KEPÇE DARBESİ YA DA BÜROKRASİ!

Binlerce arkeologun, istihdam sorunu nedeniyle işini yapamadığı bu topraklarda, tarihi eserlerin çilesi bitecek gibi görünmüyor. Son olarak, İstanbul Vezneciler’de, Darülfünun Alt Geçidi’ni Yenileme Projesi kapsamında yapılan çalışmalarda 3. yüzyıla, Roma Dönemine ait olduğu düşünülen iki adet lahit kapağı açığa çıktı. Çalışmanın kepçeyle yapılıyor olması nedeniyle eserler kısmen zarar gördü.

Bu noktada sorulması gereken ilk soru, Tarihi Yarımada içerisinde yapılan bir inşaat faaliyetinde nasıl olup da bir arkeolog bulunmadığıdır? Aldığımız bilgilere göre; alanda bir arkeolog bulunmayışının nedeni, çalışmanın “asfalt kaldırma” olarak raporlanmış olmasıydı. Dolayısıyla çalışma “siyah kot”ta yani yolun doğal zemininde yürütülecekti. İlgililere göre bu seviyede yürütülecek bir çalışmada arkeolog gözetimine ihtiyaç yoktu. Bir arkeolog danışmanlığı olmaksızın yürütülen bu çalışmada ortaya çıkan eserlerin kepçe darbesine maruz kalması ise ne yazık ki şaşırtıcı olmadı. Firma yetkilisi, Yüksek Mühendis Kadir Güder, yaptığı açıklamada eserlerin, asfalt tabakasının hemen altında açığa çıktığını belirtiyor. Buluntuların konumlarına bakarak in situ durumda olmadıklarını söyleyebiliriz. Bu da, lahit kapaklarının önceki yıllarda yapılan çalışmalar sırasında bulunmuş, yerinden oynatılmış, sonrasında ise üstlerinin toprak ve asfaltla kapatılmış olduğunu düşündürüyor. Lahit teknelerinin ise, geçidin ilk inşasının yapıldığı yıllarda gerçekleşen çalışmalar sırasında tahrip edilmiş veya yok edilmiş olmaları olası.

Bu noktada sorulması gereken ikinci soru, her santimetrekaresinden tarih fışkıran bir bölgede, Tarihi Yarımada’da yapılacak olan bir çalışmada, çok düşük kotta bile olsa tarihi eserlere rastlanabileceğinin nasıl olup da düşünülemediğidir. Bu sorunun cevabı için iletişim kurduğumuz İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın Danışmanlığı Birimi bu konuda yorum yapmazken yalnızca bilgilendirmede bulunmakla yetiniyor: “Darülfünun altgeçidi yıkılarak yeniden inşa ediliyor. Çalışmalar tamamlandığında altgeçidin  yüksekliği  2,90 metreden  4,70 metreye çıkmış olacak. Ayrıca alt geçit, Vezneciler girişinden 57 metre daha kısaltılarak, Beyazıt Meydanı’na daha rahat ve geniş bir ulaşım sağlanacaktır.”

İBB Basın Danışmanı Cengiz Öztürk’ün açıklamasında yer verdiği bilgiye göre, 5 Ağustos 2014 tarihinde başlanan çalışmanın projelendirilmesi safhasında İstanbul 1 Numaralı Yenileme Alanı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ile yapılan görüşmeler neticesinde, alt geçitte yalnızca mevcut asfaltın kaldırılması koşuluyla proje onaylanıyor ve her nedense hiç kimse “Burası Tarihi Yarımada, buraya vurulacak bir kazma bile bir kültürel mirası parçalayabilir ve çalışmalar arkeolog gözetiminde yapılmalıdır.” demiyor.

Bir diğer önemli nokta, eserlerin, bulunduktan sonra yaklaşık bir hafta oldukları yerde korunaksız bir şekilde beklemiş olmalarıdır. Bu gecikmenin kaynağına ulaşmak için İBB Basın Danışmanlığı Birimi’ne sorularımızı yönelttik ve gecikmenin, taşınma işlemi için gerekli olan hazırlıkların yapılma sürecinden kaynaklandığı yanıtını aldık. Firma yetkilisi Kadir Güder, eserlerin gece çalışması sırasında açığa çıktığını, bunun üzerine çalışmayı durdurup İBB yetkililerine bir dilekçe ile bilgilendirmede bulunduklarını ifade etti. Belediyenin, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ni ne zaman bilgilendirdiği ve müzenin ne kadar kısa sürede harekete geçtiği ise verilemeyen cevaplar arasında. Bildiğimiz şu ki, eserler gün ışığına çıktıkları yerde, yaklaşık bir hafta, açıkta ve korunmasız bir şekilde bekledi. Müze, firma yetkililerinden taşıma için ipek halat bulunması ve taşıma ekibi oluşturulması talebinde bulundu. Müzede bir “kurtarma” ekibinin bulunmayışı nedeniyle, firma ve müzenin, taşıma işlemini kimin, nasıl gerçekleştireceği yönünde yaşadığı anlaşmazlıkların çözümlenmesini de beklemek durumunda kalan eserler, nihayet 18 Ağustos’ta, müzede görevli bir arkeolog gözetiminde inşaat firması çalışanları tarafından alandan çıkarıldı.

Çözüm bu kadar mı zor?

Bu ülkenin kırktan fazla üniversitesinde eğitim veren ve her yıl yüzlerce “işsiz” arkeolog mezun eden Arkeoloji bölümleri ile mesleklerinden günden güne uzaklaşan, geçimini sağlayabilmek için “vasıfsız” statüsünde çalışmaya zorlanan arkeologlar, bu ülkenin tarihini koruyamayacaklarsa neden varlar?

İlgili Bakanlıklar, inşaat firmalarında “arkeolog” istihdam edilmesini zorunlu kılsa, belediyeler ve koruma kurulları binlerce yıllık mirasın üzerinde var olduğumuzu hesaba katarak daha hassas davransa, müzelere bir “kurtarma” ekibi ve donanımı sağlansa; özetle, yenilenmeye verilen önem tarihi değerlerin korunmasına da verilse ve 21. yüzyıl Türkiye’sinde bugün hâlâ bu soruları sormuyor olsak, kültürel mirasımıza gerçekten sahip çıktığımızı söyleyebilecektik. Peki ya şimdi?