YENİ YIL VE BAYRAMLAR

Bir yılın ömrünü tamamlaması ve yeni bir yılın başlaması, medyada genellikle yaşlı bir adam biçiminde görüntülenen eski yılın bayrak yarışını bebek olan yeni yıla bırakması ile betimlenir.

Bu nöbet değişimi halen kuzey yarımkürede günlerin kısa ve havanın soğuk olduğu kış mevsiminin ortasında gerçekleşirken, bazı kültürlerde baharın başlangıcı ile eşzamanlıdır. Yeni yılın başlama zamanındaki farklılıklar, yılın başlangıcı olarak temel alınan mevsim değişimleri ya da tarihi veya dini olaylara dayanır.  Yeni yılın başlaması, doğaya bağımlı bir yaşam süren ve ağırlıklı olarak tarımla geçinen toplumlarda mevsim döngüsüne dayanır. Eski Önasya’da yeni yıl doğanın canlanması, bitki ve hayvanların büyüyüp çoğalarak yeni bir yaşama başlaması ile özdeştir. Yeryüzündeki yaşamın sürebilmesi için temel maddeler olan su ve toprak, tarımcı topluluklar için yaşamsal öneme sahiptir. Su pınarlar, nehirler, göller halinde ortaya çıkar, yağmur olarak gökten iner ve toprağa katılarak bitkilerin üremesi ve büyümesini sağladığından, ana dinsel kavramlar haline gelmiştir. Kışın soğuklarının ardından havanın ısınması ve güneşli günlerin kendini göstermesi ile en erken çiçek açmaya başlayan soğanlı bitkiler (geofitler) arasında ilk çiçek açan kardelen ve karçiçeği ile bunu izleyen çiğdem, süsen, müşkülüm, sümbül, lale ve nergisler dirilişin, baharın başlangıcının ve yeni yılın simgesidir. Doğanın bereketini sağlayan yağmurun dağlardan ovalara gelmesi ve pınarlar ile ırmak kaynaklarının dağlarda bulunması nedeniyle Hava Tanrısı dağlarla ilişkilendirilir, dağlar ve su kaynakları kutsal sayılır. Toprak ve Su = Ana Tanrıça ve Hava Tanrısı Toprak, canlıları içerisinde barındıran ve besleyen, yaşam mekânı sağlayan koruyucu alan olarak Ana Tanrıça; toprağın içinden pınarlar, nehirler, göller halinde ortaya çıkan su ise yaşam iksiridir. Tohumlar, toprağa, yani toprak anaya düşerek her ilkbaharda yeniden canlanmak üzere kış mevsimini ölüler ülkesinde geçirir, havaların ısınması ve suların toprakla buluşması sonrasında yeşererek yeni bir yaşama başlar.

Yağmura dayalı tarım yapılan bölgelerde toprağı simgeleyen Ana Tanrıça (Toprak Ana) ve yağmur getiren Fırtına / Hava Tanrısı baştanrı çifti haline gelir. Bu tanrı çifti, Eflatunpınar Anıtı’nda tahtlarında yan yana oturur biçimde betimlenir. Hititlerin Arinna Kenti Güneş Tanrıçası Hava Tanrısı’nın eşidir ve Ana Tanrıça Kubaba ile özdeştir. Toprak Tanrıçası Wurunšenu ile eşdeğer sayılan Kubaba yaşamın ve hayvanların bereketinden sorumlu olan Tanrı LAMMA’nın eşi, MÖ 18. yüzyılda Karkamış kentinin tanrıçasıydı. Hititlerin Hurri dininin etkisine girdikleri MÖ 13. yüzyılda ise baştanrı çifti Fırtına Tanrısı Teşup ile Ana Tanrıça Hepat olmuştur. Bu tanrı çifti, başkent Hattuşa yakınındaki Açık Hava Tapınağı Yazılıkaya’nın A Odasındaki ana sahnede betimlenir. Ana Tanrıça Assur kaynaklarında Kubabat, Frig kaynaklarında Kybele, Lidya’da Kybebe, Likya’da Kuvava olarak adlandırılmış, Eski Yunan mitolojisine Tanrıça Artemis olarak geçmiştir.
Pınar tanrıçaları da çoğu kez bitki tanrıları ile birlikte görülür. Suriye Pınar Tanrıçası Šala ile Bereket  Tanrısı Dagān, Hitit Pınar Tanrıçası Hatepuna/Hatepinuile Bereket Tanrısı Telipinu ve Hatti tanrıçası Tassuwašši ile “Nerik Hava Tanrısı” birer tanrı çifti olarak nitelenmişlerdir. Bitki tanrıçaları da genellikle yeraltı su kaynakları ile ilişkilendirilmişlerdir. Emar’da Bitkiler Tanrıçası Išhara’nın ırmaklar ve pınarlara da hükmettiğine inanılmış ve çoğu kez Irmakların Tanrıçası Balīha (Balih) ve Habūrītum (Habur) ile birlikte anılmıştır. Kizzuwatnalılar, bitkilerin büyümesi üzerinde etkisi olduklarına inandıkları bu tanrıçaya, dünyayı terk etmemesi için ilkbahar bayramlarında yakarmışlardır. Ugarit Bitkiler Tanrıçası Aštart da su kaynaklarından sorumlu olan Yeraltı Tanrısı Aštar ile bağlantılı görülmüştür.
 
Ölen ve Dirilen Tanrılar
İlkbaharda havaların ısınmasıyla birlikte eriyen karlar su kaynaklarını güçlendirir, topraktan tohumlar filizlenir ve bitki dünyası yeni bir yaşama başlar. Su kaynakları yazın azalır, sonbaharda ürün hasat edilir ve bitkiler ölür, tohumları toprağın içine düşer ve bir sonraki ilkbaharda yeni bitkiler halinde yaşama döner. Bu yaşam döngüsü Eski Önasya’da bereket tanrılarının ölmeleri ve yeniden doğmaları ile simgelenen mitolojik öykülere konu olmuştur. Bu öykülerin çoğunda esas konu bir tanrı ya da tanrıçanın yeraltı dünyasına inişi ve tekrar dünyaya dönüşüdür. Bereket tanrılarının bu yaşam döngüsü, bitkilerin yaşam döngüsünü etkiler. Tanrıların yeraltına inişleri sırasında bitkiler ölür ve tanrılar dünyaya geri dönünce bitkiler de canlanır. Roma mitolojisinde Venüs, Eski Önasya’da İştar olarak adlandırılan Savaş ve Aşk Tanrıçası, güneşe en yakın olduğu mart ayı boyunca akşamları gökyüzünün en parlak cismi olan Venüs (Zühre) yıldızıdır. Bu dönemin aynı zamanda doğanın dirilişi ve dolayısı ile baharın ve yeni yılın, yeni yaşamın başlangıcı olması, mitolojik öykülere konu olmuştur. Yeraltına inen tanrı ve onu kurtaran tanrıça öyküleri yıllık yaşam döngüsünü simgeleyen kutsal su ile ilişkilidir. Kutsal suyun yükselmesi ilkbaharı, düşmesi kuru mevsimleri simgeler. Mezopotamya Bereket Tanrısı DUMUZI/Tammuz Savaş Tanrıçası INANNA/IŠTAR’ın kardeşi ve eşidir. Tanrının Yeraltı Tanrıçası EREŠ. KI.GAL/Ereškigal’in hükmettiği yeraltı dünyasına inişi (ölmesi) ile bitkilerin büyümesi durur ve hayvanlar çiftleşmez olur. Tanrı EN.AN.KI/ Ea, Tammuz’un yılın yarısında dünyaya dönmesini (dirilmesini) ve IŠTAR ile birleşerek doğanın yeniden canlanmasını sağlar. Bu öyküde Tammuz’un IŠTAR ile birleşmesi tohumlanmayı, sular tanrısı Ea da bu tohumların su ile birleşerek filizlenmesini simgeler.
Kuzey Suriye bereket tanrısı Ba’al’i erkek kardeşi olan yeraltı tanrısı Môt’un yakarak öldürmesi ve kız kardeşi, savaş tanrıçası Anat’ın yeraltına inerek onu dünyaya geri getirmesinde Baştanrı El yardımcı olur. Eski Mısır mitolojisinde bitkiler tanrısı Osiris’in erkek kardeşi ve yeraltı tanrısı Seth tarafından Nil Nehri’nde öldürülmesi ile kız kardeşi ve eşi olan savaş tanrıçası Isis tarafından tekrar yaşama döndürülmesi öyküsü ile Fenike mitolojisinde Adon/Eshmun ile Aštarte ve Frig mitolojisinde Attis ile Kybele öyküleri de aynı anlamı taşır.

A. Tuba ÖKSE