OKURDAN MEKTUP

Kadro İsteyen Arkeologların Sesi

Merhabalar… Biz devletin kadro vermediği arkeologlar olarak sizlere “ANADOLU ARKEOLOJİSİ” nin ve biz arkeologların mağduriyeti ile ilgili birtakım şeylerden bahsetmek istiyoruz. Sonuç her ne olursa olsun okuma teveccühünü gösterirseniz, bu yazıyı size yazan ve devletin kadro vermediği yaklaşık 2500 arkeoloğun gönlünü fethetmiş olursunuz.  Dünyadaki ilk toplu yerleşim, dünyadaki ilk barış antlaşması, dünyadaki ilk yazılı antlaşma, dünyada kullanılan ilk para, dünyadaki ilk batık gemi, dünyadaki ilk tarih yazıcılığı, dünyadaki ilk meclis, dünyadaki ilk aile hukuku, dünyadaki ilk tarımsal faaliyet ve daha birçokları… Dünya üzerinde bu kadar çok ilki yaratmış, medeniyeti yaşam hakkı tanımış ve tarihi eserler vererek geçmişini zenginleştirmiş başka bir coğrafya var mı? Varsa onlar bu değerleri, geçmişi ve mirası nasıl değerlendirirlerdi? Biz şimdi ne yapıyoruz? Bunları düşünmek için devlet bize yeteri kadar zaman vermiş görünüyor. Arkeoloji eğitimi aldık ama işsiziz…  Bazı ülkeler, iki yüz yıllık “iç savaş asker mektuplarını” tarihi eser adına sergilemek için müzeler kuruyorlar. Soykırım yapan ülkeler, çatışma alanlarını “açık hava müzesi” ilan edip fahiş fiyatlarla alternatif turizm arayan zenginlere turlar düzenliyorlar. İngiltere Stonehenge’i dünyaya pazarlarken biz daha Göbeklitepe’yi kendimize anlatamıyoruz. Peki, bunlara karşılık biz neler yapıyoruz? Müzeleri, telefonlara cevap veren hizmetçiler, eserleri koruyamayan bekçiler ve satışa çıkaran şoförlerle dolduruyoruz. Hatırlatırız… Abdülhamit’in kaloriferlerini bile satmışlardı! Çevre düzenlemesi olmayan başıboş çöplük alanlarına dönüşmüş arkeolojik alanlar ve artık depolara sığmayan eserler… Madem onlar var biz neden yokuz?  Müzeler, ziyaretçisizlikten ağlarken arkeologları ve araştırmaya gelen uzmanları ücret karşılığında içeri alıyoruz. Kaçakçıları suçüstü yakalayıp sonra serbest bırakıyoruz. Başka ülkelerin elindeki tarihi eserlerimizi almaktan bile aciziz. Yunanistan’ın tek bir eserini vermediği için bir ülkenin Yunanistan’daki tüm kazı çalışmalarının yasaklandığını bilmeyen var mı?  Turizme bacasız sanayi diyoruz ama elimizdeki kaynakları kullanamıyoruz. Acaba Neolitikten – Osmanlıya ne kadar tarihi ve kültürel miras var biliyor muyuz? En önemlisi öğretmenler eğitim, iktisatçılar iktisat, kâtipler daktilo sınavına girerken biz neden havuzun ne kadar zamanda dolacağını hesaplıyoruz? Bunu hesaplamaya çalışırken neden mesleğimiz unutturulmaya çalışılıyor?  Bu ülkede en az 500 bin arkeolog yok. Gerçekten mesleğini yapmak için çırpınan kaç arkeolog var peki, kaç kişiyiz biz? Neden Sayın Bakanımız bizi çağırıp “Gelin bakalım siz arkeoloji için ne yapabilirsiniz”, “Arkeolojiyi, turizmi geliştirmek için ne gibi fikirleriniz var” diye sormuyor? Neden bizler birer kültürlü defineci olma yoluna zorla itiliyoruz. Madem durum böyle neden 2010 ÖSYM kılavuzunda 1048 kontenjan var? Bu ülkede tabi ki çok daha önemli sorunlar var; sağlık, terör, eğitim gibi... Ancak bir ülkenin sadece eğitimde verilen kültür birikimiyle kalkınacağını, gelişeceğini, zenginleşeceğini bilmiyor muyuz? Uzağa gitmeye gerek yok. Kendi topraklarımız bize bu birikimi zaten veriyor, hatta yabancılar bile bundan faydalanabiliyor. Biz devletimize, bakanlığımıza, bakanımıza “Biz işsiziz, bize iş verin” demiyoruz, ülkemizin ilerlemesine tüm birikimimizle katkıda bulunmamız için izin versinler istiyoruz. Bize, geçmişte ilklerin yaratıldığı bu coğrafyada, geleceklerin ilklerini yaratabilmek için bir şans tanınsın istiyoruz… MEDENİYETLER BEŞİĞİ ANADOLU’DA, mezarcı, defineci, lağımcı olarak nitelendirilmekten bıktık. Biz ARKEOLOĞUZ ve mesleğimizi yapmak istiyoruz.