MYRA VE ANDRİAKE KAZILARINDA 4 YIL

Sihirli kelimelerimiz: Gönüllü ve keyifli olmak, bireyden çok ekip olmak, uzun zaman aralıklarında kazmak ve araştırmaktı. Bilimden öte yol ve yöntem izlememek ve de sabır göstermekti. En önemlisi de «kutsal ittifak» idi. İnanıyorduk ki, devlet, üniversite ve halk birlikteliği önemliydi. Bunu sağlarsak her sorunu aşabilir, hedefimize birlikte ulaşabilirdik. Ulaştık da...

Sihirli kelimelerimiz: Gönüllü ve keyifli olmak, bireyden çok ekip olmak, uzun zaman aralıklarında kazmak ve araştırmaktı. Bilimden öte yol ve yöntem izlememek ve de sabır göstermekti. En önemlisi de «kutsal ittifak» idi. İnanıyorduk ki, devlet, üniversite ve halk birlikteliği önemliydi. Bunu sağlarsak her sorunu aşabilir, hedefimize birlikte ulaşabilirdik. Ulaştık da...

Zamanı uzun tuttuk: Çoğu zaman yıl boyu süren projelerle ara vermeden çalıştık. Rutin yaz zamanlarında ise 4 yılda toplam 460 gün fiilen kazı ve araştırmalar yürüttük. 2009’da 66 kişiyle 82 gün, 2010’da 93 kişiyle 110 gün, 2011’de 127 kişiyle 91 gün ve 2012’de 107 kişiyle 177 gün emek verdik. 2012 Eylül sonrasında da Likya Müzesine bağlı projelerle devam ettik.

Bu tabloyla Türkiye arkeolojisinde hem bilimsel keşiflere ve restorasyonlarla korumaya ilişkin niteliksel, hem de zamana, ekibe ve ürün çeşitliliğine bağlı üretimle örnek bir iş çıkardığımıza inandık. Bilim, halk ve bürokrasi çevrelerinden aldığımız olumlu geri bildirimlerle amacımıza ulaşmakta olduğumuzu görerek umutlandık. Eski anlayışları kırmak ve yeni vizyonlarla uzak geleceğe büyük adımlar atarak çok çeşitli çıktılarla tüm ülkeye paylar uzatmak konusunda riskleri de göze aldık. Artık sadece arkeoloji bilimi değil, bunca büyük emek ve yatırımın sosyal ve ekonomik yapıya, turizme ve tanınırlığa da katkı verme zamanıydı. Bunu hem konferans ve diğer anlatımlarımızla hem de ortaya koyduğumuz işler ve sonuçlarıyla gerçekleştirmekteydik. Elbette alışkanlıkları ve kanıksanmışlıkları bozmanın risklerini aldığımızı da bilerek, inandığımız vizyon ve misyonu gerçekleştirmeye çalışıyorduk. Mutluyduk da eski organizasyonlarda yaşadığımız eksiklikleri yaşamıyor, ülkemize ve halka hesap verebilecek, onların hizmetinde geleceğe bir ses bırakacak işler yapmakta olduğumuzu anlatabilmiştik. Yerel halk ve yönetimler hiç bu kadar arkeolojiye inanmamış ve arkasında durmamıştı. 4 yılda New York caddelerinde dolaştırdığımız St. Nikolaos tırıyla, Almanya salonlarında sergilediğimiz Myra ve Andriake Kazıları sanat sergileriyle, Türkiye’de, özellikle Antalya’da ve Demre’de gerçekleştirdiğimiz sergilerle, kazıcıların başka görevleri olduğunu bunun başında da ülke ve kent adına tanıtımın geldiğini herkeslere göstermiş ve çok olumlu kazanımlar elde etmiştik. Herkes çok memnundu, 550 bin turistin ziyaret ettiği Demre hiç bu kadar tanıtılmamış yerel, ulusal ve uluslararası basında hiç bu kadar yer almamıştı. Asal misyon olan bilimsel üretimde ise 4 yılda çok iyi bir yere geldik. 2011 yılında Demre’yi (Myra ve Andriake) çok kapsamlı ve çok bilim alanlı 400 sayfalık bir kitapla ele aldık, pek çok makale, bildiri ve yıllık rapor yayınlarıyla değerlendirdik. Yani eski arkeolojiden şikayet edilen konular artık bizim konumuz değildi. Kuruculuğunu yaptığım Bey Dağları Yüzey Araştırmalarında ve Rhodiapolis Kazısında da aynı yöntemleri izlemiş ve bilim dünyasını yönlendirmiştik. Myra-Andriake Kitabını armağan yolladığım Likya’nın emektar büyük isimlerinden J. Borchhardt’ın  «bir antik kenti çok yönlü –flora-faunası ve çevre değerleri ve de tarihiyle ele almamızı» övdüğü mektup, benzer değerlendirmelerle birlikte hala arşivlerimizdedir.

Kazı başkanlığının yönetsel görevlerinin özeti: Bilimsel organizasyon, bilimsel kazılar, koruma, onarma, yayın, halkla ilişkiler, tanıtım, finansal organizasyon, personel, lojistik, teknik-alan yönetimi, kazı istasyonu idaresi, araç-gereç-tedariki, donanım ve yazılım tedariki, resmi yazışmalar, kültür ve sanat işleri, sponsor ilişkileri ve daha niceleri...

 Evet, iyi bir iş çıkarmakta olduğumuzu hissettik ve alışılmış normlardan uzaklaştık. Kazı ve restorasyonda alışılmış düzeni bozduğumuz için elbette tepkiler de gelmekteydi. Ama bunu zaten bekliyorduk ve göze almıştık. Bunları ekibimle gerçekleştirirken yapmak zorunda olduğumuz yüzlerce farklı iş de söz konusuydu. Bunlar olmadan ne yazık ki bilim ve diğer sonuçlar da beklenemezdi. Normal olarak bir kurumda yukarıda sayılan işler için pek çok memur çalışmaktayken, biz ekibimizle bu işlerin tamamını idare etmek ve gerçekleştirmek zorundaydık. Yaptık da. Çok iş yapmanın çok hata yapmaya yollar açtığını da bilerek... ama yine de asal görev yanında bunların önemsiz teferruatlar olduğunu düşünerek. Çünkü önemli olan sonuçlardı. Bu nedenle de hep şefaf olduk, her zaman alın akıyla hesabımızı da verdik. Veremediğimiz zamanlar da oldu. O zamanlarda, işin özüyle değil, önemsiz detaylarla uğraştırmayı görev bilmiş büroktratlarla uğraştığımız zamanlardı. Onların suçu yoktu. Çünkü böylesine gönüllü bir misyonun olabilmesine akıllarının yatma ihtimalleri yoktu.

Myra'da Arkeo-jeofizik Araştırmalar: St. Nikolaos Kilisesi çevresi ve Myra antik kent merkezinde gerçekleştirilen çalışmalarla toplam 30 bin metre uzunluğa denk gelen kültür varlıklarının izi yakalanmaya çalışıldı. Sonucunda tiyatronun güneyinde St. Nikolaos Kilisesi’ne, doğusunda da Myros Vadisi'ne uzanan verilerle Demre’nin kalın bir yorgan altında uyuyan güzelinden ilk sesler alındı. Beklendiği gibi geçmişin karanlıklarını aydınlatmaya aday bir «Anadolu Pompeisi» bütün düşüncelerimizi doğruladı.

Andriake Savunma Sistemi: Andriake Limanı’nın en yüksek tepesinde, yamaçları boyunca kulelerle oluşturulmuş savunma sistemi bulunur. Bu sistemin en yüksek noktasında bir platform yer alır. Bu platform sur sistemiyle bağlantılıdır. Bu çalışmanın amacında şehrin erken evresinin iskan edildiği dönemi ve sur sisteminin fonksiyonunu belirlemek vardı. Sonucunda ise şehrin bu bölümünün daha çok Hellenistik Dönemde kullanıldığı, Bizans ve Roma Döneminin sonuna kadar büyük değişiklikler olmadan modifiye edildiği anlaşıldı.  

Kaya Mezarları: Myra’nın en görkemli yapı grubunu oluşturan kaya mezarları MÖ 5.- 4. yüzyıllara tarihlenir. Ahşap mimariyi taklit eden kaya cepheleriyle birlikte bu görkemli mezarlar, Likya Klasik Çağ kültürünün önemli temsilcileridir. Myros Vadisi'ne bakan nekropollerde, orta ve üst sınıfa ait 23'ü yazıtlı (13 Likçe, 10 Grekçe) toplam 47 mezar bulundu. Mezarların 10’unda, nitelikleri ve ölü gömme gelenekleriyle ilgili bilgiler veren ikonografileri açısından önemli olan yirmi üç kabartmaya rastlandı. "Resimli Mezar" olarak adlandırılan ev tipindeki mezarın sahibi olan aile ise tüm üyeleriyle birlikte kabartmaya yansımıştı.

Tiyatro: Akropolün eteğinde kurulu olan Myra Tiyatrosu, 11 bin 500 kişilik kapasitesiyle bölgenin en görkemli ve en nitelikli yapısı... Üç katlı sahne binası frizlerinde çeşitli kabartmalar yer alır, ancak sahne binasının dış yüzünde girland taşıyıcıların bulunduğu kabartmalı friz Likya'da bir ilktir. Sahne binasında yer alan kapılardan birinde görülen su künkleri, tiyatroda su gösterilerinin yapılmış olabileceğini gösterir. Batı galerisi duvarında "gezici esnaf Gaius'un yeri" yazılıdır. Zafer Tanrıçası figürünün önündeki yazıt ise bir dilek içerir; "Kente şans getir ve sürekli galip ol".

Myra Şapeli: Önceden hiç görünmeyen ve çöplük olan alan, 2010 yılında kazıldı, restore edildi ve korumaya alındı. Kilisenin üstünden geçen yol ve su şebekesi kaldırılarak doğuya taşındı.

Yapının en değerli bulgusu yakarış (deesis) konulu freskodur. Ortada İsa, onun solunda Vaftizci Yahya ve sağında da Meryem Ana yer alır. Vaftizci Yahya’nın elinde tuttuğu ruloda, Yuhanna İncili’nden şu sözler yer almaktadır:

“İşte, dünyanın günahını kaldıran Allah Kuzusu!”

Meryem’in elindeki ruloda ise, İsa ile anası Meryem arasında geçen bir yakarış diyalogu yer alır.

‘Annenin dileğini, yakarışını kabul et ey Kelam’

‘ne istersin annem?’

‘ölümlülerin kurtuluşunu’

'beni öfkelendirdiler’

‘onlara acı oğlum’

‘ama pişman olmuyorlar’

‘onlara kurtuluşu armağan et’

‘hepsi kurtarılacaklar’

‘sana şükrediyorum Kelam’.

Şapelin bu plan tipi, genellikle 12.-13. yüzyıllara tarihlendirilir.

 

Nymphaion: Çayağzı kavşağının kuzeyinde yer alan yapının inşa edildiği alan, Andriakos Çayı’nın kaynağını oluşturur. Kesin olmamakla birlikte düşüncemiz, mekanda karşılaşılan havuz ile yarım daire formundaki yıkanma küveti, yapının bir termal olarak kullanılmış olabileceği yönündedir.

Horrea Hadriani/Granaraium: Depo amacıyla inşa edilen yapı, Andriake liman yerleşiminin en görkemli yapısıdır. 8 bölümden oluşan yapının her bölümüne cepheden ayrı kapılarla girilebilir ve bölümler birbirlerine birer kapıyla bağlanır. Cephenin doğu ve batısında kare planlı iki mekân; depo görevlilerinin kullandığı, kayıtların tutulduğu ofisler olmalıdır. Granarium tüm Andriake açık hava müzesinin bir parçası olarak Likya Müzesi teşhir tanzim salonları olarak kullanılmak üzere hazırlanmaktadır.

Liman Agorası: Granariumla birlikte Andriake limanının merkezini oluşturur. Dört yanlı iki katlı dükkanların çevrelediği yapının kuzey yönünde limanla bağlantı sağlayan anıtsal bir giriş kapısı bulunur. Agoranın güneydoğu kesimlerindeki boş alanlar, kervanlar için park yeri olarak ayrılmıştır. Merkezi giriş kapısı, o dönemin sokak düzenlemelerine uygun açılmış, rıhtım caddesine yönelmiştir. Binanın temel seviyesinde bulunan MS 119-129 tarihli bir Hadrianus Dönemi sikkesi, Hadrianus’un MS 129-130’da Andriake’ye ziyareti öncesinde gerçekleştirilen imar faaliyetleri çerçevesinde Granarium ile birlikte inşa edildiğini doğrular.

Murex İşlikleri/Boya Fabrikası: Tüm Antik Çağ boyunca değer verilen, kimi zaman statü sembolü, hatta imparatorluk ailesine özel olmaya varacak kadar önem kazanan mor kumaş boyası, önemli bir ticari üründür. Bu boya özellikle Murex Trunculus, Murex Brandaris ve Hexaplex Trunculus türü kabuklu deniz yumuşakçalarından elde edilmektedir. Agoranın güneydoğusunda kalan dükkanların içinde 6. yüzyılda inşa edilen ve bu yüzyılda faaliyet gösterdiği bilinen işlikler ve işliklerin ortasında boya üretim ocakları tespit edilmiştir.

Dükkân ve Depolar: Andriake’nin, özellikle güney yerleşiminin liman kıyısında yoğunlaşan yapıları depo, dükkân, gemi barınakları veya çekeklere aittir.  Alanda 4 dükkan, 3 depo ile bunların kuzey önündeki anıtsal giriş olduğu liman caddesinin bu kesiti tamamen açığa çıkarılmış ve ayağa kaldırılmıştır. Kazılar sonucunda elde edilen verilere göre depolar I. Justinianus dönemine dek kullanılmıştır. Dükkânların, depo ve anıtsal girişin MS 529 depreminde yıkılmış olduğu düşünülür.

Onurlandırma Anıtları: 2 anıtın bulunduğu liman meydanı Andriake limanının en önemli çıkış noktasıdır. Anıtların kazıları 2010 yılında tamamlanmış, 2011’de restorasyon projesi yapılıp kaynak bulunmuş ve 2012 tarihinde ise restorasyonu tamamlanmıştır.

Doğu Anıtın batı köşesine sonradan kazınan 4 adet yazıt, Arcadius, Honorius ve Arcadius'un oğlu II. Theodosius’un yönetim yıllarına tarihlenir (MS 404-408). Balık ağı satışlarının düzenlenmesine ilişkin olan fermanın Tribunus et notarius Fl. Urbicius Gemellus Petrus Paulus tarafından imparatorlar adına ilan edilmiş olduğu öğrenilmiştir. Yazıta göre, balık ağı satın alanlar, balık ağı satıcıları tarafından ölçülerde ve fiyatta bir takım haksızlıklara uğratılmışlardır.

Batı Anıtına ait olan toplam 11 adet yazıtta, Myralıların demosu; Augustus, Tiberius, Nero Claudius Drusus, Germanicus, Agrippina, Marcus Vipsanius Agrippa, Julius Caesar Drusus Junior, Julia Augusta/Livia Drusilla ve Gaius Caesar’ı onurlandırır. Anıt olasılıkla, en geç Augustus’un ölüm tarihi olan MS 14 yılında dikilmiş olmalıdır. İkinci evrede aynı anıt korunarak doğu ve batı yönde uzatılmış, onurlandırılan kişi sayısı ise 9’a yükseltilmiştir.

Andriake İşlikler: Andriake’de, Granarium önündeki geniş düzlük, üretim alanı olarak kullanılmıştır. Bu mekanlar 2012 yılında kazılarak ortaya çıkarıldı. Güney duvarın iç cephesinde bulunan ve kazı öncesinde açıkta bulunan üç adet prelum/pres kalasının desteklendiği baskı kolu yuvası ile kazılarda ortaya çıkartılan iki adet toplama havuzu, yapının orijinal evresinde şarap işliği olarak kullanıldığını gösterir. Elde edilen veriler mekanları MS 4. yüzyıl ile MS 6. yüzyıl arasına tarihler.  

Sinagog: 2009 kazı sezonu kazılarında büyük bir sürpriz bulgu olarak ortaya çıkmıştır. Horrea Hadriani’nin batı köşesinde, limana bakar. Sinagog’dan toplam 282 bulgu ele geçmiştir. Apsis dolgusunda kullanılmış olan zengin buluntular Andriake’nin nasıl bir kozmopolit ticaret yerleşimi olduğuna dair önemli ipuçları verir. Sinagogun en önemli buluntusu olan menorah levhası üzerinde Musevi dininin bildik sembolleri yer alır. Bulunan üç ayrı yazıttan ikisinde “erini epi ton Israel-Barış İsrail’in üzerine olsun” yazar. “Amen” ve “Şalom” gibi diğer dinsel ifadelerle de yazıt sonlandırılmıştır. Yapı ve mimari bezemeler İ.S 5. yy.’dan olduğunu göstermektedir. Bu keşifle: Likya bölgesinde ilk kez Yahudi varlığına ilişkin tümcül, somut mimari kanıtlar ortaya çıkarılmıştır. Hıristiyanlığın merkezi olan Myra’da ve üstelik de en baskın olduğu 5. yüzyılda, Bizans Dönemi dinsel/sosyal yapılanmasında Yahudi cemaatinin yerini açıkça anlatmaktadır. Asıl Yahudi topluluğunun da ana kent Myra’da yaşamış olması beklentilerimiz arasındadır.

Andriake B Kilisesi: Agoranın hemen doğu bitişiğinde yer alan kilise yerleşimin altı kilisesinden biridir. 2011-2012 kazı sezonunlarında kazı ve kısmi konservasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Kilise üç nefli, bazilikal planlıdır. Batı tarafında bir atriumla sonlanır. Kuzeyduğusunda şapel, vaftizhane, kuzeyi boyunca trapeza ve diğer birimler yeralmaktadır. Kilisenin ve yan mekanların tamamı mozaikle kaplıdır. Tüm bölümler göz önüne alındığında bu yapı topluluğu manastır özellikleri göstermektedir. Sikkeler mekanların son kullanımlarının 6. yüzyıl sonu – 7. yüzyıl gösterir.

Andriake Doğu Hamamı: Andriake’nin hemen doğu başlangıcındaki Doğu Hamamı, batısından itibaren aynı kuşakta devam eden iki önemli sosyal yapı grubu ve Batı Hamamla birlikte Andriake’nin sosyal yapılar bölgesini oluşturur. Bu bölgenin batı devamında ise Liman Agorası ve Granariumun merkez olduğu, limanın asıl kalbi olan ticari alan gelir. Temiz su dağıtımı ve pis su akaçlama sistemleriyle ilgili doyurucu veriler ortaya çıkarılmıştır. Doğu Hamamın kazısı ve konservasyonu 2012 sezonunda başlanmış ve tamamlanmıştır. Roma evresinden çok, bölgede Erken Bizans Dönemi hamamlarının mimari ve teknik detaylarının aydınlatılmasına sağladığı katkıdan dolayı önemlidir.