SAGALASSOS´UN TERK EDİLİŞİ BELİRGİNLEŞİYOR

Üzerinde barındırdığı nüfusun yüzde 90´ı tarafından 13. yüzyılda aniden terk edilen Sagalassos´ta bu toplu göçe neyin neden olduğu uzun zamandır bilim adamlarının kafasını kurcalıyor. Araştırmacılar daha önce şehirde meydana gelen bir deprem ve vebadan sonra şehrin yavaşça terk edildiğini düşünüyordu; fakat antik şehirde ve Ağlasun bölgesinde yaşamış insanların DNA analizleri, durumun aslında böyle olmadığını gösteriyor.

Burdur'un Ağlasun ilçesinin 7 km kuzeyinde yer alan ve antik dönemde bir Pisidia Bölgesi kenti Sagalassos, Torosların batı kolunda, Ağlasun Dağları’nın güneye bakan dik yamacı (1.400- 1750 metre arası) üzerinde kurulmuştur.

Sagalassos'taki nüfusun 2 binyıl içinde nasıl değiştiğini tespit etmek amacıyla, burada gömülmüş olan insanların kemik ve dişlerinden aldığı DNA örneklerini analiz eden bilim adamları, bu çalışmayı Royal Society Open Science dergisinde yayımladı.

Araştırmacılar, Sagalassos'taki arkeolojik kazılarda bulunan Geç Hellenistik Dönem, Roma İmparatorluk Dönemi, Geç Roma Dönemi ve Erken Bizans Dönemine tarihlendirilen 44 bireyin kemik ve diş örneklerini incelediler. Bununla birlikte, 1.500 yıl önceki DNA farklılıklarını karşılaştırmak için Ağlasun bölgesindeki, nispeten daha yakın tarihli insan kalıntıları üzerinde de çalıştılar. Yapılan DNA analizleri, bunlar arasında çok küçük genetik farklılıklar olduğunu ortaya çıkardı. Bu nedenle bilim adamları, antik kentte yaşayanların nüfus yoğunluğunu ve hareketini modellemek için harekete geçti.

Ağlasun bölgesinde yaşayanların, bu bölgeyi doğal afetler sonucunda terk etmediğini gösteren simülasyon çalışmaları sonucunda, Ağlasun bölgesinin 1200 yılına kadar yerleşim gördüğü ve nüfus azalmasının şehrin terk edilmesiyle gerçekleştiği anlaşıldı.

Bu çalışma, şehrin daha önce öne sürüldüğü kadar erken bir dönemde (7. yüzyıl) terk edilmemiş olduğunu gösterdi.

Çalışmadaki araştırmacılardan Claudio Ottoni, bir nüfusun azalmasına sebep olan şeyleri yalnızca genetik incelemelere dayanarak ortaya koyamayacaklarını belirtti. Ottoni ayrıca, "Arkeolojik ve tarihi kaynaklar, boşlukları doldurmak ve bazı fikirleri kanıtlamak için bir anahtardır," dedi.

Ottoni, bu gizemle ilgili bazı sonuçlara ulaşabilmek için genom analizlerine ağırlık verilmesi gerektiğini ve böylece kesin sonuçlara ulaşabilmenin mümkün olabileceğini belirtti.

 

ibtimes.co.uk