MÜKEMMEL PERFORMANS ALANLARI: GEÇMİŞİN EKOSU

Antik performans alanlarının akustiği ve tarihöncesi kaya resimleri üzerinde çalışan Steven J. Waller çok belirgin ekonun bu günkü performans alanları açısından affedilemez bir hata olarak kabul edildiğini fakat antik dönemlerde ekonun insanlar tarafından kullanılan bir öğe olduğunu belirtiyor.

Carnegie Hall’da bir flüt çalarsın; onun çıkardığı sesler yankılanır ve bulduğu alanı doldurur. Aynı flütü Büyük Kanyon’da çalarsın, ses dalgaları kayalara çarpar ve dalgalardan oluşan bir kaos halinde eko yaparak sana geri döner. Akustik anlayışındaki modern dünya ile antik dünya arasındaki farklılık oldukça açıktır. Modern dinleyicilere göre enstrümanlar oditoryuma aittir.

Antik performans alanlarının akustiği ve tarihöncesi kaya resimleri üzerinde çalışan Steven J. Waller çok belirgin ekonun bu günkü performans alanları açısından affedilemez bir hata olarak kabul edildiğini fakat antik dönemlerde ekonun insanlar tarafından kullanılan bir öğe olduğunu belirtiyor.

Waller’a göre seyircilerin ve performans artistlerinin akustiğe karşı olan tavır ve anlayışları onların dünya görüşünü temsil ediyor ve “Güzellik görenin gözündedir anlayışı müzik için de geçerli. Mükemmel performans alanlarının değeri dinleyicilerin kulağı ile  ilgili. Modern zamanlarda biz sesin netliğine değer veriyoruz. Bu modern orkestranın yaptığı bir şey. Buna rağmen ses dalgaları teorisine göre ekolar antik dönemde gizimli ve kutsal kabul ediliyordu” diyor.

Özel olmaktan oldukça uzak olsa da eko ile bağlantılı olan en ünlü mit Echo’nun trjedisinin anlatıldığı ve Ovid’e ait olan Metamorfozlar olarak görülüyor. Hikayede sadece kendi yansımasına aşık olan  Narcissus tarafından aşkı geri çevrilen bir kadının dünyadan yok olması ve geriye sadece sesinin kalması anlatılıyor. 28 yıldır Waller elliden fazla eko mit hikayesi toplamış durumda. 

Waller’a göre bütün bu mitlerin ortak bir noktası bulunmakta. Taş yüzeyin arkasında yaşayan ve büyük olasılıkla cezalandırıldığı için orda bulunan bir ruh yoldan geçenleri de kendisi gibi taşa hapsetmek için seslenip kandırmaya çalışıyor. Bu taşların bulunduğu bölgelerdeki insanlar tamamen planlı bir şekilde bu taş yüzeylere çizimler yapıyor, taşların bulunduğu bölgeye belirli eşyalar bırakıyor ve en güçlü ekoya ulaşmaya çalışıyorlar.

Wallet “Almanya’da şimdiye kadar bulunmuş en eski flütlerden biri olarak kabul edilen bir flüt yankı oranı çok yüksek olan mağara alanlarında bulunmuş. Bu durum sadece buraya düşürmüş olmalılar olayı değil. Flütü ekoyu en iyi yakalayabilecekleri yerlerde çalıyordu insanlar” diyor. Bu alanların akustiğini ölçmek için Waller devamlılığı olan ve vurmalı aletlerden çıkan sesi emen bir alet kullanıyor ve portatif dijital kayıt cihazları ve ses yazılımları ile akustiğin kalitesini ölçerek extra yansıyan sesleri bulmaya çalışıyor.

“Bütün bunları bir araya koyduğunuzda atalarımızın ses yansımalarına değer verdiklerini ve onu aradıklarını ve bazı durumlarda ise ona tapındıklarını görüyorsunuz” diyen Waller “bu konuya ilişkin olarak sadece mitleri yok, kazımalar ve resimlerle de bu konunun önemli olduğunu işaret ediyor” diyor.

Yerli Amerikalı Acoma kabilesinin göçü sırasında Masewa “Güneşin oğlu” insanlarını doğdukları yerden çıkarmış ve “aako” olarak bilinen bir yere götürmüş. Yol boyunca ilerledikçe belirli noktalarda durarak “aaaaaaakooooooo!”  diye bağırmış ve ekonun ona geri dönüp dönmediğini dinlemiş. İnsanlar da bu teste katılmışlar ve eğer ekonun yeteri kadar iyi olmadığı sonucuna vardılarsa ilerlemeye devam etmişler. En sonunda Yeni Meksika’da bulunan Acoma Pueblo’nun doğusunda ekonun muhteşem olduğu bir alana yerleşmişler. Şimdilerde bu alanda yaklaşık olarak 24 bin üzerine desenler kazılmış ya da boyanmış taş bulunduğu bilinmekte. Waller’a göre bölgenin mükemmel ekosu bizim için acı verici olsa da o dönemde yaşayan insanlar için en değerli müzik idi.

 

Kaynak: http://www.pasthorizonspr.com/index.php/archives/05/2015/perfect-performance-spaces-echoes-of-the-past