SAGALASSOS - Antik Çağda Günlük Yaşamın İzleri

Çoğu ters bir şekilde, içlerinde yemek kalıntıları ile birlikte bulunan, tamamen korunmuş olarak günümüze ulaşan kap ve tabaklar, onlarca katılımcının yer aldığı bir akşam yemeği uygulamasıyla ilişkilendirilmektedir.

Sagalassos antik kentinde, Leuven Üniversitesi tarafından yürütülen 2014 yılı kazı sezonunda, Roma İmparatorluk Dönemi kentinin günlük yaşamına
doğrudan tanıklık eden eşsiz veriler elde edildi. Sagalassos Arkeolojik Araştırma Projesi’nin kazı başkanlığı geçtiğimiz yılın başlarında Prof. Dr. Marc Waelkens’den Prof. Dr. Jeroen Poblome’ye devredildi. Sagalassos Projesi için özel olarak oluşturulan disiplinlerarası araştırma stratejisinin devamlılığı ve kazılarda ortaya çıkarılan eserlerin konservasyon ve restorasyon çalışmalarına ek olarak, araştırma ekibi bu yaz yeni araştırma alanlarına da yöneldi. Sagalassos Projesi’nin yeni araştırma konuları dahilinde, kentin Roma İmparatorluk Döneminden Erken Bizans Dönemine kadarki sürecinde (MÖ 1. yüzyıl sonları – MS 7. yüzyıl) günlük yaşamın farklı yönleri araştırıldı. Konuyla ilgili olarak, antik kentte kazı çalışmasına başlanan iki farklı alanda önemli keşifler yapıldı.
 
Kazılardan ilki, 6 hektarlık bir alanı kaplayan ve kentinen kalabalık bölgelerinden biri olan Doğu Yerleşim Alanında yürütüldü. Geniş kapsamlı Nekropol haricinde, Sagalassos’a açılan yollar arasında en yoğun olanı bu mahalleden geçiyordu. Metal işçilerinin faaliyetleri ve geniş bir çömlekçi kollektifi haricinde, bölgenin çeşitli alanlarında kil çıkarılıyor, ayrıca çok sayıda küçük taş madeni işliyordu. Erken Hıristiyan Döneminde, mahallede bir kilise inşa edilmişti. Yerleşim alanının batısında yer alan bir kavşakta, büyük boyutlu dikdörtgen bir yapı ortaya çıkarıldı. Yapının, içerisinde yeniden kullanılmış kesme taşlar bulunan kalın harçlı taş duvarları başlangıç
aşamasındaki jeofizik araştırmalar sırasında ortaya çıkarıldı. Bu çağın başlarında inşa edilen yapının yüzyıllar boyu kullanımda olduğu anlaşıldı. Yapıya, ön ve arkada duvarlardaki geniş kapılardan giriliyordu. Yapının orta kısmında, dikdörtgen biçimli bir su yapısı yer alıyordu. Yapının daha sonraki kullanım aşamalarında, orijinalinde tek bir alan olarak inşa edilen iç mekân, odalara ayrılmış ve çeşme yapısı kaldırılmıştı. Yapının nasıl bir çatı ile örtüldüğü saptanamamıştır. Odaların üçünün içerisinde, daha dün orada bırakılmış gibi duran, çok miktarda arkeolojik malzeme bulunmuştur. Bulunan malzeme içerisinde, metal ve oyma kemikten yapılma objeler ile kaşık, cam şişe, içme kapları, kandil ve çok sayıda pişmiş toprak mutfak malzemesi yer almaktadır. Tamamen korunmuş olarak günümüze ulaşan bu kap ve tabakların çoğu ters bir şekilde, içlerinde yemek kalıntıları ile birlikte bulunmuştur. (...) 
 
Jeroen POBLOME
 
Yazının tamamı Aktüel Arkeoloji Dergisinin 42. sayısında...