NEMRUT´UN KEŞFİ

Sester ile Puchstein, 8 Mayıs 1882’de Nemrut Dağı’ndan ayrıldıklarında yazıtların tam bir kopyasını çıkardıkları gibi, Nemrut Dağı’nın diğer bir özelliğini de aydınlatmışlardır

Adıyaman ilimiz sınırları içindeki Nemrut zirvesindeki sıradışı arkeolojik eserler dünya kültür mirasının eşsiz bir değeridir. Kommagene Kralı Antiokhos I,Toros dağ silsilesinin 2150 metrelik Nemrut Dağ olarak tanınan zirvesinde kendisi için yaptırdığı görkemli kutsal alan ve mezar anıtının (tapınaksal anıtmezar -hierothesion) üzerini 30 bin metre küp hacmindeki

kırma taşlardan oluşan 50 metre yüksekliğinde bir suni tepe (tümülüs) ile örttürmüştür. Tümülüsün doğu ve batısında devasa heykellerin ve kabartmaların yer aldığı iki teras bulunmaktadır. Antiokhos I, her terasta kendi heykeli ile birlikte tahtlar üzerinde oturan 9 metre yüksekliğinde devasa tanrı heykellerini diktirmiştir.

Herbiri yaklaşık 7-8 ton ağırlığındaki büyük taş bloklarının işlenmesiyle ve üst üste konmasıyla, parça parça yapılmış bu tanrı heykelleri her iki terasta da aynı sırayla; soldan sağa Tanrı-Kral Antiokhos I'in kendisi, yanında ülkenin Ana Tanrıçası Kommagene, tam ortada Baştanrı Zeus-Oromasdes, onun yanında Apollon-Mithras ve en sağda Herakles-Artagnes yer almaktadır.

Tanrı heykellerinin oturduğu her iki terastaki tahtları oluşturan taş bloklarının arka yüzünde ise bizzat Antiokhos I tarafindan kaleme alınmış bir "vasiyetname" niteliğinde 237 satırlık uzun bir kült yazıtı (nomos) bulunmaktadır..

 Bilim dünyasının Nemrut Dağ zirvesindeki görkemli eserlerden ilk kez haberdar olması 1881 yılının sonlarına rastlamaktadır. Berlin'deki Prusya Kraliyet Bilimler Akademisi’ne İzmir'deki Alman Konsolos Yardımcısı Müller-Raschdau’un yazdığına göre, o sıralar Diyarbakır Vilayetinde yol yapım işlerinde başmühendis olarak çalışan Karl Sester adlı bir Alman , Doğu Antitoros Dağları’ndaki bir zirvede, çok sayıda ve muazzam büyüklükte Asur heykellerinin olduğunu iddia etmektedir. Anlattıklarına göre, devasa heykeller karşılıklı iki terasta yer almakta ve bunlar bir tepeyle birbirinden ayrılmaktadır. Sester'e göre, deniz seviyesinden 2.000 m yükseklikteki bu anıtsal eserler Asur kültürüyle yakından ilgilidir.

1881 yılında Berlin İlimler Akademisi’ne Nemrut Dağı hakkında şaşırtıcı bilgiler içeren bu mektup ulaştığında, konuyu değerlendiren akademi üyeleri büyük bir şaşkınlığa uğramış ve ikileme düşmüşlerdir. Fakat sonunda, Sester'in verdiği bilgilerin gerçek yönlerini araştırmayı öneren bilim adamlarının görüşü ağır basmıştır. Bu amaçla Otto Puchstein ile Karl Sester konunun aydınlatılması ve Nemrut Dağı zirvesinde araştırmalar yapmak üzere görevlendirilmiş ve gerekli kaynak ayrılmıştır. Zorlu ve maceralı bir yolculuktan sonra iki bilim adamı 4 Mayıs 1882'de Nemrut Dağı'na ulaşmışlar, burası ile ilgili ilk önemli bilgiler saptamışlardır. Puchstein, Doğu Terası’nda tahtlar üzerinde oturan heykeller dizisinin kuzey tarafındaki başsız heykelin sol elinde tuttuğu bir sembolü fark etmiş, doğru bir saptamayla Herakles'in de antik heykeltraşlık eserlerinde elinde hep böyle bir lobutla birlikte tasvir edildiğini düşünmüştür.

Puchstein, heykel gövdelerinin bulunduğu podyuma tırmandıktan sonra, bunların taht biçimindeki taş koltuklarını oluşturan taş bloklarının arka yüzünde 5 cm yüksekliğinde Grekçe harflerle yazılmış yazıtların yer aldığını görmüş ve hemen bu yazıtı çözümleme denemelerine girişmiştir. Elinde lobut tutan heykelin ise Herakles'i canlandırdığına karar vermiştir.

 

Yazar: Nezih BAŞGELEN