KARKAMIŞ: ANADOLU, SURİYE VE MEZOPOTAMYA´NIN KAPISI

Karkamış "Kamis / Kemos’un Limanı" Gaziantep bölgesi coğrafi olarak Anadolu, Suriye ve Mezopotamya arasında yer alır. Böylesi bir kilit noktada yer alması, eski bir başkent yerleşmesi olan Karkamış’ın çağlar boyunca sürekli önem teşkil etmesinde kendini gösterir: kazılarda ortaya çıktığı üzere bu yerleşmenin arkeolojisi, tüm bölgenin eski tarihini anlama yolunda benzersiz bir mihenk taşıdır.

Cerablusun George Smith tarafından 1876da eski Karkamış olduğu tespit edildikten sonra 1878 ve 1881 yılları aranda Halepteki İngiliz konsolosu. Henderson tarafından bölgede sondaj yaptılmışr. British Museum 1911 ile 1914 yılları aranda yerleşmede büyük çaplı kazılar yapmış ve 1920de (Fransız işgali altındayken) arkeologlar D. G. Hogarth, T. E. Lawrence, R. C. Thompson, P. L. O. Guy ve C. L. Woolley (kazı bkanı) tarafından yeni bir kazı çalışma daha gerçekleştirilmtir. Bu kazı çalışmaları sonunda ortaya bir Demir Çağı kentinin çehresi çıkmışr: akropolisin alt tarafında büyük bir törensel bölge (Aşağı Saray”); şehir kapıları ve etkileyici duvar- ları; dış kentte birkaç ev ve 1920 yılının temmuz anda Türk askerlerinin bölgeyi tekrar ele geçir- mesiyle birdenbire kesildiği için büyük bir kısmı toprağın altından çıkarılamamış olan akropolis üzerindeki bir sarayın bazı kısımları...

Türkiye-Suriye sınırı, yerleşmeyi kesen demiryolu üzerinden belirlenmtir: Eski kentin en önemli bölümü Türkiyede (55 hektar), dış kentin bir bölümü ise Suriyede (35 hektar) kalmıştır. 1956 yılında bölgeye manlar şenmiş ve mayın temizlemesi ancak 2011de bitirilebilmtir. Aynı sene içerisinde Bolonya, Gaziantep ve İstanbul üniversitelerinin sponsorluyla, bkanlığını N. Marchetti, bkan yarmcılığını da H. Pekerin yaptığı bir Türk-İtalyan kazı projesi blalmıştır. Bu proje hâlen devam etmektedir. Projenin en önemli yanlarından biri, en başından itibaren yerel yetkililer ve Türkiye Kültür ve Turizm Bakanğına bağlı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile işbirliği hâlinde olunmasıdır. Ayrıca bu projeye İtalya Dışleri Bakanğı, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Şahinbey Belediyesi, Sanko Holding ve İnta A.Ş. maddi, Mapei, Ceica ve Abet Leminati teknik destek sağlamışlardır. 

Saha artırmaları sonucunda, akropolisin en azından MÖ 6. binyıldan itibaren iskan edildiği ortaya çıkmıştır. Her daim önemli bir yer olsa da Kuzey Suriyedeki Ebla arşivlerinde bulunan çiviyazı tabletlerde eski Karkamış kentinden yaklaşık olarak MÖ 2300e kadar özel bir öneme sahip değilmiş gibi bahsedilir. Karkamış “Kamis/ Kemosun limanı anlana gelmektedir (Kamis o zamanlar Kuzey Suriyede yaygın bir şekilde ina- nılan bir tanrıdır). MÖ 2000 civarı blayan Orta Tunç Çağı ile yerleşme önemli bir rol edinir: tarihinin sonuna dek şehir planının karakteristik bir özelliği olarak kalmış aşağı kentteki genleme ve toprak surların üzerinde yirmi metre kadar yükselen savunma sistemi bu tarihe dayar. Yaklaşık olarak MÖ 1800 yında Karkamış kraAplahanda, bir yanda Halep, bir yanda da Şamsiaddu ve Hammurabi gibi çlü kralların arasında kalmış, bağımsızlık mücadelesi vermekteydi. MÖ 14. yüzyılın ikinci yarında yerleşme Hititler tarafından ele geçirilince Karkamış, tüm Suriye bölgesindeki ilkilerden mesul olan Hitit kral naibinin tahtı hâline geldi. 12. yüzyılın başlarında Hitit İmparatorluğu yıkıldığında, Karka- mış bölgedeki en çlü bağımsız krallıklardan biri hâline geldi. Diğer devletlerle rekabet ediyor, kralları büyük ve karmaşık bir görselliği barındıran heykeller yaptırarak halkın desteğini kendi arkana almak için yarış veriyordu. MÖ 717 yında Assurlu II. Sargon, şehri fethedip geltirmiş, duvarla çevrili dış kentin sınırını neredeyse iki katına çıkarmıştır (90 hektar). MÖ 605 yında ise Babilli Nebukadnezar yerleşmeyi ele geçirmtir. Kentte iskan, Pers, Hellenistik ve Roma dönemlerinde de devam etmtir ve kentin yüzeyinde görüle- bilir durumdaki kent pla bu dönemlerden kalmadır. Kentin Klasik Dönemdeki adı Europostur; Bizans kaynaklarında da bu şekilde bahsedilir (MS 18. yüzyıla kadar ismi Cerablus olarak kalmıştır). MS 10. yüzyıla değin yerleşmede yaşayanlar vardır ancak G Ortağda terk edilmtir. 1920de Türk askeri karakolu kurulana kadar da boş kalmıştır.

Karkamışta b sene boyunca kazı yaptıktan sonra Tunç ve Demir çağları ve sonraki dönemlere ait pek çok yeni kanıt elde edilmtir. Pek çok kazı alanda Geç Tunç I Döneminin sonundan kalma yangın tabakaları bulunmtur. Bu ve pitoslarda yanık buğday kanlarının elde edilmesi, bölgede büyük bir yangın çıktığını ve insanların taşınma zor eşyaları evlerinin içinde bırakmak zorunda kaldıklarını gösteriyor. Bu bulguyu kenti MÖ 14. yüzyılın ikinci yarında Hitit imparatoru I. Şuppiluliumanın ele geçirmesinin anlatımıyla bağlamak, ortaya hayli ilginç bir görüntü çıkarıyor. Bu işgali imparatorun oğlu II. Mursili şöyle anlatıyor: “Babam en sonunda Karkamış şehrini ele geçirdi. Yedi gün süren katmadan sonra sekizinci gün savaştı ve aynı gün içinde korkunç bir savaşta kenti [ele geçirdi(?)]. Ve kenti ele geçirince –[babam] tanrılardan korktuğu için- üst kalede (tanrıça) [Ku- baba(?)] ve (tanrı) Karhunanin [huzuruna(?)] kimsenin çıkmasına izin vermedi ve [tapınakların hiç- birine] yaklaşmadı… Ama iç kentten sak[inlerini], altın, gümüş ve tunç aletleri çıkarttırıp Hattaya gönderdi.” Hitit Karkamışını bulmak (Zamanında Suriyenin önde gelen bir merkezi ve kraliyet ailesiyle kan bağı bulunan kral naibinin yaşadığı yer) bilim çevresinin uzun zamandır dört zle beklediği bir şeydi; ama zeminde çok az bir kısmı bulunabilmti. Hatta Demir Çağında kullanılan bazı yapıların Suriyeye özgü yapı karakteristikleri göstermesine karşın ( bir sürpriz olmamabir yerleşmenin kültürel yönelimi, yönetici elitlerin kültürel yö- neliminden fark ola- bilir.) kentte Hitit ege-menliğinin bulunduğu ilk iki asır içinde inşa edildikleri konusunda Woolley ile hemfikiriz. Aşağı Saray bölümündeki iki tapınak, yani Fırtına-Tanrı (Alan A) ve büyük ihtimalle Nikarawa'ya adanmış olan ve Hilani binası (Alan B) adı verilen yapılar için, bu büyük ihtimalle geçerlidir. Ellerinde mızraklar, yanlarında oturmuş aslanlar bulunan ayakta duran boğa-adamları temsil eden bazı bazalt ortostatları olan Hilaninin orijinal mimari dekorasyonu da bu tarihe dayanmaktadır.

Doç. Dr. Nicolò Marchetti