Serçe Sarayları

 

 

M.S. Sonra 15-16yy. Dünyasını ve hayata bakış açısını tasavvur edin zihninizde, bırakalım bir tarafa hayvan haklarını insan haklarının bile esamesi okunmazken Dünya’nın kalbinde bir coğrafya canladırın gözünüzde…Kış aylarında güneşin hangi konuma düşeceğinin hesaplandığı, yağmurun karın giremeyeceği, estetik mimari zevki ile tasarlanmış ve çoğu günümüze kadar korunmuş minyatür saraylar bilinmektedir. Bu şaheserler ; İstanbul, Doğu Beyazıd, Tokat, Amasya, Kayseri, Niğde, Antakya, İzmir, Bolu, Bursa, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, Filibe ve Tırnova gibi Anadolu ve Rumeli'nin hiç umulmayan köşelerindeki yapılarda karşımıza çıkmaktadır.

 

Osmanlı şehir evlerinde, insanlarla birlikte yaşayan leylek, güvercin, kumru, kırlangıç ve serçe gibi kuşlar, eski düşünce ve inanışlar nedeniyle kutsal hayvan sayılırdı. Serçe sarayları, serçe, saka ve kırlangıç gibi korunmaya muhtaç küçük kuşlar için yapılmış olup hayvan sevgisinden doğmuş korunaklardır. Serçe sarayları, sanatsal değer taşıyan büyük binaların en çok güneş alan cephelerinde rastlanıldığını bilinir. Serçe sarayları, insan elinin veya kedi, köpek gibi hayvanların erişemeyecekleri yükseklikteki emniyetli yerlere, yağmur ve kardan korunmaları için konsolların geniş saçak altlarına, duvar köşelerine ve taştan zarif evciklere yapılırdı. .

 

Anadolu'da 15. yüzyıla kadar uzanan serçe sarayların ilk örneklerine Sivas'taki İzzettin Keykavus şifahanesine rastlanır. Osmanlı döneminde batıdan doğuya her yere yayılır. İsimsiz fakat hakiki sanatçıların eserleridir bu yapılar. Önceleri basit bir tarzda inşa edilirken zamanla konforlu barınaklara dönüşürler.

 

Geleneksel mimarinin öğeleri arasında İnce bir zevkin yansıtıldığı minyatür yapılardaki Kuş evleri kullanım amacı ve yerinin düşünülerek seçilmesi bu tür yapılara verilen önemi de yansıtıyor. İnsan elinin ulaşamayacağı ve kuşların kendilerini güvende hissedebilecekleri uygun yerlere yapılan bir tür estetik yuvalar, sert esen rüzgarlardan korunaklı yapıların güneş alan dış cephe yüzlerine konarak cephe estetiğinin yanı sıra kuşların yaşantılarına da uygunluğu düşünülmüş. Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde yer alan eserlerde görülen kuş evlerine İstanbul başta olmak üzere Edirne den Doğu Beyazıt'a kadar bir çok yerdeki yapılarda rastlanıyor. Örnekleri Filibe ve Tırnovada da görülen öğeler sade olanlar ile daha gösterişli yapılanlar nedeniyle iki grupta toplanıyor. Birinci tip kuş evleri genellikle herhangi bir yüzeyde bulunan ve dışarıya taşkınlığı olmayan yapıdadır. Bunlar, işleniş biçimi açısından yüzeye açılan ve kuşların girebileceği deliklerin ya tek olarak, ya da birkaç deliğin alt alta veya yan yana sıralanmasından meydana gelmiştir. Taştan olanlar çoğunluktadır ancak, tuğla ve ahşabın karışık kullanıldığı türleri de vardır. Diğer örneklerinde ise, ön taraflarına kuşların konabilmesi için küçük sehpalar yapılmıştır. Edirne Eski Cami, Edirne Rüstem Paşa Kervansarayı, İstanbul Süleymaniye Camii, İstanbul Yeni Cami, Üsküdar Yeni Valide Camii’ndeki kuş evleri bu grubun en iyi örnekleri arasındadır. 

 

Camii, kervansaray, medrese, han, ev, köprü, çeşme,  kütüphane, türbe, kilise, sinagog... hemen hemen bütün mimari eserlerde kendilerini belli ederler. Olağanüstü taş işçiliğine sahip, dinî mimariden sivil mimariye pek çok yapıda ve birbirinden farklı güzellikte, kuşların barınması için yapılan yuvalar: “kuş köşkleri” olarak da adlandırılır. Mimarimizde özgün bir yeri vardır kuş evlerinin.

 

Sanatsal değer taşıyan küçük mimari maketlerin en önemli niteliği, insanların yaşadığı saray, köşk, ev gibi yapıların, camilerin tıpkı modelleri olmasıdır. Asıl yapılardan farkı olmaksızın aynı malzeme ile balkonlar, pencereler, küçük odacıklar, pencere kafesleri, saçaklar en küçük detaylarına kadar işlenmiştir. Bu gruba verilebilecek en iyi örnekler, Üsküdar Ayazma, Üsküdar Yeni Valide Camii, Üsküdar Selimiye Camii, Anadolu’da; Kayseri Kurşunlu Camii, Tokat Ulu Cami, Amasya S. Beyazıt Camii, İshak Paşa Sarayı’nda bulunan kuş evleridir. Camilerden başka; kervansaray, köprü, çeşme, ev gibi hemen hemen bütün mimari yapılarda bulunan kuş evleri geleneği zamanımızda Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin’in eski evlerinde yaşamaktadır. Yöre halkının güvercine olan sevgisi nedeniyle hemen her eski taş evin iç avluya bakan cephelerinde pencere ve kemer aralarında güvercinlerin korunabileceği oval, yuvarlak veya köşeli boşluklar bırakılmıştır. Boşlukların etrafı taş işçiliğinin çok güzel örnekleri ile bezenmiştir. İstanbul Tophane’de semtindeki bazı evlerde de bu geleneğin devamını görmek mümkündür. Kayseri ve Erzincan’da bulunan kuş evleri ise: yuvarlak, uzun direkler üzerinde, dört ayrı yön cepheleri olan tamamı ahşaptan yapılmıştır.

 

Birkaç delikten meydana gelen bu tür sade kuş evlerine Süleymaniye, Yeni Cami ve Sokulu Mehmet Paşa Köprüsü gibi İstanbul'da bulunan eserlerde görülürken daha süslü ve gösterişli olanlara yine İstanbul'da ki önemli eserlerden biri olan Topkapı Sarayının dış avlusu eski Darphane'nin iç avlusunda yer alan binanın dış duvar yüzünde rastlanıyor. Özenle yapılmış ince ve usta bir işçiliğin sergilendiği kuş sarayında serçelerin korunacağı, içinde dolaşabileceği, inip çıkabileceği yollar, gözler estetik bütünlük içinde sergilenmiş. Birçok yapıda farklılıklar gösteren kuş evleri ve serçe saraylarında konsollar üzerine kurulmuş cumba biçimli çıkıntılar, balkonlar sütun kabartmalarla yükselirken, ön yüzleri kemerli pencerelerle tamamlanıp, çatılarla, kubbelerle kapatılmış. Türklerin hayvan, özellikle kuşlara verdikleri değerin ve sevginin bir ifadesi olarak da yorumlanabilen kuş saraylarının ve içinde barınan kuşların bazı inançları da beraberinde taşıdığına inanılıyor. Türkler kumruların sevdalıları koruduğuna, kırlangıçlar yuva yaptıkları evleri yangından muhafaza ettiklerine, leylek, deniz kırlangıcı gibi göçmen kuşların kutsal alanlara gittiklerini düşünüp, onları himaye ederek beslemişlerdir.

 

Zarif mimarisiyle gönülleri okşayan serçe sarayları 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar modern hayatın hatırı sayılır bir parçası olmuştur. Oysaki bugün, şehir hayatını zedeleyen duyarsızlık ve toplumun sanat anlayışındaki değişim minyatür kuş saraylarını göz ardı etmiştir. Ege Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı bünyesindeki Arkeoloji ve Kültürel Miras Topluluğu (ARKEOEGE) olarak kuruşumuzun 3. yılına da itafen ve bize kuruluş aşamamızdan itibaren her daim destek olan heykeltıraş ve ressam ‘’ Bilter-Eda ANI ’’dan aldığımız ilhamla ve "AKG Yalıtım ve İnşaat Malzemeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş." katkılarıyla ‘’ Serçe Sarayları – Yeniden Ege’den 2011’’ projemizi Anadolu Kültür Mirasına sunuyoruz…

 

 

Üzerlerinde kuş evi ve sarayları barındıran mimari eserler’den bazıları

 

İstanbul: Süleymaniye, Bali Paşa, Yeni Cami, Nuruosmaniye, Fatih, Laleli, Üsküdar, Ayazma, Selimiye camileri, B. Çekmece Sokulu Mehmet Paşa Köprüsü, Kara Mustafa Paşa, Amcazade Hüseyin Paşa, Seyyid Hasan Paşa, Feyzullah Efendi Medreseleri, Ragıp Paşa, Amcazade Hüseyin Paşa, I. Mahmut, Şebsefa Hatun, Şah Sultan Sıbyan Mektepleri, I. Mahmut kütüphanesi, 3. Mustafa Türbesi, Büyük Yeni han, Çukurçeşme Hanı, Hasan Paşa Hanı, Eski darpane, Taksim Maskemi, Balat Ahrida Sinegogu, Yahudi Gasilanesi. Tokat ve Antakya da Ulu Cami, Niğde Kığılı Camisi, Amasya Sultan Beyazıt camisi, Doğu Beyazıt İshak Paşa Sarayı Camisi, Hayrabolu Çorumi Mustafa Efendi Camisi, Nevşehir Damat İbrahim Paşa Kütüphanesi, Merzifon Kara Mustafa paşa Hanı, Zile Çarşı Hamamı, Kayseri Seyh Çeşmesi. 

 

Zarif mimarisiyle gönülleri okşayan serçe sarayları 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar modern hayatın hatırı sayılır bir parçası olmuştur. Oysaki bugün, şehir hayatını zedeleyen duyarsızlık ve toplumun sanat anlayışındaki değişim minyatür kuş saraylarını göz ardı etmiştir. Ege Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı bünyesindeki Arkeoloji ve Kültürel Miras Topluluğu (ARKEOEGE) olarak kuruşumuzun 3. yılına da itafen ve bize kuruluş aşamamızdan itibaren her daim destek olan heykeltıraş ve ressam ‘’Bilter ANI’’dan aldığımız ilhamla ‘’ Serçe Sarayları – Yeniden Ege’den 2011’’ projemizi Anadolu Kültür Mirasına sunuyoruz…