SEYİTÖMER HÖYÜĞÜ

Eğer zamanından önce sonlandırılır ise arkeolojik açıdan büyük bir kayıp olur.

 Seyitömer Höyüğü, Türkiye için önemli yer altı kaynaklarından biri olan linyit kömürünün çıkarıldığı Çelikler Seyitömer Linyit İşletmesi rezerv sahası içinde yer alır ve Anadolu’nun önemli yerleşim merkezlerinden biridir. Seyitömer Höyüğü’nün etkilediği alanda yapılan incelemeler, burada yüksek kaliteli 12 milyon ton kömür rezervinin bulunduğunu ortaya koymuştur.
Söz konusu rezervin kullanılır duruma getirilebilmesi için arkeolojik kazı çalışmaları ilk kez 1989 yılında başlatılmış; 1996 yılına kadar sürdürülen çalışmalara 10 yıl ara verilmiştir. 2006 yılında Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TKİ) ile Dumlupınar Üniversitesi arasında yapılan protokol ve Kültür Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izniyle yeniden başlatılan kazı çalışmaları günümüze kadar her yıl altı ay süren sezonlar halinde devam etmektedir. Yürütülen çalışmalarda bugün gelinen nokta, Seyitömer Höyüğün gerek Kütahya ili gerekse Anadolu arkeolojisi adına eşsiz kalıntı ve buluntulara sahip olduğudur.
 
Roma Dönemi, Hellenistik Dönem, Akhaemenid Dönemi, Orta ve Erken Tunç çağlarına kadar giden bir stratigrafiye sahip olan höyükte açığa çıkarılan mimari kalıntılar ile buluntular aynı zamanda disiplinler arası çalışmaların yürütülmesine de olanak sağlamaktadır.Höyükte gerçekleştirilen çalışmalar, höyüğün özellikle Tunç çağlarında yoğun bir yerleşime sahne olduğunu göstermektedir. Höyük stratigrafisinde Orta Tunç Çağına tarihlenen ve Orta Anadolu’nun Assur Ticaret Kolonileri devri ile çağdaş olan yerleşimi çeviren sur duvarı, yükseklik ve uzunluğu açışından iyi korunmuş örneklerden bir tanesidir. Orta Tunç Çağı yerleşiminde yaşanan şiddetli depremin yarattığı dramatik sonuçların halk üzerinde etkileri oldukça çarpıcıdır. Meydana gelen depremin izleri ve oluşturduğu hasarlar sadece yerleşimin belirli alanları ile sınırlı kalmamış; yerleşimin tümünde takip edilebilen etkileri, evlerin yıkılmasına, odaların tabanların yarılmasına neden olmuştur. Depremden dolayı yıkılan evlerin bazılarında, insanların kaçmaya fırsat bulamadıklarını gösteren, bireylere ait iskeletlerle karşılaşılmıştır. Yerleşimdeki mekanların birinde yanarak hayatlarını kaybeden bireylere ait iskeletlerin kafatasları içinde karbonize durumda tespit edilen beyinler, Seyitömer Höyüğü adının dünya çapında yayılmasına neden olmuş; aynı zamanda farklı disiplinlerden birçok bilim insanının da dikkatini çekerek ortak çalışmalarda bulunulmasına olanak tanımıştır. Bu döneme tarihlenen buluntular, yerleşimin kendi içine kapalı bir toplum değil, aynı zamanda döneminin özelliğini yansıtır şekilde, uzak mesafeli ticaretin gerçekleştirildiği bir sisteme sahip bir kent olduğunu açıkça göstermektedir. 
 
Höyükte, hem kentleşme sürecinin tümüyle izlenmesini sağlayan mimari dokusu, hem de özellikli zengin buluntularıyla Erken Tunç Çağı III yerleşimi özellikli bir konuma sahiptir. Kentin dini ve idari yapısı, yönetim merkezi, dükkânları, üretim merkezleri, yaşam alanları, sokakları ve avlularıyla bütünlük sergileyen yerleşim planı, Anadolu Erken Tunç Çağı III kent oluşumuna önemli bir referans kaynağı olarak kabul edilmektedir. Seyitömer Höyüğü’nde yürütülen çalışma sisteminden kaynaklı olarak, yerleşim bir bütün halinde ve kalıntılar arasında herhangi bir kesinti olmaksızın gözlemlenebilmektedir. Bu nedenle yerleşimin şimdiye kadar açığa çıkartılan evrelerinden, erkenden geçe doğru olan kent planlamasındaki değişikliklerin ve yeniliklerin tümüyle izlenebilmesi dayanak noktamızı oluşturur. Seyitömer Höyüğü, Erken Tunç Çağı III’de bölgeler arası ve uzak mesafeli ticari ilişkilerin yürütüldüğü aynı zamanda önemli bir üretim merkezidir. Höyüğün bulunduğu Batı Anadolu Bölgesi’ne bakıldığında, dönemi karakterize eden yerleşimlerden biri olarak kabul edilen Troia kenti ile çanak çömlek buluntuları açısından önemli benzerlikler ortaya koyar. Bununla birlikte Seyitömer Höyüğünü Troia’dan ayıran “kalıp tekniğinde” üretilmiş kaplar, dönemin Anadolu coğrafyasında karşımıza çıkan çark yapımı seramiklerden farklı ve özgün bir repertuvar sunar. Yine Troia kenti ile özdeşleşen “depas” formlu kapların Seyitömer Höyüğü’nde ele geçen örnekleri, söz konusu yerleşmenin sayısal değer ve tipolojik dağılım kapsamında eş değer olduğunu ortaya koymaktadır.
 
 A. Nejat BİLGEN