ÖZGÜRLÜKTEN TUTSAKLIĞA : HAYVAN

Yaklaşık 15 binyıl önce ilk kez köpeğin evcilleştirilmesiyle başlayan serüven; keçi, koyun, sığır ve domuz ile kanatlı hayvanların günümüzden yaklaşık 10 binyıl önce evcilleştirilmeleriyle sürmüş ve günümüzden 5 binyıl önce kedi ve 4 binyıl önce de atın evcilleştirilmesiyle sona ermiştir.

Her şey hayvanın evcilleştirilmesiyle başlar. İlk kez insan ve köpek arasında Neolitik Dönemde kurulan bu çok yönlü ilişki, tarihsel süreçte daha da karmaşıklaşarak günümüze ulaşır. Ancak insan-hayvan birlikteliğinin temellerinin çok daha eski dönemlere uzandığı da bir gerçektir. Evcilleştirme, var olan bu ilişkinin –belki de- daha çok insan çıkarlarına göre yeni baştan oluşturulmasıdır. Hayvanlar; gerek sınır tanımaz güçleri, gerek yüreklere korku salan cesaretleri ve gerekse büyüleyici renklerle bezenmiş görünümleriyle, insan zihnini harekete geçiren önemli birer enerji kaynağı olmuşlardır. İnsan düş gücü, hayvanların bu korkutucu cazibesine kayıtsızdurulacak kavramların başrollerinin çoğunlukla hayvanlara ait olduğu söylenebilir. Önce gücünden ve yırtıcılığından korkulan hayvanların fiziki bedenleri içerisinde gizlenmiş güçlü tanrıların varlığı “zoomorfizm” adı verilen hayvan biçimli tanrılar dönemini başlatmıştır.   Bu aşamayı, avladıkları hayvanları daha yakından tanıyan ve yer yer bazı hayvan türlerini evcilleştirmeye başlayan insanlarca ortaya konulan “yarı hayvan-yarı insan tanrılar (sfenks) dönemi” izlemiştir. En son olarak da insanın hayvan üzerindeki egemenliğinin iyice artarak bazı hayvan türlerinin tamamiyle evcilleştirilmesi ve insan eliyle üretilmesi, hayvandan çok daha akıllı, kurnaz ve insan biçimli tanrıların varlığını gündeme getirmiş ve bu süreç “antropomorfizm” adını almıştır. Hayvanların evcilleştirilme öncesi ile evcilleştirilme periyotlarının, insan düşüncesi ile inanç sistemlerinin zenginleşerek gelişimleri üzerine önemli etkileri olmuştur. Dinler tarihinde çok tanrıcılık ya da politeizm/paganlık adlarıyla anılan bu aşamaların hayvanlarla ilişkisi yadsınamaz. Başta yırtıcı ve güçlü hayvanlar olmak üzere birçok hayvan türünün, tanrıların ruhunu taşıdığı ve insan biçimli tanrıların yer yer hayvan biçimine bürünerek, o hayvanın gücünden ve kuvvetinden kısa sürelerle de olsa yararlandıkları hayal edilmiştir. Bu noktada, evcilleştirilen yaklaşık sekiz hayvan türünün, evcilleştirilmeyen/ evcilleştirilemeyen hayvanlara oranla mitolojik önemlerinin daha az olduğu ya da zamanla bu önemi yitirdikleri yolunda bir yaklaşım, evcil hale getirilen hayvanların tılsımlarını yitirmeleriyle açıklanabilir.

Yazan : Altan Armutak