ROMA´DA KÖLELİK

“Savaşta tutsak alınan, yabancı ülkelerden zorla kaçırılıp özgürlükten yoksun bırakılan veya başkasından satın alınan kimse, kul, esir” olarak tanımlanan “köle” kelimesi, Latince’de ise servus kelimesine karşılık gelmektedir. Romalılar insanları özgürler (liberi) ve köleler (servi) olarak ikiye ayırmışlardır.

Roma’nın ilk yıllarında kölelik, ev köleliğinden ibaretti. Zira bu köleler, Roma’nın komşuları ile yaptığı savaşlar sonrasında, Romalılar ile aynı dili konuşan ve aynı soydan gelen insanlardan oluştuğu için, genel olarak diğer aile bireylerinden farklı bir muamele görmezlerdi. Bu nedenle ev köleleri de ailenin diğer üyeleri gibi, kendi topraklarını eker ve çiftçilik işleri yapabilirlerdi. Bu yüzden de Romalılar onlara aile üyesi gibi davranmaktaydılar. Fakat Roma Devleti, Cumhuriyet Dönemi’nin ilerleyen yıllarında, önce İtalya ardından Sicilya, İspanya, Kuzey Afrika ve sonunda Doğu Akdeniz dünyasını ele geçirip büyüyünce, başka ülkelerden birçok insanı köleleştirmiş ve bunun sonucu olarak birçok farklı dilden ve dinden insanı Roma’ya getirmiştir.

 

Birçok farklı toplumdan insan köle olarak Roma’da satılmaya başlayınca, bu köleler artık familia yani aile içinden sayılmamışlar ve onlar Roma Devleti’nin giderek büyüyen ekonomisinin sadece bir parçası olmuşlardır. Aslında bu kadar köle ihtiyacının doğmasına yol açan ana faktör senatörlerdir. Roma büyüyüp genişledikçe, senatörler de zenginleşmişler ve zenginliklerinin kaynağı olan latifundialar (büyük çiftlik) için daha fazla köleye ihtiyaç duymuşlardır. Hatta bu ihtiyaçları için MÖ 2. Yüzyıldan itibaren özellikle de Doğu Akdeniz Bölgesi’ndeki korsanları ve haydutları kendilerine köle temin etsinler diye el altından teşvik etmişlerdir.

 

Korsan ve haydutlar bu konuda o kadar fütursuzlardı ki, kim ve ne olduklarına bakmadan herkesi kaçırıyor, satıyor veya yüklüce fidye istiyorlardı. Bunlardan birisi de Genç Iulius Caesar’dı: MÖ 76’da Rhodos’a hitabet eğitimi için giden lulius Caesar korsanlar tarafından kaçırılmış; korsanlara kendisini serbest bırakmalarını, aksi halde onları çarmıha gerdireceğini söylemiştir. Fidyesi ödenip serbest kalan Caesar, kendisinin sözlerine gülmüş olan korsanları, Miletos’tan hazırlattığı gemilerle yakalamış; onlara verdiği sözü tutarak, hepsini çarmıha gerdirmiştir. Kaçırılma ile köle olma durumu ne MÖ 63 yılındaki Pompeius’un ne de MÖ 27 yılında Augustus ile başlayan pax Romana’da son bulmuştur: Pax Romana’da bile, herkesin haydutlar tarafından kaçırılarak köle olarak satılma korkusu devam etmiştir.

 

Köle olmak Antik Çağda; ama en çok da Romalılar nezdinde bir insanın başına gelebilecek en kötü olaylardan biri olmalıydı. Zira Roma hukukuna göre köle bir şahıs değil, bir “eşya” idi. Bu nedenle eşya ile borçlar hukukunda bir mal olarak görülürdü. “Mal sahibi kişi”, kölesi üzerinde her türlü hakka sahipti; isterse yaralayabilir, sakatta bırakabilir ve hatta öldürebilirdi.

 

Yazı: Hüseyin S. ÖZTÜRK

Yazının tam metnini Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 55. sayısında bulabilirsiniz.

 

 

 

 

Diğerleri