URARTU SANATI

Urartu sanatının en gelişmiş ve özgün dalı mimarlıktır. Topografya ve iklim özellikleriyle krallığın gereksinimleri doğrultusunda hazırlanan tasarımlarda belirli standartlar geliştirilmiştir.

 

URARTU SANATI

Çoğu kez Urartu sanatının, kökü derinlere gitmeyen, resmî karakterli elit bir yönetici sanatı olduğuna ve başkent Tuşpa ile aynı zamanda ortaya çıktığına inanılır. Kanımca bu yüzeysel bir değerlendirmedir. Urartu sanatını MÖ 9. yüzyılın sonları ile 8. yüzyıl başlarında ortaya çıkmış öncesiz-köksüz bir sanat olarak nitelemek mümkün değildir. Son derece engebeli bir yapıya sahip Doğu Anadolu’nun her noktası MÖ 3. binyılın başlarından beri yoğun bir iskâna sahne olmuş ve giderek çeşitli etnik ya da sosyo-kültürel gruplar arasında paylaşılmaya başlamıştı. Geçimlerini kimi zaman yerleşik tarım, kimi zaman göçebe ya da yarı göçebe hayvancılıkla sağlayan bu etnik gruplar daha Urartu Krallığı’nın kuruluşundan yüzlerce yıl önce Uruatri ve Nairi adları altında çeşitli toplumsal örgütlenmelere giderek gelişmeye başlamışlardı. Nitekim Urartu metinlerinde; Doğu Anadolu, Transkafkasya ve Kuzeybatı İran’da yaşayan farklı dillere sahip pek çok etnik grubun adı anılır. Etiu, Muşki, Manna ve Parsa bunlardan en çok duyulanlarıdır. Urartu Krallığı’nın yıkılışını izleyen yıllarda ise bölge bu kez Khaldler, Taokhlar, Alarodlar, Kardukhlar, Khalybler, Ermeniler vb. etnik gruplar arasında paylaşılmıştır. Dolayısıyla Doğu Anadolu binlerce yıl boyunca farklı diller konuşan farklı etnik grupların ve kültürlerin vatanı olmuştur. Van Gölü havzasında Karagündüz, Ünseli, Aliler Kale ve Yoncatepe, Kuzeybatı İran’da, Urmiye Gölü’nün batı kıyıları boyunca sıralanan Haftavantepe IV, Kordlartepe I, ve Hasanlu IVB gibi merkezlerde kazılarla ortaya çıkarılan Erken Demir Çağı kültürleri benzer özelliklere sahiptir ve Urartu devlet kültürünün biçimlenmesinde belirli bir katkıları olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle Van Gölü havzasında yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalar, Urartu krallık kültüründe kendini gösterecek kimi elemanların MÖ 13.-12. yüzyıllara kadar geri gittiğini ve toplumu tetikleyen kimi teknolojik adımların bu zamanda atıldığını ortaya koymuştur. Ancak ana biçimlenme ve standartlaşmanın, başkentin Van Ovası’na taşınması sonrasında meydana geldiği, eski geleneklerin yeni etkilerle birlikte yeniden formatlanarak bir devlet sanatı haline getirildiği de bir gerçektir. Krallıkla birlikte baş gösteren yeni bürokratik sistemin gereksinimleri doğrultusunda emperyal bir estetik yaratılmaya çalışıldığı belirgindir. Dolayısıyla Urartu sanatının tüm Doğu Anadolu’yu temsil etmediği de açıktır. Resmi bir devlet dili görünümündeki Urartuca ile sanatının krallığın yıkılışı sonrasında derhal unutulmuş olması bunun göstergesidir.

Yazı : Veli Sevin

Fotoğraglar : Van Arkeoloji Müzesi