ŞİRİNCE: ŞARAP, KIYAMET VE BİR OSTOTHEK

19. yüzyılda ürettiği incir ve şarapla ünlenen, Şirince; ilk olarak “Kırkınca” diye adlandırılmış, bu telaffuz şekli Rumca’da önce “Kirkice”ye sonra “Kirkince”ye daha sonra da “Çirkince”ye dönüşmüştür. Uzun süre kullanım gören bu isim, Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarında İzmir valisi K. Dirik’in, “Böyle güzel bir yer, bu isimle anılmamalı” düşüncesiyle verdiği talimatıyla, “Şirince” olarak resmi anlamda değişikliğe uğratılmıştır.

Eski kaynaklarda “Dağdaki Efes” olarak isimlendirilen Şirince’nin yerleşim tarihi Hellenistik Döneme dek gider. Köydeki bir şeftali bahçesinde ele geçen ve üzerinde “Georgios (Yorgo)” adı bulunan pişmiş topraktan yapılmış ekmek damgası, yörede Bizans Çağında da sosyal yaşamın yoğun olarak sürdürüldüğüne tanıklık etmektedir. Ancak Şirince hakkında asıl bilinenler, bölgeyi 1699 yılında gezen İngiliz papaz Edmund D. Chishull’un gezi günlüklerinde yer almaktadır. Chishull, gezi notlarında köyün doğal güzelliklerinin yanında, tüm halkının Hristiyan olduğunu da belirtmektedir. 
 
 
1780’li yıllarda, Osmanlılar tarafından iskân edilen Şirince’ye, çevredeki birçok yerleşimde olduğu gibi toprağı işleyerek devlete vergi vermeleri şartıyla, Rumlar yerleştirilmiştir. Bu dönemde Şirince’nin incirleriyle ünlü bir merkez durumuna geldiği görülür. 1922’de İzmir’in düşman işgalinden kurtarılmasının ardından, bölgedeki birçok yerleşimde olduğu gibi küçük bir Rum kasabası olan Şirince’deki Rumlar da, birkaç yaşlısı dışında Yunanistan’a göç etmişlerdir. Bir süreliğine ıssızlığa terk edilmiş bir köy havasına bürünen Şirince, 1924’te Türkiye ile Yunanistan arasındaki nüfus değişimi sonrasında, Yunanistan’ın Selanik-Kavala ve Provusta’dan getirilen Türk nüfus ile yeniden iskân edilmiştir.
 
 
Temmuz 2014’de bir bölgesel gezi vesilesiyle Şirince’ye de uğrama fırsatım oldu. Doğal güzelliklerinin, değişik damak tatları içeren yöresel yemekler ve köyün hemen her köşesinde karşılaşılan yerel yapım içkilerin sunulduğu dükkânların yanı sıra, bir Maya kehaneti, bundan iki yıl öncesine kadar küçük bir köyden öteye gitmeyen Şirince’nin adının tüm dünyada yeniden duyulmasına neden oldu. Maya Takvimine göre, 21 Aralık 2012’de kopacak kıyamette güvenli bölge olarak ilan edilen Şirince’nin tekrar gündeme gelmesi gerçekten “kıyamette güvenli bölge” olmasından mıdır sorusu birçok kişi tarafından oldukça değişik yorumlarla cevaplanmaya çalışıldı. “Kıyamet Günü”nün üzerinden iki yıl geçti. Şirince’de olduğu gibi dünyanın her yerinde yaşam hâlâ devam ediyor. Ne kıyamet koptu ne de dünya battı. Peki, böyle bir hikâye dünyada milyonlarca köy varken neden Türkiye’de Şirince ve Fransa’da Bugarach köyleriyle ilişkilendirilmişti?
 
 
Kendilerini “Mavi Enerji Grubu” olarak tanımlayan bir topluluğa göre, 21 Aralık 2012’de Marduk Gezegeni dünyaya çarpacak ve dünyanın sonuna gelinecekti. Maya takvimi de bu tarihi kıyamet günü olarak verdi. Sadece iki yer kıyametten etkilenmeyecekti: Bugarach ve Şirince. Biz hikâyeye, Şirince açısından bakmak istiyoruz. Çünkü Mayalara göre, Şirince’nin yaslandığı M şeklindeki Maden Dağı, kıyamet koptuğunda ayakta kalacak ve Nuh Tufanı’nda bu tepe üzerine oturan Nuh’un Gemisi tekrar ortaya çıkarak, dağın ortasına oturacaktı. İnanışa göre kıyamet koptuğunda Şirince’de bulunanlar, Hz. İsa tarafından bu gemiye bindirilerek kurtarılacaklardı. Bu yüzden Pagan çağı kültürü ile Hıristiyanlık kültürünü birleştiren en uygun yer olarak Anadolu’da Şirince seçilmişti. Aslında söylencenin sırrı yine kendi içerisinde gizli: Bozulmamış mimari yapısıyla eski bir Hıristiyan köyü olmasına karşın, 15 Aralık’tan yıl sonuna kadar süren Noel döneminde hiçbir yabancı turistin uğramadığı Şirince, birden bire cazibe merkezi oluvermiştir. Çünkü Mavi Enerji Grubu’na göre Hz. İsa, kıyamet günü olan 21 Aralık’ta Şirince’de bulunanları bir gemi ile kurtaracaktı. Bu inanışın özünde ise, Hıristiyan misyonerliğinden başka bir düşünce aramak yanlış olacaktır.
 
...
 
 
Prof. Dr. Cevat BAŞARAN