaşamın aktarımının uzun bir zaman dilimine yayıldığı ve daha da önemlisi kendi içinde farklılıkları olan çok yönlü bir hareket olduğu düşünülmeye başlanmıştır.

 

Yazı : Mehmet ÖZDOĞAN

Yazının tam metninin Aktüel Arkeoloji Dergisi 54. sayısında bulabilirsiniz.