TAPINAKLAR ARASINDA KUTSAL BİR YOLCULUK

Anadolu’da en ünlü festival büyük olasılıkla Efes’teki (Ephesos) “Ephesia” adı verilen Artemis festivaliydi. Apollon’un kız kardeşi olan Yunan tanrıçası Artemis, genellikle genç kızları koruyan bakire bir avcı idi. Artemis’in, Efes’teki kült imgesi Yunan standartlarından farklıdır. Özellikle göğüs çevresinde yer alan çok sayıda yuvarlak objenin açıklanması zordur. Efes Artemis kültü, Yunan-Roma dünyasında oldukça yaygındı ve Efes’teki festivale, büyük olasılıkla kent devletlerinin resmi temsilcilerinin (theoroi) de dahil olduğu çok geniş bir katılım sağlanmaktaydı.

  Dini nedenlerle çıkılan belli bir uzunlukta bir yolculuk olarak tanımlanan hac yolculuğu, dünyanın neredeyse her yerinde görülür. Antik Yunan-Roma dünyasında yapılan hac yolculukları, yolculuğun amacına bağlı olarak farklı türlere ayrılır. Bunlardan en yaygın olanları festivaller, kehanet merkezlerine yolculuklar veya şifa bulma amaçlı çıkılan yolculuklardır. İnsanlar kimi zaman, bir yeri, o yerin sahip olduğu derin kültürel önemden dolayı ziyaret ederler. Bazı ender durumlarda ise hac yolculuğunun amacı ezoterik bir gizem kültüne inisiye olmaktır. Antik Çağda yapılan hac yolculuklarını ayrıca, bu yolculuklara çıkan kişilere göre de sınıflandırmak mümkündür. Hac yolculuğuna çıkanlar sıradan bireyler olabileceği gibi, kent devletleri tarafından gönderilen ve “theoroi” (gözlemci) olarak adlandırılan resmi temsilciler de olabilir. Bu temsilciler festivallere katılarak, temsil ettikleri kent adına kurbanlar verirler. Ayrıca, kral ve hükümdarların da hac yolculuğuna çıktığı bilinmektedir. Hac yolculuklarının, Antik Yunan- Roma dünyasında, MÖ 6. yüzyıldan Roma İmparatorluğu’nun ilk kurulduğu döneme kadar yapıldığı bilinmektedir. Hac yolculuklarına dair bilgi veren kaynaklar daha çok Hellenistik Dönem ve sonrasına (MÖ 3. yüzyıl ve sonrası) tarihli yazıtlar ve edebi metinlerden oluşmaktadır. Antik Yunan-Roma dünyasında yapılan hac yolculuklarında varış yeri genellikle Anadolu’da bir yer olmuştur. Yolculuğa çıkanlar, genellikle zaten Anadolu’da yaşayan insanlar ve bazen de uzaklardan gelenlerden oluşuyordu. Anadolu’da yaşayanlar kimi zaman hac yolculuklarını Anadolu dışına yapıyorlardı. Örneğin, Türkiye’nin batı veya güney kıyılarında yaşayan Yunanlar, sık sık Yunanistan’daki Delphi veya Kuzey Ege’deki Samothrake Adası’nda yapılan ve Anadolu, Trakya ve Karadeniz’den katılımcıların olduğu festivallere gidiyorlardı. Festivaller Antik dünyadaki hac yolculuklarının başlıca türlerinden biri festivallerdir. Bazı festivallere yalnızca tek bir kentten ve yakın çevresinden gelen insanlar katılırken, bazılarının bütün bir coğrafi bölge veya daha geniş bir dini ağı kapsayan daha geniş bir katılım alanı oluyordu. Anadolu’da en ünlü festival büyük olasılıkla Efes’teki “Ephesia” adı verilen Artemis festivaliydi. Apollon’un kız kardeşi olan Yunan tanrıçası Artemis, genellikle genç kızları koruyan bakire bir avcı olarak bilinirdi. Artemis’in, Efes’teki kült imgesi Yunan standartlarından farklıdır. Özellikle göğüs çevresinde yer alan çok sayıda yuvarlak objenin açıklanması zordur. Efes Artemisi kültü, Yunan- Roma dünyasında oldukça yaygındı ve Efes’teki festivale, büyük olasılıkla kent devletlerinin resmi temsilcilerinin (theoroi) de dahil olduğu, çok geniş bir katılım sağlanıyordu. Ancak ne yazık ki bu festival ve festivale olan katılım üzerine kesin belgeler bulunmamaktadır. 5. yüzyıla tarihli bir kaynakta Ionialıların (İyonya) “Ephesia” festivaline katıldıkları belgelenmektedir. Yunan şair Kallimakhos’a göre, Efes’e gelen ziyaretçiler, kutsal ağaçtan parçalar kazıyarak, bunları hatıra olarak evlerine götürüyorlardı. Festivalde, Efes Artemisi adına yapılan heykellerin gelen ziyaretçilere sunulduğunu, MS 1. yüzyılda Hristiyanlığın gelişiyle bu heykelleri yapan kişilerin işlerini kaybetme tehdidiyle karşı karşıya kaldığını ifade eden bir gelenekten biliyoruz. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, Efes’te yapılan festivalin, geniş bir alandan katılımcıların geldiği büyük çaplı bir festival olduğunu düşünebiliriz. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bu tür benzer festivaller gerçekleştirilmiştir. Örneğin, bir kaynağa göre (MS 2. yüzyılda yaşamış bir fizyonom olan Polemon’un risalesinin Arapça çevirisi) Pamphylia (Pamfilya) bölgesindeki Perge’de, Artemis’in yerel karakterli bir tasviri adına düzenlenen festival, “ülkenin sınır bölgelerinden hac yolculuğuna çıkan insanların geldiği” bir festival olarak betimlenmiştir. Strabon’a göre, Antik Pontus’taki Komana’da, yerel tanrıça Ma Bellona adına düzenlenen festivale “her yerden, hem kentlerden hem de kırsal bölgelerden kadın ve erkekler” katılmıştır. Tanrıça heykelinin tapınak dışarısına çıkarılarak kentte gezdirilmesi (exodus) Komana’daki festivalin temel odak noktasıdır. Karia bölgesinde ise, Panamara’da yapılan Komuria festivaline, Rodos Adası’nı da kapsayan, Güneybatı ve Batı Anadolu’da geniş bir bölgeden temsilcilerin katıldığını biliyoruz. Bazen bir festivale katılmak, bir siyasi örgütlenmeyi güçlendirmenin yollarından biriydi. Örneğin, Likya Birliği’ne bağlı kentler Leto’ya adanan ve Ksanthos’ta gerçekleştirilen festivalde bir araya geliyorlardı. Benzer şekilde, 12 Ion kentinden oluşan Panionia Birliği, Priene yakınlarındaki Mykale Dağı’nda bulunan bir tapınakta düzenlenen “Panionia” (tüm Ionialılar) festivalinde düzenli olarak bir araya geliyorlardı. Kuzeybatı Anadolu’daki Troas kentlerinin de, Athena adına Ilion’da düzenlenen bir festivale temsilcilerini yolladıkları bilinmektedir. Hellenistik Dönemde, kentler yeni festivaller düzenleyerek bu etkinliklerin tüm Yunan dünyasında duyulması için elçilerle haber gönderirlerdi. Bunun en güzel örneklerinden biri, MÖ 207 yılında, Tanrıça Artemis Leukophyrene onuruna her dört yılda bir festival düzenleyen Karia bölgesindeki Menderes Magnesiası olmuştur. Yunan dünyasındaki tüm kentlere elçiler göndererek, kentin dokunulmazlığının tanınmasını ve festivale katılmalarını talep etmiştir. Gelen yanıt ise büyük çoğunlukla olumludur. Bireysel talepler ve yanıtlarına (yanıtlar genellikle özgün yerel dillerde yazılmıştır) ait kopyalar, Magnesia’da yer alan yazıtlarda görülmektedir.
 
Kehanet Merkezleri
 
Anadolu’da kehanet merkezi olduğu bilinen çok sayıda tapınak vardı. En önemli kehanet merkezleri Patara, Didyma (Didim), Klaros ve Gryneion’da bulunanlardı. Buradaki kahinlerin tümü, Yunanların kehanet ile en çok bağdaştırdıkları tanrı olan Apollon’un yerel karakterli tasvirleri ile ilişkilendirilmektedir. Apollon’un kendisinin de Antik Çağda Likya ile özel bağlantılarının olduğu kabul edilmekteydi. Pek çok akademisyen, bugün Apollon’un Anadolu kökenli olabileceğini düşünmektedir. Henüz MÖ 5. yüzyılda, Patara Apollon’un başlıca kehanet merkezlerinden biri olarak görülüyordu. Kentin adı Hitit kaynaklarından da bilindiğinden, tapınağın çok daha erken tarihli olduğu düşünülmektedir. Kuzeybatı Anadolu’daki (“Aeolis”) Gryneion da önemli bir kehanet merkeziydi. Didyma, Ionia bölgesindeki Miletos (Milet) kentine bağlıydı. Didyma’nın MÖ 6. yüzyılda Pers istilasından önce aktif olduğu bilinmektedir; hatta kehanetlik ile ilgili bilinen en erken bilgilerin bazıları burada bulunmuştur. Küçük Asya’nın batısındaki kentler ile Rodos gibi bazı uzak bölgelerden gelen adaklar, Hellenistik Döneme ait envanter listeleri ile kayıt altına alınmıştır. Didyma’daki kehanet merkezinin MS 3. yüzyılda hala aktif olduğu bilinmektedir. Roma İmparatorluğu Döneminde, tüm Anadolu’daki en önemli dini merkez haline gelen Klaros, en iyi belgelenmiş kehanet merkezidir. Dini temsilcilerin ziyaretleri, tapınakta yer alan yazıtlarda belgelenmiştir. Buradaki 300’den fazla yazıtın çoğu kesin olarak tarihlendirilebilmektedir. Dini temsilciler, tapınakta performans sergileyecek çocuk koroları ve bazen kahine danışacak bir elçiden (“theopropos”) oluşmaktaydı. Temsilcilerin çoğu Ionia, Karia (Karya), Lydia (Lidya), Phrygia (Frigya) ve kuzey bölgeler dahil olmak üzere Anadolu’dan gelmekteydi. Ayrıca Trakya, Karadeniz ve Girit Adası’ndan gelenler de vardı. Ancak Kıta Yunanistan’dan çok az ziyaretçi geliyordu. Menderes Nehri’nin diğer ucunda bulunan, Karia’nın doğusu ile Phrygia’nın batısında yer alan bir grup kentten çok sayıda temsilci geliyordu. Lykos Irmağı’nın güneyindeki Laodikeia kentinin, MS 2. ve 3. yüzyıllarda Klaros’a en az 40 temsilci gönderdiği bilinmektedir. Tapınakta verilen kehanetler dizeler halinde yazılmış ve bazen danışan kişilerin kentlerinde bulunan yazıtlarda sergilenmiştir. Bu metinlerin çoğu MS 2. yüzyılda Roma dünyasını kırıp geçiren bir salgın hastalık ile ilgilidir. Bazıları, salgın hastalıktan kurtulmak için yapılması gereken kurban ibadetleri ile ilgili ayin kuralları hakkında bilgi verir, bazıları ise Lykia (Likya) bölgesindeki Oinoanda kentindeki örnekte olduğu gibi, anlaşılması güç bir sinkretik mistisizmden bahseder. “Öğretilmemiş, annesiz, yok edilemez, ismi olmayan, birçok ismi olan, evi ateş içinde, bu tanrıdır. Biz melekler tanrının yalnızca küçük bir parçasıyız. Soranlar için, istemek tanrının doğasındadır, o böyle açıklar: her şeyi gören Aether tanrıdır. Ona bakmalı ve onu doğuda gördüğünde dua etmelisin.”