KANLITAŞ HÖYÜK

FRİGYA’DA TARİH ÖNCESİ YENİ İZLER Mermer bileziklerle birlikte bulunan keskiler, vurgaçlar ve özel delici aletler üretim sürecinin her aşamasını yansıtmakta, Kanlıtaş Höyük’ün Kalkolitik Dönemde mermer bilezik işlemede özelleşen bir merkez olduğunu ortaya koymaktadır.

Güneyde Kütahya’dan doğarak kuzeye ve Eskişehir Ovası’na ulaşan Porsuk Çayı, meyilli arazisi ile Yukarı Porsuk Vadisi’nde çağlayarak doğuya dönen ve Polatlı’da Sakarya’ya kavuşan 250 kilometrelik uzunluğu ile Anadolu’nun önemli akarsu havzalarından biridir. Bu havza önemli yabani bitki ve hayvan türlerinin bol bulunduğu besin kaynakları, ekilebilen sulak vadi yatakları ve hammadde kaynakları açısından zengindir. Porsuk Çayı’nın geçtiği bölgelerde yoğun tarihöncesi dönem yerleşimleri kurulmuş, Neolitik ve Erken Kalkolitik dönemlere ait olanları özellikle Yukarı Porsuk Vadisi’nde konumlanmıştır. Bir kayaüstü yerleşimi olarak Kalkolitik Dönem Porsuk kültürünün en iyi korunmuş ve olasılıkla en büyük yerleşmesi olan Kanlıtaş Höyük’te yürütülen bilimsel çalışmaların amacı, bu dönemde Kuzeybatı Anadolu ve Orta Anadolu arasında kalan bölgede, MÖ 6. ve 5. binyıllardaki kültürel yapının ve çevre ile olan ilişkisinin ortaya çıkarılmasıdır. Kanlıtaş Höyük, Eskişehir il merkezinin batısında İnönü ilçesine bağlı Aşağı Kuzfındık köyünün doğusunda yer alır. Daralan Kuzfındık Vadisi’nin ortasında yükselen, bağımsız kayalığa yaslanan, yaslandığı bu kayalıktan itibaren genişleyerek, eteklerindeki tarla arazileri üzerinde konuşlanan bir yerleşmedir. Höyük, bu yerleşim şekli ile Eskişehir Orman Fidanlığı, Asmainler, Keskaya gibi diğer Kalkolitik Dönem Porsuk yerleşimlerinin içinde bilinen en geniş ve en iyi korunmuş yerleşmedir. Kanlıtaş Höyük, ilk olarak Prof. Dr. Turan Efe’nin 1988-1992 yılları arasında Eskişehir, Bilecik, Kütahya illeri arasında gerçekleştirdiği yüzey araştırması çalışmaları sırasında saptanmıştır. Daha sonra, 1992-1995 yılları arasında Eskişehir Arkeoloji Müzesi ile ortaklaşa yürütülen Eskişehir Orman Fidanlığı Höyüğü kazıları ile bu bölgede Kalkolitik Döneme ait Porsuk kültürü adında yeni kültürün varlığı ortaya konmuştur. Anadolu’da daha önce bilinmeyen bir çanak çömlek grubunun saptanması ile arkeoloji yazınına geçirilmiş ve daha sonra Eskişehir Orman Fidanlığı kazıları ile ortaya çıkan bulguların, Balkanlar’daki Erken Kalkolitik Vinça kültürünün şekillenmesinde etkili olduğu ortaya konmuştur. Höyükte bulunan arkeolojik malzemenin genel değerlendirmesinde, burada en erken MÖ 6. binyıl sonu Erken Kalkolitik Dönemden başlayarak kesintisiz olarak Orta Kalkolitik, Geç Kalkolitik, İlk Tunç Çağının sonuna kadar yaklaşık 3 bin seneye ulaşan bir yerleşimin varlığı saptanmıştır. Kanlıtaş Höyük’te başlayan sistematik kazıların Kuzeybatı Anadolu’nun az bilinen Kalkolitik Dönemine, MÖ 6. ve 5. binyıllara ait tarihöncesi Porsuk kültürüne ışık tutması hedeflenmektedir. Kanlıtaş Höyüğü’nün Anadolu tarihöncesi kültürleri içinde sahip olduğu yer ve bu yerleşmenin kültür tarihimize yaptığı katkının anlaşılması amacıyla ilk olarak 2008-2009 yıllarında gerçekleştirilen yüzey araştırması sırasında, Kanlıtaş Höyüğü merkez alınarak yaklaşık 6 kilometre yarıçapında, kuzeyde İnönü Ovası’nı da içine alacak şekilde belirlenen bir alan yoğun bir şekilde taranmış ve belgelenmiştir. 2012 yılında haritalama ve jeoradar çalışmaları yapılmıştır. Ankara Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezinin gerçekleştirdiği Yer Radarı (GPR) ile belirlenen alan, kazı öncesi görüntülenmiş ve yapıların konumları ile höyükteki arkeolojik dolguların derinlik bilgileri anlaşılmaya çalışılmıştır. Yüzey araştırmalarında elde edilen bilimsel bulguların daha da ileriye götürülmesi amacıyla başlatılan kazı çalışmalarında (2013), höyüğün üst örtüsünün Kalkolitik Dönemden daha geç bir döneme ait bulgular içermediği görülmüştür. Ancak tepe kesiminde, yüzeyin hemen altında Kalkolitik Döneme ait dolgular ve mimari öğelere ulaşılmıştır. Yerleşmenin tepe kesiminde kayaların kesilerek doğrudan mekânlar oluşturulduğu görülür. Etrafının yer yer kalın teras duvarları ile çevrelenmesi, yerleşmenin beklediğimizden daha derin olduğunu gösterir. İlk çalışmalarda üst dolgunun geniş bir alanda küllü ve hatta toz halinde gelmesi, duvar döküntülerinin üst kesimde dağılmamış bir görüntü vermesi en geç evrede yapıların bir yangınla terk edildiği izlenimini verir. Özellikle bir alanda (N 15 açmasında) yüzey altında büyük bir fırın ve düşere  üzerinde patlamış büyük bir boyunlu çömlek ve buluntuların yoğunluğu yangın sürecinin aniden ortaya çıkmış olabileceği görüşünü güçlendirmiştir. Bu evrede, bazı yerlerinde kuru taş örgü üzerine yassı kumtaşları ile set yapılarak olası bir kerpiç üstyapı ile yükseltilmiş duvarlara sahip dörtgen planlı ve yamaçta ön avlusu olabilecek yapı planları ortaya çıkarılmıştır. Düz olan tepe kesiminin dış çemberinde duvarların, yerleşmenin eğimli topografyasına oturdukları ve ana kaya uzantıları üzerinde yapıldıkları söylenebilir. Bir diğer yandan, bitişik yassı taşlarla kaplanan ve bazılarının üzerinde net bir şekilde görülen direk delikleri ile bir taş döşeme ele geçmiştir. Bu yerleşim örgüsü ile Kanlıtaş Höyük’teki bu yerleşmenin komşusu Orman Fidanlığı yerleşmesi ile çağdaş olabileceği ve yine kaya üstüne kurulan Orta Kalkolitik Dönem Kapadokya Bölgesi Güvercinkayası (Aksaray) ile benzer biçimde, kaya üstü bir yerleşme karakteri gösterdiği ortaya çıkarılan sonuçlardandır. Ayrıca, son dönem kazı çalışmalarında taş duvarlı mekânların alt evresinde doğuya doğru uzanan taş temelsiz kerpiç bloklardan yapılmış dörtgen yapılar, farklı dokuda bir mimari ve dokunun olduğunu ortaya koymuştur. Yan yana bulunan, birinde küçük dörtgen depolama alanları ve diğerinde bulunan ocak ile birbirine yakın büyüklükteki iki kerpiç yapının, daha büyük bir yapının mekânsal elemanları olduğu düşünülmektedir. Bu evrede, Neolitik Orta Anadolu geleneğinde somutlaşan bir mimari dokunun gelmesi dikkat çekicidir. Yüzey araştırmaları esnasında da dikkati çeken bulgulardan bir tanesi, mermer malzemeden yapılan halka biçimli bilezikler veya yapım aşamasını gösteren düzinelerce disk olmuştur. Bunların çoğunluğunun işlenme aşamasında bulunması, olasılıkla yerleşmede bu malzemenin yerel olarak üretildiğine işaret eder. Mermer buluntular ile beraber bulunan yassı cilalı taş bir balta ile çeşitli boylarda keskiler ve vurgaçlar, çeşitli ebatlarda öğütme taşlarının, işleme özelliklerinin her aşamasını yansıtması, Kanlıtaş Höyük’ün Kalkolitik Dönemde mermer bilezik işlemede özelleşen bir merkez olduğunu ortaya koyar. Kompakt içeriği olmayan levha şeklindeki mermer hammaddenin İnönü ilçesinde yoğun olarak bulunması, bu üretimin gerekçesi olarak görülebilir. Bu bulgulara dayanarak Anadolu’da bilinen en eski mermer bilezik atölyesinin Kanlıtaş’ta olduğunu söyleyebiliriz. Hacettepe Üniversitesinden Yrd. Doç. Dr. Neyir Kolankaya-Bostancı’nın ilk gözlemleri ışığında, Kanlıtaş Erken Kalkolitik Çağ yontmataş endüstrisi başta çakmaktaşı olmak üzere çört, opal, kuvars ve radyolarit gibi yerel kayaçların kullanıldığı bir endüstri olarak yorumlanmıştır. Çeşitli tipte kayaçların taş alet üretiminde kullanılmış olması bölgenin değişik kayaç tipleri bakımından zengin olduğunu ve Kanlıtaş sakinlerinin de yakın çevrelerini çok iyi tanımış olduklarını göstermektedir. Yapılan incelemeler sonucunda, Kanlıtaş Höyük yontmataş endüstrisinin yoğunluklu olarak dolaylı vurma tekniği ve direkt vurma tekniği ile daha az olmak üzere baskılama tekniğinin kullanıldığı bir dilgi endüstrisi olduğu söylenebilir. Endüstride geniş dilgilerin yanısıra sayıları az da olsa dolaylı vurma tekniği ya da baskılama tekniği ile çıkarılmış olan dilgi ve dilgiciklerin varlığı iki farklı geleneğin ve farklı ustaların söz konusu malzeme üzerinde çalışmış olduklarını göstermektedir. Diğer taraftan, Kanlıtaş yontmataş endüstrisinin gerek hammadde kullanımı, gerekse tekno-tipolojik ve alet tipleri bakımından daha gelişkin ve zengin bir endüstri olduğu anlaşılmaktadır. Yerleşmenin dönemsel özellikleri ile daha çok tarımcı yerleşme karakterine sahip olduğu öngörülse de, çok fazla ok ucunun bulunması, bir taraftan da avcılığın hala devam ettiğini göstermektedir. Özellikle Geç Neolitik Çağda Anadolu genelinde uç kullanımının azalmasına rağmen Kanlıtaş’ta Erken Kalkolitik Çağ alet topluluğunda yüksek oranda olması, büyük bir ihtimalle bu toplumun ekonomisinde avın hala önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir. Kanlıtaş Höyük’teki kazı çalışmalarında ele geçen altı figürin dikkat çekici bir buluntu grubunu oluşturur. Boyutları birbirinden farklı olan bu figürinlerin ortak özellikleri, hepsinin kafalarının koparılmış olması ve mekânların içindeki atık dolgulardan ele geçmesidir. Bu dolguların hepsinin de küllü tabakalar olduğunu belirtmek gerekir. Figürinlerin bu şekilde bulunmaları, sonrasında mekânların kapatıldığı bir ritüelde kullanılmış olduğunu düşündürür. Özellikle son dönem çalışmalarında ele geçen, kireçtaşı boncuklarla süslenmiş olan figürin ilk defa karşılaşılan ünik bir örnektir. Ayrıca günümüzde de benzer örneklerine rastlanan yüzeyi delikli peynir kapları ele geçirilmiştir. Peynir basılması için oluşturulmuş olan bu kaplar, MÖ 6. binyıl sonunda yavaş yavaş ortaya çıkan Anadolu’nun erken örneklerindendir. Bu da bize Kanlıtaş’ın MÖ 6. binyıl sonunda Balkanlarla birlikte eş zamanlı süte bağlı yan ürünlerin kullandığı bir yerleşme olabileceğini göstermektedir. İlerde şüphelenilen bu çanaklardayapılacak lipit protein analizinden sonra, bu görüş ile ilgili daha detaylı bilgiler elde edebileceğiz. Bunun haricinde, yerleşmede bazalttan yapılan düzinelerce öğütme taşının yanı sıra çeşitli havanelleri ve derin havanlar höyükte zengin bir sürtme taş grubunun varlığını da ortaya koymuştur. İki örnek üzerinde görülen aşı boyası izleri ve bir kabın içindeki boya katmanı, yerleşmede boya üretiminin de olduğunu ortaya koyar. Tarih öncesi Porsuk kültürüne ait az bilinen veya hiç bilinmeyen mimari, yerleşim örgüsü gibi etmenlerin arkeo-zoolojik ve arkeo-botanik veriler ile zenginleştirilmesi yoluyla bu kültürün yayılım alanı, doğal çevre ve geçim ekonomisinin anlaşılması mümkün olacak. Sonuç olarak, önümüzdeki yıllarda genişletilmesi düşünülen kazılar ile Kanlıtaş Höyüğe ilişkin ortaya konan bu görüntünün daha derin ve net bir biçim kazanacağı kesindir. Bu proje (Proje No 1306E239) Anadolu Üniversitesi Proje Birimi tarafından desteklenmektedir.

Ali Umut TÜRKCAN

Anadolu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü