J. PAUL GETTY MÜZESİ ESERLERİMİZİ GERİ VER

1960’ların ortasına doğru bir antika dalgası ortalığı sardı. Köylüler imece yapar gibi 40-50 kişi birden kazma-kürekle kazı yaptı.

 

TÜRKİYE J. PAUL GETTY MÜZESİNDEN TARİHİ ESERLERİNİ GERİ İSTİYOR

 

Getty Muzesi´nde sergilenen Boubon ve Kremna´ya ait eserlerin geri getirilmesi icin kampanyaya destek ver. Dilekce gonderim adresi:  gettymuseum@getty.edu

 

“J. Paul Getty Müzesi’nin Listesi: Türkiye’nin yağmalandığını söylediği 10 eser” başlıklı haberi ve “The Economist” dergisinde yayınlanan “Türkiye’nin Kültürel Hırsları: Mermerler ve İnsanlara Dair” başlıklı acımasız makaleyi okuyunca bir şeyler yazmak istedim. Zaman geçti, bir türlü bir şey yazamadım. Galiba bu aralar ilham gelmiyor diye düşündüm…. Türkiye’nin son dönem kültür politikalarını hedef alan bu ve benzeri yazılarla ilgili hiçbir meslektaşım da yazmamıştı. Onların yazmamasının sebebi ilham perilerinin onlara da uğramaması mıydı? Bilemem, ama kaçak kazılarla Kremna kentinden çalınan mermer ilham perileri heykellerinin ve Bubon kenti bronz heykellerinin yurtlarından binlerce kilometre uzakta ABD’de, J. Paul Getty Müzesinde tutsak olmaları bölgeyle ilgilenen bir bilim adamı olarak beni harekete geçirdi… İşte istenen eserlerin ve bir zamanlar sahipsiz olan toprakların hikayesi;

1960’ların ortasına doğru bir antika dalgası ortalığı sardı. Köylüler imece yapar gibi 40-50 kişi birden kazma-kürekle kazı yaptı. Öyle ki antika için kazılan bir yerin toprağı örtüldükten sonra yanlışlıkla yeniden kazılmasın, emek boşa gitmesin diye iki taş üst üste konularak işaretlenmişti. Bu ifade 1960’lı yılların başında Burdur İli, Bucak ilçesi merkez bucağına bağlı Girme/Çamlık Köyü - Kremna antik kentinde bir mermer heykel baş bulup satan köylü C.Ö.’ye ait...

Cümleleri 1990 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde konu ile ilgili tam sayfa haberine taşıyan ise araştırmacı gazeteci yazar Özgen Acar’dır. Konu ile ilgili ayrıca uluslararası basında Connoisseur’da da ilgi çeken bir makale yayınlamıştır. Bir dedektif gibi bu olayı da inceleyen ve ifşa eden ünlü Sayın Acar daha önce de sayısız kaçakçılık olayını ve yurtdışı bağlantılarını büyük cesaretle aydınlatmıştı.

Sayın Acar’ın haberine göre, Kremna’da daha sonra 1970 yılında bilimsel arkeolojik kazı yapacak Prof. Dr. Jale İnan (1914-2001) o günleri şöyle aktarıyordu; Köylüler krizma yöntemiyle ve işbirliği ile çalışıp antik kenti hallaç pamuğu gibi atmışlardı. Arazinin bir yerinde üst üste konulmuş üç taş gördüğünüzde, orayı bir başkasının kazamayacağı, orasının parsellenmiş olduğu anlamına geldiğini anlardınız. Taşları koyan ben burayı kapattım diyordu ve herkes bu kurala saygı duymak zorundaydı. Daha sonra ben kazı yapmaya başladığımda Hoca Hanım bu köşeyi boşuna kazmayın. Biz daha önce kazmıştık diyorlardı. Kazı dönemi bitip ayrılmak üzereyken arkeolojinin ne olduğunu bilmeyen köylülerden biri, hiçbir heykel ya da başka bir eser bulamadığımızı görünce, yanıma gelip Ah hoca’nım bu yıl gerçekten zarar ettiniz demişti. Buluntuları herhalde benim satacağıma inanıyorlardı”.  

Jale İnan, Kremna’da kurtarma kazısına başlarken amacı antika soygunculuğuna maruz kalmış harabeye Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü adına el konulmasını sağlamaktı. Belki kaçırılan Musa heykellerinden haberi yoktu ama köylüler tarafından kaçak kazı yapılarak meydana çıkarılıp Burdur Müzesi’ne satılan 9 heykele ilişkin eksik parçaları bulmaya niyetliydi. Torsoları meydana çıkararak Burdur Müzesi’ne satanların ifadesine göre başlar bulunamamıştı.

İnan olayı kendi cümleleriyle şöyle yorumlayacaktı; bu kadar iyi korunagelmiş durumlarına rağmen hiç birinin başının bulunmayışı biraz acayipti. Bütün heykellerin başları kasıtlı kesilmiş gibiydi.  

Köylüler heykelleri Karl Graf von Lanckronski’nin Q olarak adlandırdığı yapıda Eylül 1968 ile Nisan 1969 tarihleri arasında bulmuşlar ve boyutları nedeniyle kaçıramayacaklarını anlayınca da Kasım 1968 ile Nisan ve Mayıs 1969 tarihleri arasında müzeye getirmişlerdi.

Kaçıramadıkları heykellerin başlarını ayrı satmak için köylüler mi kesmişlerdi? İnan’a göre başların gövdeden ayrıldığı kırık yerler eskiydi! İnan geçen yüzyılda buraya uğrayan antika soyguncuların heykellerin nakline imkan bulamadıklarından başlarla yetinmeğe karar verdiklerine inanmaktaydı.

1906’da harabeyi gezmiş olan H. Rott Kremna’nın vahşi romantik atmosferinden çok etkilenmişti... Not defterine şöyle kaydetmişti; Ve heykeller ayakta duruyorlar bana bakıyorlar... Yani Jale İnan’dan yaklaşık 60 sene önce heykeller başları ile birlikte yerli yerindeydiler. Antika soyguncuları eğer bir yüzyıl önce gelmiş olsalardı Rott’a bakan başlar da çoktan koparılmış olmalıydı. Ama oradaydılar ve Rott’a bakıyorlardı! İnsanın aklına bir kaç soru geliyor; Rott’un gördüğü heykeller şimdi nerede? Heykellerin başlarını kopartanlar kimlerdi? Çalınan başlar neredeler? Kremna’dan bilmediğimiz daha kaç heykel kaçırılmıştı?   

Öyle anlaşılıyor ki Kremna’da bildiğimiz talan buz dağının görünen üst kısmı. Çünkü kent bir zamanlar heykel kaynıyormuş. Bunu bugün kayıp olan yazıtlı heykel altlıklarından bilebiliyoruz. 1965 senesine kadar yüzeyde bile heykel ele geçiyordu; kentte incelemelerde bulunan İstanbul Teknik Üniversitesinden bir bilim ekibi, bir torso bulup Burdur Müzesi’nin koleksiyonlarına kazandırmışlardı.

Özgen Acar’a göre Kremna’dan kaçırılan en az 40 mermer heykel vardı. Bunların 4 tanesinin yaklaşık MS 200’e tarihlenen, yani yaklaşık 1800 yıllık ilham perisi heykelleri olduğunu ve Getty Müzesi’nce satın alındığını biliyoruz.

Getty makyajlı heykellerden ilk ikisini 26 Kasım 1968’de Sotheby’s London’dan satın almıştı (müze envanter no: 68.AA.21 ve 68.AA.22- lot no. 173). İlkine USD 13.122, diğerine USD 9.185 ödedi. Burada detaylı resimlerini gördüğünüz üçüncü heykel müzenin koleksiyonuna 1971 yılında katıldı (env. no: 71.AA.461). İnternette dolaşan bilgilere göre müze beyaz mermerden 92 cm yüksekliğindeki bu heykel için Elie Borowsky’e 10.137 dolar ödemişti. Dördüncü ve son heykel 1994 yılında USD 550.000’a, Varya ve Hans Cohn’dan satın alındı. Onlar da heykeli Elie Borowsky’dan temin etmişlerdi.

Peki mitolojide ilham perilerinin Zeus’un 9 kızı olduğunu düşünürsek diğer olası kayıp 5 heykel nerede? Köstebek yuvası gibi delik deşik edilmiş, yağmalanmış Kremna’da toprak altında mı? Hiç sanmıyorum... Batıda bir yerlerde, yine bir müzede, bir koleksiyonda olabilir. Kremna kaçak kazılarının mimarı M.Y.’nin asgari ücretle çalışan bir bekçi iken edindiği kirli parayla Bucak’ta bir fabrika, 12 kamyonluk bir filo, Alanya’da bir benzin istasyonu sahip olması Kremna’dan kesinlikle 4 heykelden fazlasının gittiğini düşündürüyor.

Şimdi Türkiye, bu eserlerini haklı olarak Getty Müzesinden geri istiyor. Bütçesi düşünüldüğünde müzenin bu heykeller için ödediği USD 582.444 “devede kulak” kalır. Biz de güzel bir atasözü vardır. “Haydan gelen huya gider” diye. Umarız sürdürülecek müzakerelerden batılı müzeler ders çıkarırlar.

Türkiye’nin Getty’den geri istediği eserler arasında Bubon’unkilere gelince onların hikayesi de bir enterasan. Bubon kenti, Gölhisar ilçesine bağlı İbecik Köyü’nün 2.5 kilometre güneyinde yükselen Dikmen Tepe üzerindedir. 1964 yılında başlayan kaçak kazılar örenyerini perişan bir hale getirir. Akabinde 1967 yılında Amerika’da büyük bir bronz heykel grubu ortaya çıkar. Bunlar üstün sanat kalitesi gösteren heykel, torso, baş ve fragmanlardır. Anadolu’nun güneybatısında yapılan bir kazıdan çıktıkları ama buluntu yerinin kesin bilinmediği öne sürülür ve başlangıçtan beri Bubon’da değil de Kremna’da bir Sebasteion’dan çıktıkları söylentisi yaygındır. Halbuki Burdur Müzesi 1967’de koleksiyonundaki bronz torsoyu Bubon’da müsadere etmiştir. 10 yıl sonra Jale İnan bu torso ile ilgili bir makale yayınlar.

1989 senesinde de Özgen Acar Türkiye’den kaçırılan antik eserler konulu bir kitap için Jale İnan’a başvurur. İnan ona kaçak kazıları yapan İbecik köylüleri ile konuşmasını tavsiye eder. Acar esas kaçakçı B.Ç. öldürüldüğünden kardeşi M.Ç. ile görüşür ve B.Ç.’nin kaçak kazı defterini almayı başarır. Acar bir kopyasını İnan’a verir.

Kadere bakın ki bu kaçak kazı günlüğü daha sonra İnan’ın Sebasteion ile ilgili bilimsel çalışmalarında faydalı olacaktır. İnan, Marcus Aurelius torsosunun buluntu yerinin Sebasteion olduğunu bu günlük sayesinde kanıtlamıştır. Şöyle ki; B.Ç., günlüğün 159. sayfasında anlattığı üzere jandarmanın el koyduğu bir heykeli jeep içinde köye götürdüğünü görür. Acele ile jeepe yaklaşır. Kendi sakladığı heykel olup olmadığını anlayabilmek için jandarmaya heykele bakmasına izin vermesi için yalvarır. Jandarma Ne görmek istiyorsun? Çırılçıplak adam der. Buna çok sevinir B.Ç. çünkü kendisinin sakladığı heykel giysilidir.

B.Ç.’nin günlüğü Bubon menşeli başka bronz eserlerin tespitinde de önemli rol oynamıştır; 18 Nisan 1967’de köyünden ayrılırken Bubon (Dikmen)’e giden yolun karşı tarafında kazı yapan üç İbecikliyi gören B.Ç. köye döner, kardeşine haber verir. Kardeşi bulunan büste 60.000 TL vererek satın alır ve onu İzmir’e patronu A.E’ye götürür. Sebasteion’da kaçak kazılar Mayıs ayında başlayacaktır ve bu büstün Sebasteion’dan çıkmadığı ama Bubon’lu olduğu böylece kesinleşecektir.

İnan, 1990 senesinde bronz heykellerin geldiği Bubon Sebasteion’da 11 günlük kurtarma kazısı yapar. Yapı, günlüğün sahibi B.Ç.’nin tarif ettiği gibi sinemanın (yani antik tiyatronun) doğusundadır! Muhteşem heykeller çok mütevazi bir bina için Nero’dan Gallienus dönemine kadar 2 asırlık bir zaman sürecinde dökülmüştür.

İnan binanın toplamda 14 heykele ev sahipliğini yaptığını ileri sürmüş, C. C. Vermeule ise bina için 20 heykelden oluşan bir liste hazırlamıştır.

Şimdi Getty’nin bronzlarına bir göz atalım;

Türkiye’nin Getty’den geri istediği eserlerin listesinde yer alan sol ayak burnu parçasının (72.AB.103) Burdur Müzesi’ndeki Velarianus torsosunun ayağına ait olup olmadığını kanıtlamak için zamanında Jale İnan tarafından deneyler yapılmıştır. Bu parça Getty Müzesi yetkililerinin ısrarlarına rağmen Burdur Müzesi torsosuna ait değildir.

Listedeki MÖ 1. yüzyıla tarihlenen, Hellenistik Döneme ait bir erkek başı ise (73.AB.8) erken tarihi nedeniyle Sebasteion’a ait olmamalıdır. Bu şaheser, Bubon’da başka bir binaya ait ya da Anadolu’da başka bir kentten geliyor olabilir... Listede iki baş daha mevcuttur. Biri 1973 senesinde Getty koleksiyonlarına katılan Lucius Verus büstü (73.AB.100) diğeri yine muhteşem bir bronz baştır.   

Geri istenen diğer bir eser (Env. no: 72.AB.151) yukarıda bahsi geçen Vermeule’nin listesinin M harfli büyük kartalıdır. Roma Uyğarlığının kudretini akla getiren bu bronz kartalın yüksekliği yaklaşık 1 metredir. MS 2-3 yüzyıla tarihlendirilir. Müze, kartalı 1972 senesinde bir Fransız şirketinden 200.000 dolara satın alır. Jale İnan gerek İbecik köylüleriyle yaptığı konuşmalar gerekse kaçakçı günlüğüne dayanarak kartalın Sebasteion’dan kaçırılmadığı kanısına varır. Antik Dönem nümizmatik veriler ışığında Getty kartalının kayıp sol ayağının pençeleriyle bir zamanlar çelenk tuttuğu varsayılabilir.

Getty Müzesi Lydia Bölgesi orijinli bir esere daha sahip. Tüm bu eserler arasında en erken olanı. MÖ 6. yüzyılın sonuna tarihleniyor. Bronz bir kline (Env. no: 82.AC.94), tek başına bir araştırma konusu. Müze eseri Nicolas Koutoulakis’ten 150.000 dolara satın aldı. İnsan kendini ne zenginmişsin Anadolu! yağmalaya yağmalaya bitirememişler seni demekten alamıyor... Umarız bölgenin altını üstüne getiren kaçakçılık olayları esnasında gösterilen geçmiş zafiyetler bir daha yaşanmaz.

Getty’nin bronz heykellerinin bir kısmı Bubon’da Sebasteion’a ait değillerse nerede, nasıl bir yapıyı/yapıları süslüyorlardı acaba? Heykeller ilk piyasaya çıktığında onları kimse Bubon gibi bir kente yakıştıramamıştı. Kremna ya da o ayarda parlak bir kentten geldikleri düşünülmüştü. Sebasteion kazısı bittikten sonra bile heykellerin bu yapıdan geldiğine inanmak zordu… Bir an için hayal edin; imparator kültüne hizmet eden onca canım heykeli tek göz bir odaya sıkış tepiş dolduruyorsunuz üstelik odanın zemini toprak, kapısı yok, çatısı ahşap!!!

Ortalıkta dolaşan bronz heykeller hangi atölye/atölyelerde üretildi? Ve neden Bubon’da! Bubon’da Sebastos ve Sebaste olarak onurlandırılan imparator ve imparatoriçeler için kült gerçekten Nero döneminde mi başlamıştı? Neden Nero döneminde? Bubon hala gizemlerini koruyor! Kuşkusuz eserlerin geri dönüşü bilimsel çalışmalara ivme kazandıracak...

Kültür Bakanlığı, Sayın Ertuğrul Günay’ın vizyonu ile politikalarında yeni bir sayfa açtı. Onun eser iadesi konusundaki son iki önemli başarısıyla Türkiye cesaret kazandı. Boğazköy sfenksi ve Yorgun Herakles yurtta ilgi gördü, basında büyük ses getirdi. Kültür alanında azimli bir mücadele yürüten ve geleceğe yönelik önemli projeler üreten Sayın Günay Ben dünyadaki müze yöneticilerinin tarihe saygılı olduğunu ummak istiyorum diyor. Ve ekliyor... Ülkemizden hukuki bir belgeye dayanmadan bir eser alınmış ise hukuki karşılığı çalınmış demektir... Anadolu talan edilen tarihi hazinelerini teker teker geri alacak gibi görünüyor. Sayın Günay’ın 2023’de Cumhuriyet’in başkenti Ankara’da açmak istediği büyük müzesi, kendilerini “ansiklopedik müze” olarak tanımlayan Batılı müzelerin yöneticilerini şimdiden paniğe sevketti ve kendi varlıklarını sorgulamaya başlamalarına neden oldu... Getty’de bulunan eserlerin “gerçek vatanları” Türkiye’ye dönüşlerini sabırsızlıkla bekliyoruz...

Dr. Tarkan KAHYA

AKMED

Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Merkezi