ROMA VE BİZANS KÜLTSEL İNANIŞLAR VE HAC

İnsanoğlu tüm tarihi dönemler boyunca farklı şekil ve biçimlerde inanç yolları seçmiştir. Başlangıçta büyük güç olarak gördüğü doğa varlıklarına tapınan insan, zamanla bu doğaüstü güçleri, insani özelliklere sahip ancak ölümsüz varlıklar olarak düşünmüştür. İnsanlığın gelişimi ile birlikte buna paralel olarak inanç sisteminde de köklü değişimler olmuştur. Çok tanrılı inanç sisteminden (Paganizm) tek tanrılı inanç sistemine geçilmiştir.

Bütün din mensupları tanrıya ibadet etmek için kutsal mekânlara ihtiyaç duymuş ve kutsal yerler başlangıçtan itibaren dinin çok önemli bir parçası olmuştur. Bu kutsal mekânlar ilahî âlemle dünyevi âlemin kesiştiği, kişinin kendisini ilahî huzurda hissettiği ve tanrı ile insanın bir nevi buluştuğu yerler olarak görülmektedir. Bu nedenle kutsal mekânları ziyaret etme isteğinin başlıca sebeplerinden biri de din mensuplarının, o mekânın kutsiyetinin bahşedebileceği maddî, manevî ve ahlakî faydaları elde etme arzusudur. Hepsinden önemlisi Yaratıcı’nın rızasını kazanmak, onunla kurulan kalbî ilişki ve iletişimin üst seviyeye çıkarılmasında en uygun ortamda bulunmaktır. Bu nedenle kutsal mekân kavramı ve bu tür yerlerin ziyareti, tarih boyunca en eski dinlerden günümüz dinlerine kadar bütün din ve inançlarda mevcut olmuştur. İlkel kabile dinleri ile millî ve evrensel dinlerin hepsinde kutsal kabul edilen mekânlar bulunmaktadır ve yılın değişik zamanlarında bu mekânların ziyareti söz konusudur. Din mensuplarının kendi dinlerindeki kutsal mekânlara yaptıkları ziyaretlerine hac, bu dinsel ritüeli yapan insanlara da hacı denmektedir. Roma Devleti’nin kurulduğu ilk yıllarda birçok tanrıdan oluşan bir pantheon söz konusudur. Romalıların iki tür tanrıları vardı. Bunlar; devlet dininde yer alan güçlü tanrılar ile tanrıçalar ve evleri koruyan dost canlısı ev perilerdir. Önemli devlet tanrıları için tapınaklar inşa edilir ve insanların kamu adına yapılan kurban törenlerine katılması beklenirdi. Romalılar evlerinde ise ev perilerine küçük hediyeler sunarlardı. Tanrıların yaşamlarını etkilediğini düşünen insanlar, her yerde alametler görüyor ya da bunların sembolize ettiği kehaneti anlamaya çalışıyorlardı. Romalıların inanılmaz derecede batıl inanışları vardı. Bazı günlerin uğursuz olduğuna, baykuş, yılan ve kara kedilerin felaket habercisi olduğuna inanıyorlardı. Eğitimli Romalılar bile hayaletlerden korkarlardı. İnsanları kötü ruhların uzağında tutmak için şans muskaları takar ve kendilerine iyi talih getirmesi için karmaşık ayinler düzenlerlerdi. Günümüzde de hâlâ bu inanışlar geçerli olduğuna göre, kültürel aktarımın yüzyıllar boyu tüm insanlığı nasıl etkilediği aşikârdır. İmparator Agustus döneminden sonra ölen birçok imparator tanrısallaştırılarak imparatorluğun her yerinde heykelleri dikildi. Roma İmparatoru Caligula, kendisini baştanrı Jüpiter olarak görüyor ve onun gibi giyiniyor, onu sembolize eden metal bir yıldırımı elinde tutuyordu. Roma Döneminde dinsel amaçla yapılan törenler, yıl boyunca ama özellikle ekim ve hasat zamanlarında kutlanıyordu. Bazı şenlikler oldukça resmi birer merasim olarak kutlanırken bazıları ise oldukça eğlenceliydi. Kış ortasında yapılan Saturnalia Şenliği boyunca efendiler kölelerini serbest bırakıyor, insanlar birbirine hediyeler veriyor ve kral rolünü üstlenen bir kişi şenliğe katılanlara şenlik boyunca hükmediyordu. MS 1. yüzyıla gelindiğinde Romalıların büyük bölümü yaşamlarına daha fazla anlam kazandıracak olan Ortadoğu dinlerine yönelmeye başlamışlardı. Bu dinler Yahudilik ve Hristiyanlıktı. Bu dinleri seçenler için artık batıl olarak görülen Roma tanrılarına tapınmak mümkün olamazdı. Bu durum İmparatorluk içinde zamanla eski dinlerine bağlı olan yönetici sınıfının, Yahudi ve Hristiyanları yok etmeye yönelik bir insan kıyımına dönüştü. Binlerce inançlı insan zulme uğrayıp, topluca ölüme gönderildi. Baskı ve korku altında olan bu insanlar dinlerini uzun süre saklamak ve ibadetlerini yer altında inşa ettikleri “katakomp” denilen yerlerde gizli olarak yapmak zorunda kaldılar. İlk katakomplar, dinsel amaca uygun olarak yapılmış küçük bir kilise, kayaların içine oyulmuş çeşitli odalar ve mezar yerleri ile bunları birbirine bağlayan koridorlardan oluşmaktaydı. Daha sonra dört, beş katlı, kaya içine oyulmuş mezarlardan ve geniş mekânlardan oluşan yerler haline dönüştü.
Yahudilik dininde Süleyman Peygamber’in Allah adına inşa ettiği ilk tapınak Babilliler tarafından yıkılmıştı. Onun yerine inşa edilen ikinci tapınağın General Titus komutasındaki Romalı askerler tarafından 70 yılında yıkılmasından sonra ise Yahudiler Tevrat’ta yer alan hac yapılması hükmünü askıya aldılar. Tevrat’a göre bütün Yahudi erkeklerinin yılda üç defa Kudüs’teki Mabed’i ziyaret edip Yahve’nin (Yahova/Tanrı) huzurunda toplanma zorunluluğu vardı. Hac zamanları: Fısıh/Pesah (Paskalya, Mayasız ekmek/Hamursuz Bayramı), Şavuot (Pentekost, haftalar) ve Sukkot (Çardaklar) bayramlarıdır. Tevrat’ta, Tanrı’nın on belayı Mısırlıların üzerine musallat ederek, İsrailoğulları’nın kölelikten kurtarılmasına yardım ettiği belirtilir. On belanın sonuncusu, her evde ilk doğan çocuğun ölmesi olduğundan, İsraillilerden evlerini kuzu kanıyla işaretlemeleri istenir. Böylece, bu son bela onların evlerine dokunmadan üzerlerinden geçecektir. Belalarla başlayan bu hikâye ve göç, Pesah Bayramı’nın kökenini oluşturur. Bayramın adının tam olarak nereden geldiği üzerine tartışmalar olmasına rağmen genelde inanılan hikâye; Firavun İsraillileri özgür bıraktığında, İsraillilerin, ekmek hamurunun mayalanmasını beklemeden terk ettikleridir. Bunu anmak adına, Hamursuz Bayramı boyunca mayasız ekmek yenir. Nisan ayının 15’inde başlayan bu bayram yedi veya sekiz gün sürer. Bu bayram öncesinde ev içerisindeki unlu ve mayalı ürünlerin yapıldığı her türlü eşya yıkanır ve görülmeyecek bir yere kaldırılır. Ev, baştan sona temizlenerek un ve mayadan arındırılır. Kudüs’teki tapınak yıkılmadan önce, Hamursuz Bayramı’nın odak noktası, Paskal kuzusu olarak da bilinen kurbandı (İbranice: Korban Pesach). Bir kuzuyu veya dağ keçisini tamamıyla bitirebilecek bir ailenin, Yahudi Tapınağı’nda, Nisan’ın 14’ünde (öğle vakti) kurbanlarını kesmeleri (Num 9:11) ve Nisan’ın 15’i gecesinde yemeleri gerekliydi (Göç 12:6). Eğer bir aile, kurbanın hepsini bir oturuşta bitiremeyecek kadar küçükse, kurban birden fazla aile için yapılırdı. Kurban hiçbir mayalı yiyecekle sunulmazdı (Göç 23:18) ve kafası, ayakları ya da iç organları çıkarılmadan (Göç 12:9) rostolaşması gerekliydi. Mayasız ekmekle (matza) ve acı baharatlarla (maror) yenmeliydi (Göç 12:9). Kurbandaki hiçbir kemiğin kırılmamasına dikkat etmek gerekliydi (Göç 12:46) ve kurbandan, sabaha kadar hiç et kalmamalıydı (Göç 12:10, Göç 23:18). Tevrat’ta yedi haftalık (49 gün) “Omer’in sayılması Şavuot ile sonuçlanırdı. OMER, ‘demet’, ‘ölçü birimi’, ‘yeni yılın arpa ürününden Bet Amikdaş’a getirilmesi gereken unun miktarı’ gibi birçok anlam içerir. “Size vermekte olduğum Ülke’ye geleceğiniz ve hasadını toplayacağınız zaman hasadınızın ilk omerini, Koen’e getirmelisiniz” (Vayikra 23:10). Pesah’ın ikinci gecesinden başlayarak omeri saymak kişinin kendisini gün ve gün geliştirdiği, ruhunu adım adım arındırdığı ve sonunda en son saf haline kavuştuğu süreci belirtir. 50. gün (pentekost) yani Şavuot, Tanrı’nın Sina Dağı’nda Moşe Rabenu’ya (Musa Peygamber) Tevrat’ı (Tora) vermesinin yıldönümüdür. Aynı zamanda İsrail’de yetişen buğday başaklarının devşirme mevsimi, kutsal topraklarda yetişen ürünlerin, ilk turfandaların toplanışıdır. Bu günde Yemenli Yahudiler haricinde süt ve sütten yapılmış ürünlerin tüketilmesi geleneği vardır. Sukot Bayramı, Tişri ayının 15. günü (Eylül-Ekim sonları arası) kutlanır. Yahudilerin Kudüs’teki tapınağa hac ettikleri üç kutsal festivalden biridir. Bayram yedi gün sürer ve ara günlere Hol Hamoed denir. Levililer kitabına göre; Tanrı, Musa’nın halkına şunu emretmesini söyledi: “Yedi gün çardaklarda (Sukolarda) oturacaksınız, İsrail’de bütün yerliler çardaklarında oturacaklar. İsrail oğullarını Mısır diyarından çıkardığım zaman, onları çardaklarda oturttuğumu nesilleriniz bilsinler.” Sukolar, baraka veya çadır anlamına gelen duvarlara ve organik (genelde belirli ağaç dallarıyla) şeylerle yapılan yapılara denir.

 

Esra KESKİN