KÖPEKLERİN EVCİLLEŞTİRİLMESİNDEKİ GİZEMİ ÇÖZMEK

Şu anda dünyanın çeşitli yerlerinden gelen ve köpekler, evcilleştirme, zooarkeoloji ve genetik üzerinde uzman 50 ayrı bilimadamı köpeklerin ilk nerede ve ne zaman evcilleştiğini ortaya çıkarmaya çalışıyor.

Tarihöncesi bir köpek dişçiye gitmek üzere. Doktora sonrası araştırmalarını gerçekleştiren Ardern Hulme-Beaman beyaz yüz maskesini takıyor ve 5 bin yıl yaşında olan küçük bir çene kemiğini kutusundan çıkarıyor. Eldivenli elleriyle parçaların yerinden çıkmaması için oldukça fazla bir çaba harcıyor. Üst çene kemiğinde bulunan dişler sarımsı beyazlıkta ama kökler kirli kahverengi renginde. Hulme-Beaman dişçi matkabını eline alıyor ve köke doğru bir delik açıyor. Ortalığı yanmış saç kokusu kaplıyor. Hulme-Beaman bunun oldukça iyi bir işaret olduğunu söylüyor. Eğer bu koku varsa DNA örneği de var.

Hulme-Beamanson altı ayını dünyanın değişik yerlerindeki antik köpek kemiklerini araştırarak geçirmiş durumda. Ohio Bölge Üniversitesinin arkeoloji laboratuvarında ise oldukça fazla sayıda parça bulmuş. Amerikan Yerlilerine ait eserlerle dolu kutuların ortasında primatlara ait dişlerle doldurulmuş plastik kutular, karmakarışık halde duran mikroskoplar, araştırma kağıtları ve birkaç ayakkabı ile sigara kutusu ile birlikte kafatasları, kalça kemikleri ve omurga kemiklerini içeren yüzlerce köpek kemiği buluyor.

Köpekler üzerindeki araştırmanın kendisi gibi kemik parçaları da çözülmesi gereken bir yapboz gibi karmakarışık durumda. Köpekler, insanların-bitkilerden ve diğer bütün hayvanlardan önce-  ilk evcilleştirdikleri şey. Buna rağmen onlarda yıldır süren çalışmalar hala kurdun ne zaman insanın en yakın arkadaşı olduğuna cevap verememiş durumda. Paris’te bulunan Ulusal Doğal Tarih Müzesinden zooarkeolog Denis Vigne’ye göre bu konu sürekliliği olan ve yarışa açık bir konu. Vigne köpeklerin, aynı zamanda herkesin bilmek istediği insanın tarihöncesine de ışık tutacağına inanıyor.

Bu yakında gerçek olabilir. Köpek çalışmalarındaki tartışmaların tamamen dışındaki iki bilim adamı birlikte çalışmaya başlamış durumda. Örnekleri paylaşan Hulme-Beaman ve diğerleri yüzlerce kemiğin analizini yapıyor ve onca zamandır süregelen ego kavgasından uzak duruyorlar. Eğer çabaları sonuç gösterirse köpeklerin evcilleşmesiyle ilgili büyük sır açığa çıkacak ve insanın en eski arkadaşı hakkında bilinmeyenler öğrenilecek.

Köpeklerin evcilleştirilmesi ile ilgili ilk yorum Charles Darwin’den gelmişti. 1868’de Evcil Hayvan ve Bitki Çeşitliliği çalışmasında köpeklerin bir türden mi ürediğini yoksa çakal ve kurt gibi iki ayrı türün bir araya gelmesinden dolayı mı ortaya çıktığını sorgulamıştı. Yüzyıllarca süren tartışma 1990’ların sonunda genetik analizlerin köpeklerin doğrudan kurttan türediğini gösterene kadar devam etti (köpek ve kurt DNA’sı %99,9 aynıdır).

Bu bilgilere rağmen bu değişimin nerede ve ne zaman ortaya çıktığı tamamen bir bilinmez. 1977’de bilim adamları, İsrail’in kuzeyinde  12 bin yıl öncesine tarihlenen bir evin altında,  bir insanın kollarının arasına yerleştirilmiş şekilde gömülmüş yavru bir köpek iskeleti buldular. Bu buluntu köpeklerin, çiftçiliğe geçişten hemen sonra Orta Doğu’da evcilleştirildiği tartışmasını doğurdu. Fakat Rusya'daki mağaralarda bulunan kafatasları gibi daha sonraki buluntular köpeklerin orijinini 4 bin yıl daha geriye attı ve köpeklerin insanlarlarla Avrasya’da, daha avcı ve toplayıcı oldukları dönemde tanıştıklarını gösterdi.

Genetik araştırmalar bu sonuçları daha karmaşık bir hale getirmekten ileriye gidemedi. 1997 yılında 300’den fazla modern köpek ve kurt üzerinde yapılan bir DNA analizi, köpeklerin ne zaman kurtlardan ayrıldığını göstermesi amacıyla yapıldı. Bu analizlerin sonuçları köpeklerin 135 bin yıl önce evcilleştirildiğini gösterdi. Daha sonraki çalışmalar ise köpeklerin evcilleştirilmesi için 30 bin yıldan daha az gibi daha yakın bir tarih göstererek yine nerede ve ne zaman sorularını yanıtsız bıraktı.

Stockholm’da bulunan Ulusal Teknoloji Enstitüsü’’nden genetikçi Peter Savolainen “Konu üzerine yazılmış çok fazla kitap vardı ve hepsi de birbirnden farklı şeyler söylüyorlardı”diyor. Savolainen’ın konuya olan ilgisi 1990ların başında yüksek lisans öğrencisiyken cinayetlerin çözülmesine yardımcı olmak için dünyanın lk köpek DNA veri tabanını oluşturduğu devlete bağlı bir suç laboratvarındaki staj sonrası gelişti. Cinayete kurban gidenler üzerinde bulunan köpek kılları nedeniyle dünya üzerinde var olan 100den fazla köpek türü üzerinde analizler yaparak katilin ne tür bir köpek sahibi olduğunu bulmayı mümkün hale getirdi.

Savolainen, DNA’nın modern insanın Afrika’dan çıktığının kanıtı olarak kullanılmasını örnek alarak aynı yöntem ile köpeklerin ortaya çıktığı yere bulabileceğini düşünüyor. “Kendime ait olan küçük veri tabanımda bile belirli bir bilgi mevcuttu” diyen Savolainen, Doğu Asya türlerinin genetik bakımdan daha çok çeşitlilik gösterdiğini ve bunun atalarından gelen bir iz olduğunu belirtiyor. Veri tabanı genişlemeye devam ettikçe daha önce de az az görülebilen bilgi netleşiyor. 2009 yılında dünya çağında 1500 köpek türünden fazlasını kapsayan bir genetik analiz yayını yapıyor. Bu yayında belirtilen sonuç ise hayvanların Çin’in güneyinde bulunan Yangtze Nehri bölgesinde 16 bin 300 yıldan daha az bir süre önce, insanların avcılık ve toplayıcılıktan pirinç yetiştiriciliğine geçtikleri zamanda ortaya çıktıkları. Bu erken dönem köpeklerlerinin et kaynağı olarak yetiştirilmiş olabileceği de tartışılıyor. Verilerin oldukça açık ve net bir sonuç gösterdiğini belirten Sacvolainen “benim için ana soru cevaplanmıştır” diyor.

Los Angeles, Kaliforniya Üniversitesinden evrim biyoloğu Robert Wayne için durum biraz farklı. Wayne, köpek genetikleri üzerinde çalışmaya köpek genetik çalışmaları daha çok başında iken, 1980lerde başlıyor. Savolainen gibi, Wayne de köpeklerin nereden geldiğini anlamaya çalışıyor. Fakat ikisi de iki ayrı sonuçlara ulaşıyorlar.

Bunun ana sebebi Wayne’nin modern DNA’ya bakarak çalışmanın hata olduğunu düşünmesi. “Köpeklerle ilgili bizimle evde yaşayan ve beraber yürüyüşe çıktığımız bir hayvan bilgimiz var” diyen Wayne, “bu durumun eskiden böyle olmadığını anlamamız gerekiyor” diye ekliyor. “Köpekler sürekli olarak kurtlar ve özellikle Çin’de Avrupa’dan, Orta Doğu’dan ve Asya’nın başka bölgelerinden gelen diğer türlerle çiftleşiyor ve ürüyorlardı. Günümüzde Asya’da bulunan köpeklerde bulunan genetik çeşitlilik, eski zamanda gerçekleşen bu kompleks durumlardan kaynaklanıyor olabilir. Bu Amerika’da insanlar ortaya çıktı çünkü burada çok fazla genetik çeşitlilik vardı demek gibi bir şey.”

Bunun yerine, Wayne antik DNA üzerine odaklanıyor ve köpek türlerinin birbirinden izole bir yaşam sürdüğü zamana ait izler bulabileceğine inanıyor. 2013 yılında o ve meslektaşları antik köpekler ve kurtlar üzerinde şimdiye kadar yapılmış en detaylı analizi gerçekleştirmiş durumdalar. Avrasya’dan ve Amerika’dan gelen 18 köpek ve kurt kemiğinden alınan DNA’yı, dünyanın dört bir yanından toplanmış modern köpek ve kurt DNA’sı ile karşılaştırdılar. Bu çalışmalar antik köpeklere ait DNA’nın Avrupa’dan gelen kurt DNA’larına benzerlik gösterdiğini ve modern köpeklerin büyük olasılıkla antik kurtlardan geldiğini göstermesi açısından oldukça önemli.

 

Bu sonuçlar, ekibin günümüz köpeklerinin şu anda soyu tükenmiş olan Avrupa kurtlarından yaklaşık 19 bin ila 32 bin yıl öncesinde türediğini gösteriyor. Bu erken dönem köpekleri çok gelişmiş Sibirya haskisine benziyorlardı. Avlanma yetenekleri ve buzul çağı insanına bir yardım olarak ağır yükleri taşıma yetileri yanında mamut gibi büyük av hayvanlarının da avlanmasında yardımcı oluyorlardı.

Savolainen ise 2013 yılında, bu çalışmanın coğrafik limitlere sahip olduğunu ve Güneydoğu Asya’daki örneklerin hiç kullanılmadığını belirtiyor. Bu durumun Afrika’yı eklemeden insanın çıkış noktasını araştırmaya benzediğini belirtiyor.  Wayne ise bu duruma cevap olarak Çin’deki örneklerin kullanılmadığını çünkü öyle örneklerin olmadığını anlatıyor ve “sanırım içinden çıkılmaz bir noktaya vardık, bu konuda ortak bir noktada buluşamıyoruz” diyor.

Bu konuda tek fikir ayrılığına düşenler genetikçiler değil.  2009 yılında Brüksel’deki Doğal Bilimler Enstitüsü’nden paleontolojist Mietje Germonpre, çalıştığı müzenin arşivinde değişik gibi kafatası parçası bulduğunu rapor etti. Bu kafatası parçasını Belçika’nın güneyinde bulunan Goyet Mağarası’nda bulan bilimadamları bu kemik parçasının bir kurda ait olduğunu belirtmiş olsalar da, Germonpre’nin yaptığı ölçümler bunun bir köpeğe ait olduğunu gösteriyor. Radyokarbon tarihlemesi bu kafatası parçasının 32 bin yıllık olduğunu, şimdiye kadar bilinen antik köpek kalıntılarından çok daha eski olduğunu ve dolayısıyla köpeklerin ne zaman ve nerede ortaya çıktığı konusuna büyük katkı sağlayacağını ortaya çıkarıyor.

Germonpre’nin çalışmaları yanlış yönlendirici ya da tam olgunlaşmamış olarak eleştiriliyor. Bu türün de diğer bütün antik dönem köpek kafatasları gibi garip görünüşlü bir kurt olabileceğini söylüyorlar.  Germonpre ise bu eleştirilere bu kafatasının belki de günümüzdeki köpek türüne ait olmayan bir tür olabileceğinş söyleyerek cevap veriyor ve evcilleşmede başarılı olamayan bir adım olabileceğini söylüyor.

 

Başka bşr taraftan, Enter Greger Larson ve Keith Dobney 1990ların başında, Dobney’in İngiliz arkeologlardan oluşan büyük bir ekiple bölgede bulunan bir çiftlikteTürkmenistan’da kazı yaparken tanışıyorlar. Domuzun evcilleştirilmesi üzerine çalışan ikili, ilk çalışmalarını değişik bölgelerden evcilleştirilmiş yaban domuzu üzerinde yapıyorlar. Jeometrik morfometrik olarak bilinen bir teknikle antik DNA’ları çalıştıklarında, çok eskiye giden bir ticaret ve değişik türlerin birlikte üremesi konusunun evcilleşme olayını etkilediğini görüyorlar.

Şu anda Oxford Üniversitesinde evrim biyoloğu olarak çalışan Larson “Köpekle ilgili araştırmaların makaleleri çıkmaya başladığında, biraz panikledik” diyor ve “domuzlarla daha fazla çalışma yapabildiğimiiz gördük “ diye de ekliyor. Larsona göre Wayne antik kurt ve köpek kemikleri yeteri kadar iyi ayırmamış durumda ve coğrafi limitlere takılmış durumda. Savolainen’in ise modern DNA’yı antik dünyayı anlamak için kullanmasını da yanlış.  “Bu aynı renk olan kocaman bir domates çorbası gibi, geriye dönüp içindekileri anlamak mümkün değil” diyor.

Larson ve Dobnet domuz üzerinde yaptıkları çalışmaları örnek alarak ve olabildiğince çok yerden toplanan olabildiğince çok örnek üzerinde araştırma ve jeometrik morfometrik yöntemlerle antik DNA analizi yaparak devam ettirmeye karar verdiler. Bunu yapabilmek için ise herkesi bir araya getirmek durumunda kaldılar.

Para büyük bir motivasyon aracı. Halkın algısında köpeklerin çok bir değeri olmasa da, sponsorlarla olan bağlantının kopmaması gerekiyor. Para sıkıntısı nedeniyle bir çok bilim adamı bu konuyu hobi ya da yan dal olarak algılıyor ve başka konulardan aldıkları para desteği ile bu araştırmaları da devam ettirmeye çalışıyor. Larson ve Dobney 2012 yılında Avrupa’daki sponsorlar için oldukça güçlü bir başvuru yaparak köpeklerin evcilleştirimesinin diğer bütün hayvan ve bitki evcilleştirilmesinde öncü ve anahtar noktayı oynadığını belirtiyorlar. “Köpeklerinki olmadan başka bir evcilleşme göremezsiniz. Uygarlıklar kuramazsınız” diyen ikili bu yaklaşımın işe yaradığını belirtiyorlar. 2013 yılında Larson and Dobney, içinde Wayne, Savolainen ve Germonpre’nin de bulunduğu 15 kişilik bir ekip kurdu.

 

Ohio’ya geri dönersek, Hulme-Beaman ikinci köpek azı dişini deliyor ama bu sefer endişeli görünüyor. Diş üzerinde incecik bir çatlat var ve o dişin bu çatlak yüzünden parçalanmasından korkuyor. Çok değerli olan DNA örneğinin toza dönüşmesinden ve yeri doldurulamaz bir parçanın yok olmasından çekiniyor. Ama şansı yaver gidiyor ve azı dişinin geri kalanı yerinde sağlam bi şekilde dururken kök temiz bir şekilde ortaya çıkıyor. Hulme-Beaman dişi olduğu gibi geri yetine oturtuyor ve kökü İngiltere’ye genetik analizlerinin yapılması amacıyla gönderilmek üzere plastik bir torbaya koyuyor.

 

Başka bir kıtada Larson ve Dobney araştırma gruplarını büyütmeye devam ediyorlar. Şu anda yaklaşık olarak dünyanın çeşitli yerlerinden gelen, köpekler, evcilleştirme, zooarkeoloji ve genetik üzerinde uzman 50 ayrı bilimadamıyla çalışıyorlar. Larson, bu ekibin şu ana kadar yaklaşık olarak 3000 kurdun, köpeğin ve bilinmeyen türlerin analizini yapmış durumdalar. Bu yaz ise bu konudaki ilk yayınlarını çıkaracaklar.

Larson bu çalışmanın bu konu üzerindeki sorunu çözeceğine inanıyor ama bazı uzmanlar bu konuda hala emin gözükmüyorlar. Bir sürü verinin bir araştırmaya katılmasının sorunun çüzümüne yardımcı olmayabileceği gibi işler daha da karışabilir. Harward Üniversitesinin Peabody Müzesi zooarkeoloji laboratuvarı yöneticisi Richard Meadow daha fazla örneğin daha fazla karmaşa getirdiğini savunuyor.

Yine de çalışmalar umut verici. Savolainen “daha başka bir sonucu kabul etmeye hazırım” diyor ve “eğer benim ortaya attığım fikir yanlış çıkarsa bu utanç verici olur. Ama sonuçta bilim doğru olanı bulmaya çalışmaktır” diye de ekliyor. Wayne de bu konuda Savolainen ile aynı fikirde. “Kendi ortaya attığımız teoriler yanlış çıksa bile sonucu bulmak beni mutlu edecektir, ben sadece gerçek cevaplar bulmak istiyorum” diyor.

 

Kaynak: http://news.sciencemag.org/archaeology/2015/04/feature-solving-mystery-dog-domestication