Tarih Boyunca Anadolu´da Hayırseverlik

Koç Üniversitesi Suna & İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Merkezi (AKMED), geçtiğimiz Mart ayında “Tarih Boyunca Anadolu’da Hayırseverlik” başlıklı sempozyuma ev sahipliği yaptı. Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED) ve Stavros Niarchos Geç Antik Çağ ve Bizans Araştırmaları Merkezi (GABAM) işbirliğinde gerçekleştirilen sempozyumda, Hellenistik ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde Anadolu´da varlıklarını sürdüren kent-devletleri ile Bizans, Selçuklu ve Osmanlı toplumlarında hayırseverlik anlayışı, hayırseverlik kurum ve kuruluşlarının işleyişi ve toplumdaki rolleri gibi konular ele alındı.

 

Koç Üniversitesi Araştırma Merkezleri’nden AKMED, Türkiye’nin ilk özel vakfı olarak eğitim, sağlık ve kültür alanlarında toplumun yaşam kalitesini yükseltecek öncü ve örnek hizmetler sunan Vehbi Koç Vakfı’nın 50. Yılı kapsamında “Hayırseverlik” kavramının yeniden ele alındığı sempozyuma ev sahipliği yaptı. ANAMED ve GABAM işbirliğiyle gerçekleştirilen sempozyumda, Hellenistik ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde Anadolu´da varlıklarını sürdüren kent-devletleri ile Bizans, Selçuklu ve Osmanlı toplumlarında hayırseverlik anlayışı, hayırseverlik kurum ve kuruluşlarının işleyişi ve toplumdaki rolleri ele alındı.

 

26-29 Mart 2019 tarihleri arasında Antalya Kaleiçi’nde bulunan AKMED Konferans Salonu’nda gerçekleşen sempozyumun açılış konuşmaları Vehbi Koç Vakfı Genel Müdürü Erdal Yıldırım, AKMED Direktörü Prof. Dr. Oğuz Tekin ve SOAS, Londra Üniversitesi Sanat Tarihi ve Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Scott Redford tarafından yapıldı.

 

Araştırmalarıyla alanında ses getiren bilim insanlarının yer aldığı sempozyumun ilk gününde Hellenistik ve Roma İmparatorluk dönemlerinde “Anadolu’da Hayırseverlik” kavramı ele alındı. Sempozyumun devamında ise; Geç Antik Çağ ve Bizans Dönemleri, Selçuklu Dönemi ve Osmanlı Döneminde Hayırseverlik konuları tartışıldı. Sempozyumda arkeolojik, epigrafik, edebi ve tarihsel kaynakların ışığında, Eskiçağ toplumlarının hayırseverliğe bakışı, devletlerin bu konuya yaklaşımı, hayırseverlerin elde ettiği onur ve övgüler gibi birbirinden ilginç birçok konu değerlendirildi. Sempozyumun son oturumu ise günümüzdeki hayırseverliğe ayrıldı. Geçmişin deneyim ve temellerinden beslenen günümüzdeki hayırseverlerin ve hayırseverlik kurumlarının geldiği nokta ve geleceği, geniş bir çerçevede ele alındı.

 

Sempozyumun açılışında konuşan Vehbi Koç Vakfı Genel Müdürü Erdal Yıldırım, vakfın Türkiye Cumhuriyeti´nin ilk özel vakfı olduğunu ve bundan tam 50 yıl önce Türkiye´deki geçmişi eskilere dayanan ancak unutulmaya yüz tutmuş vakıf geleneğini canlandırmak amacıyla kurulduğunu hatırlattı. Erdal Yıldırım şöyle devam etti: Vakfımız “Yapan biri bulunur elbet” demeden “Üstümüze Vazife” yaklaşımıyla çalışıyor. Vehbi Koç Vakfı ülkemizde sivil toplumun ve hayırseverliğin gelişimine büyük katkılar sağlayan önemli bir rol model oldu. Taşın altına sadece elimizi değil, yüreğimizi de koyarak hareket ediyoruz. Yarım asrı geride bırakırken bu yıl ‘hayırseverlik’ teması etrafında bir dizi faaliyet gerçekleştireceğiz. Vaktini, emeğini, uzmanlığını veya maddi kaynaklarını kamusal fayda yaratmak için seferber eden herkes hayırseverdir. Biz kendi hikâyemizi anlatırken herkesin üstüne vazife edinerek fark yaratabileceği bir alan olduğunu göstermeye çalışıyoruz. 50. yılımız vesilesiyle bugüne kadar Vehbi Koç Vakfı’na emeği geçen kişi ve kurumlar ile vakıf faaliyetlerimizi bir araya getirdiğimiz bir ansiklopedi de hazırladık. Bu ansiklopedinin, sivil toplum dünyası ve kamuoyu için geniş kapsamlı bir kaynak olacağını umuyoruz.” dedi.

 

AKMED Direktörü Prof. Dr. Oğuz Tekin ise, “Anadolu’da Hayırseverlik” konusunu ele alan bir sempozyum fikrinin 2 yıl önce şekillendiğini belirtti. Prof. Tekin, Koç Üniversitesi’nin üç merkezinin işbirliğiyle düzenlenen sempozyumun kronolojik kapsamının Hellenistik Dönemden günümüze değin uzanan yaklaşık 2300 yıllık bir dönemi kapsadığına değindi. Anadolu’da hayırseverliğin gelişimini de özetleyen Oğuz Tekin şöyle devam etti: “Devletlerin her dönemde özellikle ekonomik açıdan kendi toplumlarına yettikleri söylenemez. İşte bu noktada toplumdaki varlıklı yurttaşlar, kendi servetlerinin bir kısmını içinde yaşadıkları devlete ve topluma aktarmışlar, karşılığında devlet ve yurttaşlar tarafından büyük bir onur ve övgü kazanmışlar, hatta bu yurttaşların heykelleri dikilmiştir. Hayırlı bir iş için gösterdikleri hayırseverliğin onur, erdemle geri dönmesi, devlet protokolünde kendilerine yer verilmesi ve toplumun seçkin yurttaşları olarak kabul görmeleri, varlıklı yurttaşları hayırseverliğe özendirmiş ve hayırseverlik adeta kurumsal bir kimlik kazanmıştır. Eskiçağda hayırseverlerin içinde yaşadıkları kente çeşitli kamu yapıları ve yol yaptırmaları, festivallerin organizasyonunu üstlenmeleri, fakir ve muhtaçlara yardım etmeleri, aşevleri ve şifahaneler tesis ettirmeleri, eğitim faaliyetlerine katkıları ve zamanla bütün bu işleri oluşturdukları kurumlar aracılığıyla yapmaları hayırseverliğin zamanla “vakıf” olarak adlandırılan bir kimlikte vücut bulduğunu göstermektedir. Hayırseverlik ya da hayırsever yaklaşım -geçmişte olduğu gibi- günümüzde de bir yandan varlıklı yurttaşların münferit çabalarıyla, öte yandan kurumlar ve/veya vakıflar aracılığıyla  içinde bulundukları toplumun gelişimine önemli katkı sağlamaktadır.” dedi.