NEOLİTİK ÇATALHÖYÜK´TE TARIM VE TOPLUM

Çatalhöyük nüfus ölçeği çiftçilik konusunda oldukça ciddi sıkıntılar yaşatıyordu.

Tarım Neolitik Dönemin belirleyici karakteristiklerinden biridir ve bitki yönetimi ve kullanımı konusundaki en doğrudan kanıtları, arkeolojik yerleşmelerde korunmuş bitki kalıntılarını inceleyerek -arkeobotani ile- elde ederiz. Çatalhöyük’te modern zamanda çiftçiye karşılık gelen kişiler, tıpkı Anadolu ve batı Asya’nın diğer bölümlerindeki eski dönem tarım toplulukları gibi buğday, arpa ve bakliyat dahil olmak üzere pek çok farklı ekin yetiştirmişlerdir. Topluluk yaklaşık olarak MÖ 7100’de yerleşmede yaşamaya başladığında evcilleştirilmiş, ya da halen evcilleştirdikleri bitkiler ekiyorlardı. Yani otomatik tohum dağıtımı (örneğin tohumlarını açığa çıkarmak adına yabani bezelye tohumlarının açılması, ya da yabani tahıl başaklarının etrafa saçılması) gibi eski bitki yetiştiricilerinin “yabani” karakteristikleri, asırlar içerisinde bilinçsiz bir seleksiyon ile kaybolmuş ve ortaya genetik değişiklikler çıkmıştır. Batı Asya’nın diğer bölgeleriyle karşılaştırıldığında Çatalhöyük’teki ekin terkibinin tamamen o bölgeye özgü bir tercih olduğu ortaya çıkmıştır. Karşımızda şöyle bir tablo bulunmaktadır: iki -kimi zaman altı- sıra çıplak arpa (Ç.n.: Çıplak arpanın özelliği, tanelerinin kabuğundan kendiliğinden sarkmasıdır [buğday gibi].), artık soyu tükenmiş olan ve gernikle akraba olan kabuklu buğday, alternatif yağ kanyağı olarak kullanılan tarla hardalı ve bölgede nadiren bulunan ve görünüşe göre tekstil formunda ithal edilen keten. Çatalhöyük kurulduğu zaman sahip olduğu ekin yelpazesi, örneğin güneydoğu Anadolu’da bulunan bitki türlerinden biraz farklı. Dahası, yerleşmede ekin yetiştiriciliği yapıldığı süre boyunca tercih edilen ekinlerdeki değişiklikler, toplumun ekoloji ve damak zevkine uzun soluklu adaptasyon sürecini yansıtıyor. Çatalhöyük’te çiftçilik bir dizi pratik kararlar ve zorluklar içeriyordu. Yerleşmede tarımcılığın nasıl yapıldığına ve özellikle de Çatalhöyük çiftçilerinin Çarşamba nehrinin her sene taşıp yerleşmeyi bastığı bir toprakta ekinlerini yetiştirmeyi nasıl başardığına dair detaylı bilgilere henüz çok yakın bir zamanda ulaştık. Ama çiftçiliğin nasıl yapıldığına gelmeden önce epey kalabalık bir toplumda yemek üretim ve depolamanın nasıl bir sosyal dengeleme eylemi olduğunun hatlarını çizmekte fayda var. Çiftçiliğin çelişkili durumlarından biri, çiftçilerin bir yandan genellikle ‘ektiklerini biçip’ kendi emek yatırımlarının faydalarını paylaşmaktan kaçındığı için sosyal sınıfların oluşmasına yol açma potansiyeli barındırması, bir yandan da işbirliği gerektirmesidir. Çiftçiler, bir topraktaki belirli bölgelerin niteliksel farkı ve farklı ekinlerin elverişlilik durumu konusunda bir bilgi havuzu oluşturmaktan işi, ekipmanı ve ürünü paylaşmaya ve hatta toprağın ortaklaşa yönetimine kadar pek çok konuda işbirliği yapabilirler. Bu açıdan bakıldığında Çatalhöyük, bin yıldır çiftçilerin yüzleştiği gerginlik ve zorluklar üzerine konuşan büyük, çekirdekli ve erken dönem tarım toplumu olması bakımından sosyal hayatları büyüleyici bir vaka tarihi olarak görülebilir. Yanmış binaların eşyalarına bir şey olmaması, diğer evlere kurulu bazı şeylerin yalnızca ileri sürdüğünü açık bir şekilde gösterir: yani ekin ve diğer bitkisel yiyeceklerin evlerde, ana yaşam alanından bir ‘sürünme deliği’ ile ulaşılan yan odalardan birindeki kilden kovalarda saklandığını. Dolayısıyla depolama hane halkını ilgilendiren bir meseleydi ve evin içinde nispeten saklı tutulur ve ayrı tutulurdu. Buna karşın meşhur olan evlerin ana odalarında hayvan bedeninden parçaların -özellikle de yabani öküzlerin baş ve/veya boynuzlarının-sergilenmesi, büyük ihtimalle mahalle gibi daha geniş bir sosyal grupla et paylaşma ve işbirliğini teşvik etmek amacını taşıyordu. Yalnızca depolama değil, aynı zamanda bitkisel yemeklerin işlenmesi ve pişirilmesi de ortak mekânlardan ziyade evlerin içinde yapılan işlerdi. Oldukça yaygın olan ekin işleme görevlerinden bir tanesi, yemekten önce adım adım yarı-işlenmiş durumdaki kabuklu buğdayların kabuklarının soyulması, başakçık (kabuğunun içindeki tahıl ya da tahıl çiftleri) haline getirdikten sonra tahminen derin, ahşap bir havanda dövülerek tamamen işlenmiş bir hale getirilmesiydi. Diğer görevler arasında ğişirme ve tüketimden önce elekten geçirme ve tahıl parçacıkları ve bakliyat tohumlarının elle ayıklanması vardı. Ev ve dış mekânlardaki aktivite tortularının botanik kalıntıları karşılaştırıldığında yemeğin hanelerde ve bazen de kişilere özel bahçelerde işlendiği ve muhafaza edildiği görülür. Öte yandan hanelerin dışındaki bitki kalıntıları, genellikle ısı, ışık, ve/veya bina inşası, marangozluk ve diğer zanaatlar ile meşgulken böcekleri uzak tutmak için hayvan gübresi yakıldığını gösterir. Yani bitkisel ve hayvansal gıdaların depolanması ve işlenmesi ve kalıntılarının Çatalhöyük hanesi içinde dağıtılması, çiftçiliğin sosyal çelişkisinin en azından kısmen çözümünü oluşturur: evde işlenen ekin ve diğer bitkiler hane halkını beslerken ‘ziyafet’ etkinliğinde paylaşılan et ise hem mecazi, hem de kelimenin tam anlamıyla hane halkının da bir parçası olduğu büyük sosyal grupların güçlenmesini sağlar. Bu sosyal bağlam göz önünde bulundurarak Çatalhöyük’ün etrafındaki nispeten daha büyük olan ve pek çok kendine özgü hidrolojik durumu, bitki türleri ve arazi kullanımı bölgeleri ihtiva eden topraklara dönüp bakalım. Bölgede yakın zamanda yapılan çalışma ve yerleşmedeki fauna ve botanik kalıntıların ekolojik analizi ışığında çobanlık ve büyük ihtimalle bitki yetiştiriciliğinin yerel alüvyonlu arazide yoğunlaştığını görüyoruz. Bu bölgenin tarla çiftçiliği için değişken bir potansiyel sunduğu ortada; yapılan en son jeoarkeoloji çalışmasında ortaya atılan Neolitik Çarşamba Nehri’nin düşük-enerji tarzı olduğu gerçeği bile bölgelerin dağıtımının, güzün ekilen bitkilerin bahardaki nehir taşmalarında zarar görmeyecek şekilde büyümesini mümkün kılacak suyun ulaşılabilirliği ve boşaltılabilmesi ile sınırlandırıldığını gösteriyor. Şu anda elimizdeki kanıtlara yerleşmeye yakın daha yüksek ve daha kuru alanların müsait olduğunu, ama aynı zamanda içinde mevsimsel göl/kanalların oluştuğunu ve daha ıslak alanlar bulunduğunu da biliyoruz. Toprak kalitesi büyük ihtimalle suyun tutma kapasitesi ve yerleşmeye olan uzaklığına göre değişiklik gösteriyordu; insanların ve hayvanların yoğun olarak yerleşmenin içi ve etrafında yaşamasından dolayı bölgedeki toprak besini daha yüksek olacak, yerleşmeden uzaklaştıkça düşmeye başlayacaktır. Bölgenin karmaşık ekolojik mozaiği, büyük ihtimalle haneler ve mahallelerin görece daha yüksek kalite toprak sürebilmek ve herkesin eşit miktarda tarım yapılabilecek tarlalara sahip olması gibi konuların dikkatlice tartışılmasını gerektiriyordu.

Amy BOGAARD - Mike CHARLES Fotoğraflar: Jason QUINLAN, Çatalhöyük Kazı Arşivi