YESEMEK

İslahiye ilçe merkezinin 20 km güneydoğusundaki Yesemek köyü yakınlarında bulunan ‘Yesemek Taşocağı ve Heykelcilik Atölyesi’, antik dünyanın son derecede ilginç ve önemli bir arkeolojik merkezidir.

Anadolu‘nun ‘Kültür Varlıkları’ envanterinde çok seçkin bir yeri olan, ‘Eski Önasya Dünyası’nın bugüne kadar saptanmış en büyük heykeltıraşlık merkezi niteliğindeki bu atölyede, yüzlerce aslan ve sfenks heykeli ile onlarca tanrı kabartması ve değişik türlerden heykeltıraşlık eseri, işçilikleri bitirilmemiş taslaklar hâlinde, ancak tümüyle  sağlam durumda günümüze  kadar gelmiş durumdadır.

Yörede ‘Heykel Tarlası’ olarak da anılan Yesemek‘in arkeoloji yazınına girişi, 19. yüzyılın sonlarında olmuştur. Zincirli Höyük kazıları sırasında, 1889 yılında Alman bilim adamları tarafından varlığı saptanan ve “Taşocağı ve çok sayıda aslan tasviri ile işçilikleri tamamlanmamış heykellerin bulunduğu yer” olarak betimlenen atölye, arkeoloji dünyasına tanıtılmakla yetinilmiş, burası hakkında herhangi bir bilimsel çalışma yapılmamıştır. Bu keşiften sonra Yesemek ile uzun süre pek ilgilenilmemiş, bu önemli merkez belleklerde silikleşmiş, ancak çok sonraları 1955 yılında, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eski Önasya Dilleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. U. Bahadır Alkım tarafından âdeta yeniden keşfedilerek arkeoloji dünyasının bilgisine sunulmuştur. Bizim de üyesi olduğumuz Alkım Ekibi‘nin 1958‘den 1961 yılına kadar sürdürdüğü kazı ve düzenleme çalışmalarıyla Yesemek Atölyesi ve buradaki eserler hakkında ayrıntılı bilimsel sonuçlara ulaşılmıştır. Heykellerin bulunduğu alanın etrafı tel örgüyle çevrilerek eserler koruma altına alınmış ve atölye bir ‘Açıkhava Müzesi’ hâline getirilmiştir. Bu ilk kapsamlı bilimsel çalışmalardan sonra, 1989‘da Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü İlhan Temizsoy‘un yönetiminde bir ekip, Yesemek‘te 1991‘e kadar devam eden bir kazı ve çevre düzenleme projesini gerçekleştirmiştir.

Heykel atölyesi Karatepe‘nin batı yamacında, yaklaşık 400 x 200 m ölçüsünde bir alanda, volkanik ‘Bazalt / Dolorit’ damarları üzerine kuruludur. Çevrede yoğun olarak bulunan bazaltın en yüksek kaliteli ince gözenekli olan damarları burada yüzeye çıkmış olduğundan dolayı, Yesemek sırtlarının hem taşocağı hem de heykel yapım yeri olarak seçildiği anlaşılmaktadır.

Alkım Ekibi‘nin kazıları sırasında atölyedeki  heykel  yapım  çalışmalarının muhtelif evrelerini gösteren pek çok belge/eser  bulunmuştur. Yamacın yüksek kesimlerindeki yoğun bazalt  kütlelerinden heykel yapılmak için elverişli boyda blokların ana kayadan nasıl kesildiği ve bunların yontu işi için nasıl hazırlandığının aşamaları çok iyi izlenebilmektedir...

Bir sonraki aşama, heykel  ustalarının blokları işleyerek, heykelleri  ana  çizgileriyle  şekillendirmeleri   idi.   Yesemekli ustaların işi, büyük olasılıkla bu noktada bitmekteydi. Bundan sonra, taslaklar konulacakları yere/kente taşınmakta, ince işleri orada tamamlanarak son durumlarına getirilmekte ve yerlerine konuluyor olmalıydı.

Yesemek'te büyük bir kısmı toprak altında olduğu için heykel taslağı olup olmadığı kestirilemeyen çok sayıda bazalt blok vardır ve bundan dolayı bugün Yesemek‘te kaç tane eser olduğu kesin olarak saptanabilmiş değildir. Ortaya çıkartılmış olanlarla, kısmen veya tamamen toprak altında olup henüz çıkartılmamış -olası- eserlerin de dikkate alınması durumunda, Yesemek‘teki heykel taslağı sayısının 400‘e yaklaşacağı düşünülebilir...

Prof. Dr. Refik DURU