KARİA BRITISH MUSEUM´DA

Biraz zorlukla da olsa Newton o zamanki araziyi işgal eden Türk evlerini satın almış ve 1857 yılının yılbaşı günü kazılara başlamıştır.

Eskinin bilimi olarak tanımlanan arkeoloji, doğuşundan bugüne insanın antropolojik olarak tanımlandığı zaman diliminden başlayarak onun yaşama  geleneği  inanç,  sanat  gibi kültürel anlamda geride bıraktığı özel tekniklerle araştıran bir bilim dalıdır, geçmişin karanlığına tutulan bir ışıktır diyebiliriz. Arkeoloji bir yandan 18. yüzyılda Winkelmann (1717-1768) ile birlikte bilim dalı olarak ortaya çıkarken diğer taraftan aynı yüzyılda başta Anadolu, Mısır ve Mezopotamya olmak üzere eski ve yeni dünya ülkelerinde kendini doğunun büyüleyici mistizmine kaptırarak eski eserlere sahip olma hırsı ile maceraya sürüklenen burjuva sınıfının metası olmuştur. Winkelmann, Vezüv Yanardağı’nın külleri altına gömülmüş Pompeii ve Herculanium kazılarında bulunan eserleri bilimsel yöntemlerle belgeleme, değerlendirme yolu ile modern arkeolojinin de temelini atmıştır. Arkeoloji bilimi daha emekleme sürecinde siyasi, sosyal, felsefi, iktisadi ve daha pek çok yan dalını da beraberinde geliştirmiştir.

Arkeolojik çalışmalar ve bu yolla elde edilen malzemeler, 18. ve 19. yüzyılda Yakın Doğu, Mezopotamya ve Mısır yüksek kültürlerinin dünyaya tanıtılmasına öncülük ederken bir yandan da ütopik düşünceler, misyonerlik, bölücülük gibi politik ideolojilere hizmet aracı olarak kullanılmıştır. Kazılar arkeolojinin teknik bir aracı olsa da, eski eser kaçakçılığı ve eser talanına da hizmet etmiş, geçmişten bugüne arkeolojinin uzun soluklu sürecinde gündemdeki yerini hep korumuştur. Öyle ki dünden bugünde kesintisiz devem eden eski eser talan ve yağmasının asırlar önceye Osmanlı zama- nına dek uzanan talihsiz bir geçmişi vardır.

Bir avuç Osmanlı aydını zamanın eski eser talan ve yağmasına karşı ilk Türk Müzesini 1846 yılında o vakit Harbiye ambarı olarak kullanılan Hagia Eirene Kilisesin’de bir askeri müze olarak açmıştı  1874’te Asar’ı Atika Nizamnamesi’nin yürürlüğe girmesi Osmanlı topraklarında kazı yapan yabancılara buldukları eserleri yurt dışına çıkarma hakkı da veriyordu. Bu hakla alınan izinler ile Karia; Likya ve daha pek çok bölgede yapılan kazılar sayesinde gün yüzüne çıkarılan pek çok önemli anıt ve bu anıtlara ait plastik eserler ve diğer kazı buluntuları Osmanlı toprakları dışına çıkarılmıştır. Bugün İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Avrupa ülkelerinin çeşitli kentlerindeki önemli müzeleri dolduran en gözde eserlerin önemli bir kısmının bu yolla Anadolu’dan taşındığını söyleyebiliriz. Büyük bir aydın olan Osman Hamdi Bey, 1874 tarihli Âsâr-ı Atika Nizamnâmesi’ndeki eksikleri tespit etmiş ve 1884 yılında yeni düzenlemelerle özellikle kaçakçılığın önlenmesi için tekrar yürürlüğe sokmuştu. Yeni nizamnamede en büyük değişiklik III. maddede kazılardan çıkan eserlerin devlete ait olduğunun belirtilmesi olmuş ve VII. madde ile de eski eserlerin yurtdışına çıkarılması yasaklanmıştır. Türk müzeciliği ve arkeolojisinde Osman Hamdi Bey’in atılımları ile önemli bir dönem de başlamış ve “korumacılık” kavramı gelmiştir. Bu bağlamda yerleştirdiği arkeoloji algısında geçmişe ait izleri dünya ortak kültür mirası olarak görmüş ve bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir.

Yazar: Adnan DİLER  - Gözde ADIGÜZEL