İNSANLARDA VAR OLAN ŞİDDETİN EVRİMSEL KÖKENLERİ İNCELENİYOR

Thomas Hobbes’in dediği gibi insanlar doğuştan şiddete eğilimli olabilir mi? Ya da Jean-Jacques Rousseau’nun ileri sürdüğü gibi insanlar uygarlığın bozduğu barışçıl varlıklar mıydı? Bu soru, entelektüelleri ve bilim insanlarını uzun zamandan beri meşgul etti. Fakat bugüne kadar kesin bir cevap bulunamadı. Muhtemelen her ikisi de kısmen haklıydı. Araştırmacıların iddiasına göre şiddete yatkın olan doğamızın bir kısmını bir atadan alıyoruz ve bunu diğer memelilerle paylaşıyoruz.

İnsan doğasındaki şiddetin, diğer memelilerle ortak olarak evrim tarihimizden çıkarılabileceği fikri üzerinde çalışan araştırmacılar, yaklaşık 50 bin yıl önceden günümüze kadar olan dönemde yaşamış 137 taksonomik aileden, 600 insan popülasyonundan ve 1024 memeli türünden; ölümleri hakkında 4 milyondan fazla veri topladı ve ölümcül şiddetin seviyesini ölçtü. Bütün bu veriler memeli popülasyonunun %80’ini temsil ediyordu. Ayrıca araştırmacılar türler ile atalar arasındaki benzerliği de çalışarak, soyların şiddete eğilimlerinin öldürme oranları tarihini nasıl etkilediğini çözümledi.

 

İspanyol bilim insanlarından oluşan bu ekip böylece, şiddetin memelilerde yaygın bir davranış olduğunu ve insan türünün bunu evrim süresi boyunca miras aldığını kanıtladı.

 

Şiddete Başvurmayan Memeliler

 

Bilim insanları, neredeyse şiddete başvurmayan memelilerin ve bunların şiddete başvuran diğer soylarının var olduğunu buldu. Araştırmacı Marcos Méndez’e göre insanlar evrimsel olarak ikincisinden birine aittir ve bu durum bugün dışa vuran şiddetin atalarımız olan türlerde zaten olduğunu göstermektedir.

 

Araştırmacı Adela González Megías ise, insanların ve diğer memelilerin çeşitli bibliyografik kaynaklarından alınan verileri ve filogenetik karşılaştırma araçlarını kullanan bilim insanlarının evrimsel geçmişimizin bir sonucu olarak ortaya çıkan ölümcül şiddetin %2 civarında olduğunu tespit ettiklerini söyledi. Gonzalez’e göre bu nedenle insanlarda ölümcül şiddet kendi kökeninden önce ortaya çıkan, şüphesiz evrimsel bir bileşene sahiptir.  

 

Ancak Paleolitik Çağ’dan günümüze kadar olan döneme ait 600 insanda yapılan şiddet üzerine bir inceleme kültürel etkileri göz ardı etmenin mümkün olmadığını ortaya koyuyor. Çalışmanın ortaklarından Miguel Verdú, aslında kişiler arası ölümcül şiddet seviyelerinin tarih boyunca değiştiğini; tarih öncesi toplumlardaki şiddet seviyesinin diğer memelilerin şiddet seviyeleriyle uyuştuğunu, ancak kabile toplumlarında ve Orta Çağ’da arttığını, daha karmaşık toplumlarda ise (yasaların yürürlüğe girmesiyle) çok düşük seviyelere indiğini belirtti (Önceki bir araştırmada ilk insanlar ortaya çıktığında insanların 50’de 1’i diğer bir insan tarafından öldürülüyordu. Fakat bu oran sabit kalmadı, Paleolitik Çağ’da yükseldi, MS 400-1400 arasında ise bu oran daha da yükseldi. Günümüzde ise daha katı yasaların yürürlüğe girmesiyle şiddet sayısı bir hayli azaldı).

 

Kişiler arası şiddet insanlıkta ilkel bir özellik olmasına rağmen, geliştirdiğimiz sosyal organizasyon türü onu hafifletebilir ve çatışmalar barışçıl yollarla çözümlenebilir. Bu nedenle, araştırmanın sonuçları insan kaynaklı şiddetin hem kalıtsal hem de tür içi rekabetten kaynaklandığı önermesini sunsa da, kültürün insanlardaki ölümcül şiddetin evrim mirasını etkileyebileceğini göstermesi açısından çok önemlidir.

 

Araştırmacılardan José María Gómez’e göre, şiddet eğiliminin bazı ekolojik ve kültürel faktörler ile yumuşatılabilmesi mümkün. Bizim bakış açımızla, araştırmanın ana mesajı şu; kökenimizde ne kadar şiddete eğilimli olduğumuzun hiç bir önemi yok. Kişilerarası şiddet seviyemizi, sosyal çevremizi düzenleyerek düşürebiliyoruz. Yani eğer istersek, çok daha barışçıl bir çevre de yaratabiliriz!

 

https://archaeologynewsnetwork.blogspot.com.tr/