RENKLİ TAŞLARIN DİLİ

Antik Çağ yaşantısının her alanını tanımamızı sağlayan mozaikler, bulunduğu mekanı süsleyen estetik bir unsur ve yalıtım sağlayan strüktürel bir eleman olmasının yanı sıra, ait olduğu dönemin yaşam unsurları konusunda bilgi veren en önemli veriler arasındadır

Başta dinsel/kamusal yapıları, mezar anıtlarını, özel mekanları süsleyen kabartmalar ve resimler, bağımsız heykeltıraşlık eserleri ve seramikler olmak üzere birçok yerde karşımıza çıkan tasvirli/figürlü kompozisyonlar; eski kültürlerin yaşamı, inançları, alışkanlıkları, meslekleri, kaygıları, korkuları gibi toplumsal ve kişisel konularda çok geniş perspektifte bilgiler sunmaktadır. Öyle ki, çok azı günümüze ulaşmış olsa da, bu bulgular üzerindeki sahnelerde Olymposlu tanrıların dünyası, Troya Savaşı gibi konuları film şeridi gibi anbean takip etmek mümkündür. Önemli ve bilinen olayların, kahramanların yanı sıra daha önemsiz ve sıradan konuların bile tasvir sanatında yer bulmuş olması, Antik Çağ yaşantısının her alanını tanımamızı sağlar. Bu görsel kanıtlar içerisinde, mozaikler de oldukça önemli yer tutar. Bulunduğu mekanı süsleyen estetik bir unsur ve yalıtım sağlayan strüktürel bir eleman olmasının yanı sıra, Antik çağlardan günümüze kalan mozaikler, ait olduğu dönemin yaşam unsurları konusunda bilgi veren en önemli veriler arasındadır. Teknik olarak çok daha erken tarihlerde uygulanmaya başlansa da, figürlü kompozisyonlara yer verilen ilk mozaiklerin doğal çakıl taşlarından yapılmış örneklerle birlikte MÖ 5. yüzyılda ortaya çıktığı kabul edilir. MÖ 3. yüzyıldan itibaren kübik kesilen küçük taşlar (tessera) kullanılmaya başlanmıştır. Bu ilk örneklerde ve takip eden birkaç yüzyıl içinde, koyu renk zemin üzerine daha açık renkli figürlerin işlendiği mozaiklerde, her ne kadar zaman zaman hayvan mücadelelerine ve av sahnelerine rastlansa da, ağırlıklı olarak mitolojik konulara yer verilmiştir. Hellenistik Dönemin sonlarında, konu çeşitliliği artmış, mitolojik sahnelerin yanı sıra tarihsel olaylar, önemli karakterler ve özellikle de günlük yaşamdan konular tasvir edilmeye başlanmıştır. Ancak, gerek pahalı bir sanat dalı olması gerekse henüz yaygınlaşmamış olması sebebiyle kamusal yapılarda ve özellikle varsılların gösterişli villalarında yer bulabildiği görülür. Her biri neredeyse kum tanecikleri kadar küçük renkli tesseralar (mikromozaik), işçiliğinin ne kadar zor ve pahalı olduğunu göstermeye yeter. Roma İmparatorluk Dönemiyle birlikte, başta caementiqumun (çimento/ beton) kullanımı olmak üzere, yapı teknolojilerindeki gelişmelerin maliyetleri düşürmesi ve yükselen refah düzeyi, çoğunluğun lüks tüketim gücüne sahip olmasını ve buna bağlı olarak da imparatorluğun yayıldığı en ücra coğrafyalarda bile mozaik döşemelerin sevilerek kullanılmasını sağlamıştır. Kapalı mekanların zeminleri dışında, duvar ve kemer gibi dikey ve eğimli yüzeylerin de mozaiklerle kaplanması, yine bu dönemin başlarında ortaya çıkar. Belli bir standardı olmamakla birlikte, Geç Antik Çağa kadar tesseralar yaklaşık 1 cm²’dir.