LUVİLER

(64. Sayı - ANADOLU´NUN ERKEN HALKLARI )

Luvilerin konuştuğu dil olan Luvice, Hititçe ile yakın akraba olup, MÖ 2. binyıl sonları ile 1. binyıl başlarında Küçük Asya´nın çeşitli bölgelerinde konuşulmakta olan bir dildir.

Modern yayınlarda Hattuşa Krallığı, genellikle Hitit Krallığı (veya Hitit İmparatorluğu) olarak geçmektedir. Bunun nedenini anlamak için Hititoloji tarihine bakmak gerekir. Tanımlayıcı bir şekilde anlatmak gerekirse; "Hitit Krallığı" teriminin kökeni birincil kaynaklardan gelmez. Çivi yazılı kaynaklarda yer aldığı haliyle ülkenin adı KUR URUHATTI yani "Hattuşa kenti Krallığı"dır. Bu adın, günümüzde Kayseri yakınlarında yer alan ve Assur kaynaklarında Kaneş olarak bilinen bir diğer kente işaret eden ve bu dili konuşanlar tarafından "Neşa dili" olarak adlandırılan Hititçe ile hiçbir ilişkisi yoktur.

 

Çoğu örnekte, geleneksel "Hitit Krallığı" terimini kullanmakta sakınca yoktur. Ancak bizim açımızdan bu terimi kullanmak Hattuşa Krallığı´nın en önemli özelliklerinden biri olan tek bir dil topluluğunun diğerlerine üstün gelmemesi durumunu göz ardı etmesi bakımından son derece yanıltıcı olacaktır. MÖ 15. yüzyılda Hattuşa Krallığı´nın büyük bir bölümü Luviya olarak adlandırılıyordu. Hitit Kanunları´nda da yer alan bu toponim (yer adı), "Luvi dilinde" anlamına gelen ve bazı Hitit metinlerinde görülen Luvi dilinde yazılmış büyülü sözlerden daha erken bir tarihte kullanılan luwili belirteci ile açıkça ilişkilidir. Burada Luviya ve luwili kelimelerinin her ikisinin de Hititçe terimler olduğunun altını çizmekte fayda var çünkü Luvilerin gerçekte kendi ülkelerini ve dillerini nasıl adlandırdıklarını bilmiyoruz.

 

Hitit Kanunları´na bakacak olursak, Luviya sakinlerinin Hattuşa sakinlerine kıyasla daha düşük seviyede bir yasal korumaya tabi olduklarını ancak yine de kanunlarla korunduklarını ve hatta Hattuşa sakinlerine kanuni hak talebinde bulunabildiklerini görürüz. Kanunların bir paragrafında, Luviya ülkesi ile birlikte, olasılıkla Pala dilini konuşan toplulukların yaşadığı bir bölge olan Pala ülkesinden de bahsedilir. Bu durum, Luviya ve Pala ülkelerinin her ikisinin de Hattuşa Krallığı bünyesinde etnik özerklik statüsüne sahip bölgeler olduğunun göstergesidir. Ancak Luviya´nın, Pala´ya kıyasla daha önemli bir statüye sahip olduğu, adının kanunlarda çok daha sık geçmesinden anlaşılmaktadır.

 

Luviya´nın yüksek statüsüne işaret eden bir diğer durum, MÖ 17.-15. yüzyıllarda hüküm sürmüş bazı Hattuşa krallarının Luvi kökenli adlara sahip olmasıdır (bu dönemdeki diğer kral adları Hatti kökenli olmakla birlikte, az sayıda Hitit/Neşa kökenli kral adı da mevcuttur). Hitit kaynaklarına göre, Luvi kökenli krali adlar edinen dört kralın (I. Labarna (varlığı tartışmalı), I. Hantili, I. Zidanta ve I. Muwatalli) dördünün de yönetime evlilik veya darbe yolu ile gelmiş olması son derece ilginçtir. Bu örnek aslında, "Luviyalıların" kendilerini Hattuşa aristokrasisine ne şekilde dahil ettiklerini anlamamıza olanak sağlayan bir durum olarak da yorumlanabilir. Luvilerin kendilerini bu şekilde Hitit toplumuna dahil etmiş olmaları, Hititçe konuşanların Luvileri dışlanmış bir topluluk olarak görmediklerine de işaret edebilir.

 

Luviya´nın sahip olduğu statüyü gösteren bir diğer kanıt ise Eski Hitit ritüellerinden gelmektedir. Bu ritüel metinlerde Hititçe, Luvice ve bazen de Palaca dillerinde büyülerin yer aldığı görülmektedir. İncelenen metinler mecazi olarak, Hattuşa Krallığı´nın ortak bir devlet kültü altında birleşen çok-etnik yapılı karakterinin altını çizmektedir. Bildiğim kadarıyla, antik Yakın Doğu coğrafyasında bu tür bir uygulamaya benzer örnek yoktur. Olaya çok da modernist bir bakış açısıyla yaklaşmadan, yazılı kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla, Hattuşa´yı yöneten liderlerin dünyanın etnik çeşitlilik anlamında ilk şampiyonları arasında olduğunu öne sürebiliriz.

 

MÖ 14.-13. yüzyıllara ait Hititçe metinlerde Luviya toponiminin görülmemesi, bu terimin Hattuşa Krallığı´nın var olduğu bu son iki yüzyıl süresince resmi olarak kullanılmadığı anlamına gelebilir. Öte yandan bu durum, Luvicenin bu dönemde tamamen yok olduğu anlamına gelmez. Aksine, elimizdeki veriler Luvicenin krallığın bir yanından diğer yanına daha da yayıldığını ve Hititçeden Luviceye doğru bir dil değişiminin yaşandığını göstermektedir. Bu senaryonun doğruluğuna kanıt oluşturan veriler arasında, Hitit resmi metinlerinde sıklıkla Luvice kelimelere rastlanması ve Anadolu hiyeroglif yazısı ile yazılmış kraliyet kararnamelerinde Luvicenin tek dil olarak kullanılması sayılmaktadır. Ayrıca, bu dönemde yaşamış Hattuşa aristokrasisine ait isimlerinin çoğunluğunda da Luvice etkilerin izlerine rastlanmaktadır.

 

Luviya teriminin bu döneme ait metinlerde yer almamasının bir diğer muhtemel sebebi, Luvicenin Hattuşa Krallığı´nın belirli bir bölgesi ile eşleştirilmesi durumunun ortadan kalkmış olması olabilir. Aziz Pavlus örneğini aklımıza getirecek olursak; artık ne Hititler ne de Luviler, yalnızca Hattuşalılar vardı. Hititçe ve Luvice arasındaki ayrım artık bölgesel değil işlevseldi. Luvice ana konuşma dili haline gelirken, Hititçe yüksek prestijli bir dil olarak Hattuşa´daki çivi yazısı ile yazma geleneği ile yakından ilişkili bir dil olmaya devam etti. MÖ 12. yüzyıl başlarında Hattuşa Krallığı´nın ve krallık ile ilişkili çivi yazısı geleneğinin çöküşünün ardından, Luvice konuşulmaya devam ettiyse de yapılan araştırmalarda bu dönemde Hitit dil topluluğuna dair izlere rastlanmamıştır.

 

YAZI ; Prof. Dr Ilya YAKUPOVIC

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 64. sayısından ulaşabilir, okuyabilirsiniz.