ŞARABIN KÖKLERİ GÜRCİSTAN´DA ORTAYA ÇIKMAYA DEVAM EDİYOR

Gürcü şarabının kökleri kuvvetli ve oldukça eskiye dayanıyor. Dünyadaki ilk yerleşik gruplar – Bereketli Hilal’in, Mezopotamya’nın, Mısır’ın ve daha sonrasında Yunan ve Roma uygarlıklarının imparatorlukları- bağcılık kültürünü bu küçük vadilerden, arazilerden, Avrasya’nın bu buğulu uçurumlarından almış olduklarına inanılıyor.

Gürcü şarabının kökleri kuvvetli ve oldukça eskiye dayanıyor. Dünyadaki ilk yerleşik gruplar – Bereketli Hilal’in, Mezopotamya’nın, Mısır’ın ve daha sonrasında Yunan ve Roma uygarlıklarının imparatorlukları- bağcılık kültürünü bu küçük vadilerden, arazilerden, Avrasya’nın bu buğulu uçurumlarından almış olduklarına inanılıyor. Antik Gürcüler ünlü şaraplarını kvevri denilen kilden yapılmış fıçılarda üretiyorlardı. Bugün, bu soğan gibi olan amforalar hala üretiliyor. Şarap üreticileri hala bu kapları şarap ile dolduruyor. Bu kil amforalar çiftliklerin, evlerin, restoranların, parkların, müzelerin ve hatta benzin istasyonlarının altında dev dinozor yumurtaları gibi duruyor. Kvevri’ler Gürcistan’ın simgesi haline gelmiş durumda: güç, birliktelik ve onur kaynağı. Gürcistan bayrağında yer alacak kadar da önemliler. Gürcülerin İslam’ı kabul etmemesinin bir sebebinin de (Araplar bu bölgeyi 7. yüzyılda işgal etmişlerdi) şarap ile olan bağlarından kaynaklandığı söyleniyor. Gürcüler içki kültürlerinden vazgeçecek gibi görünmüyorlar.

Tiflis’te bulunan Gürcistan Ulusal Müzesi’nin müdürü David Lordkipanidze “Şarap üretiminin Gürcistan’da doğduğunu kanıtlamak gibi bir amacımız yok” diyor ve ekliyor “bizim amacımız bu değil. Sorulacak daha iyi sorular var. Neden başladı? Antik dünyada nasıl yayıldı? Bugünün üzüm çeşitleri ile yaban üzümü arasındaki bağ nedir? Önemli olan sorular bunlardır.”

Lordkipanidze şarabın orijinlerini anlamak için uluslararası ve bilimsel çaba gösterilmesi gerektiğini düşünüyor. Amerika’nın NASA’sı, İzlanda’nın Bjork’u var. Ama Gürcistan’ın da Gürcü Üzümü ve Şarap Kültürü Araştırma ve Geliştirme projesi var. Gürcistan’dan arkeologlar ve botanistler, Danimarka’dan genetikçiler, İsrail’den karbon-14 tarihleme uzmanları ve Amerika, İtalya, Fransa ve Kanada’dan başka uzmanlar 2014 yılından beri iş birliği yaparak bağcılık ile insanın arasındaki ilişkiyi anlamak için çaba gösteriyorlar.

Pennsylvania Üniversitesi’nden moleküler arkeolog Patrick McGovern şarabın belki de insan tarihindeki en önemli içecek olduğunu belirtiyor. “Avcı-toplayıcı grupların ilk defa bir araya geldiklerini hayal edin, şarap insanları bir araya getiriyor. Şarap sosyal bir araç. Alkolün böyle bir etkisi olduğunu inkar edemeyiz” diye de ekliyor.

İnsanoğlu o kadar uzun zamandır alkol tüketiyor ki böbreklerimizdeki enzimlerin %10’u bunu enerjiye çevirecek şekilde evrimleşerek bu duruma uyum sağlamış durumda. İnsan kontrolünde yapılan ilk fermantasyona ait en eski ipuçları Çin’in kuzeyinde bir seramik kaptan geldiği biliniyor. Kabın içindeki kalıntılar üzerinde yapılan kimyasal analizler, atalarımızın 9 bin yıl önce pirinç, bal ve yaban meyve kokteyli içtiğini gösteriyor.

Üzüm şarapları daha geç bir zamanda ortaya çıkıyor. McGovern bu buluşun kazara olduğunu düşünüyor: yaban üzümleri kabın en altında ezilmiş, çıkan suyun bozulmuş ve kendiliğinden ortaya çıkan maya ile mayalanmış olması lazım. Binlerce yıl boyunca fermantasyon süreci bir sır olarak kaldı. Bu şaraba gizli gücünü verdi.  “Nerden geldiğini bilmediğiniz akıl karıştıran bir şey var karşınızda” diyen McGovern, “bu içecek dinlerimizin merkezi haline gelmeye başlar. Hayatın, ailenin ve inancın içine yerleşir. Bir noktada ölüler bile şarapla gömülmeye başlanır” diye devam ederek şarabın insan hayatındaki önemini vurguluyor.

 

En başından beri, şarap sadece sarhoş eden bir içecekten fazlasıydı. O bir özdü. Antik zamanlarda anti bakteriyel özelliği olan ağaç reçinesi şaraba koruyucu madde olarak ekleniyordu. Akıl sağlığının kötü olduğu zamanlarda, şarap içmek ya da onu suya karıştırmak hastalık belirtilerini azaltıyordu. Şarap hayat kurtarıyordu.

“Şarabı ilk olarak üreten toplumlar üretken ve zengin kültürlerdi” diyen Gürcü arkeolog Mindia Jalabadze, “bu topluluklar arpa ve buğday yetiştiriyorlardı. Koyunları, domuzları ve öküzleri vardı ve hayvancılık yapıyorlardı. Hayatları güzeldi. Aynı zamanda avcılık ve balıkçılık da yapıyorlardı” diye ekliyor.

Jalabadze, metal zamanından önce, tarımın ilk ortaya çıktığı zamanlara tarihlenen Shulaveri-Shomu kültürü olarak bilinen Neolitik kültürden bahsediyor. Yerleşimdeki insanların taş ve kemikten yapılmış aletler kullandıklarını, neredeyse buzdolabı büyüklüğünde kaplar yaptıklarını; günümüzde kvevri olarak bilinen amforaların ataları olan kapların buğday ve bal ve aynı zamanda şarap depolamak için kullanıldığını söylüyor. Bunu nasıl bilebiliyoruz? Bu kaplardan bir tanesinin üzerinde üzüm resimlerinin olması bir yöntem.  Ama asıl ipucu McGovern tarafından seramik üzerinde yapılan biyokimyasal analizlerin üzümlerin mayalanmasından kaynaklanan tartarik asidi tespit etmesinden geliyor. Bu seramik kaplar 8 bin yıl yaşında. Gürcistan’daki şarap üreticiliği Ermenistan ve İran’da bulunan benzer ipuçlarından yüzyılllarca öncesine tarihleniyor. Araştırmacılar bu yıl tarih öncesi üzüm çekirdekleri bulmak için Shulaveri-Shomu alanlarında tarama yapmayı planlıyorlar. 

5 bin yıl önce, şarap Kafkasya’dan güneye ve batıya doğru yayılım gösteriyor.

Toronto Üniversitesi’nden arkeolog Stephen Batiuk tipik insan göçlerinin her zaman büyük kayıplarla meydana geldiğini söylüyor ve “tahmin edebilirsiniz, kılıç zoruyla göç. Yani nüfusların yer değiştirmesi. Ama şarap kültürünü yanında getirenler değil. Onlar yayıldılar ve ev sahibi kültürlerle bir yan yana yaşadılar. Ortaklaşa bir yaşam geliştirdiler” diye ekliyor.

Batiuk klasik dünyanın ikonik yayılımı olarak bilinen ve Kafkaslardan Türkiye’nin doğusuna, İran’a, Suriye’ye ve buradan da bütün Levanten dünyasına MÖ 3. Milenyumda yayılan Erken Trans-Kafkasya Kültürü hakkında konuşuyor. Batiuk, diğer seramiklerden kolayca ayrılabilen Erken Trans-Kafkasya Kültürü’ne ait seramiğin üzüm üretimi yapılan her yerde ortaya çıkmasının oldukça etkileyici olduğunu düşünüyor.

Bu göçmenler beraber getirdikleri şarap teknolojilerini içine katıldıkları topluma katkı olarak kullanıyorlardı” diyen Batiuk, “bu insanlar hali hazırda var olan işleri almıyorlar, tam olarak bağcılık olmasa da bağcılığa yakın bir iş kolu ortaya çıkartıyor, tohumların nasıl üretileceğini, üzümlerin nasıl toplanacağını ve kesileceğini gösteriyorlardı” diye de açıklıyor.

Erken Trans-Kafkasya Kültürü’ne ait seramiği Kafkasya’dan çıktıktan sonraki 700- 1000 yıl için oldukça önemli bir arkeolojik buluntu haline geldiği biliniyor. Bu durum Batiuk gibi bu konunun uzmanı olan kişileri şaşırtmaya devam ediyor.

 

 Kaynak: http://outofedenwalk.nationalgeographic.com/2015/04/14/ghost-of-the-vine/